bolsos michael kors nike huarache baratas montblanc boligrafos nike outlet polos ralph lauren baratos oakley baratas michael kors bolsos new balance 574 new balance baratas boligrafos montblanc nike air force baratas polo ralph lauren baratos nike air force 1 nike huarache

cialis ohne rezept viagra generika cialis generika viagra online kaufen kamagra shop levitra generika levitra 20mg viagra kaufen levitra preis kamagra gel kamagra bestellen viagra bestellen levitra generika viagra generika cialis generika kamagra kaufen viagra bestellen levitra ohne rezept levitra 20 mg lovegra kaufen

moncler jakke oakley norge woolrich jacka canada goose tilbud ray ban norge mbt skor nike helsinki nike shox australia michael kors laukut ray ban briller canada goose jacka ray ban solbriller canada goose rea canada goose outlet ray ban aurinkolasit

nike blazer damskie nike blazer sklep moncler kurtka oakley praha ray ban praha abercrombie mikina polo ralph lauren praha hollister praha hollister mikina abercrombie praha michael kors kabelky hollister sk air jordan tenisky nike free 5.0 bayan nike free run bayan

Anasayfa  Forum  Defteri Oku Deftere Yaz  İletişim
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
GÜLSÜM KARAKURT

Yer:
Bursa

Tarih:
03 Mart 2008, Pazartesi
12:50

Alıntı Yap: GÜLSÜM KARAKURT

ÇOCUKLAR

Bugün yine biraz çocukluğuma yani Karapınar’a gideceğim. Muhtemelen 1965 yılı veya öncesi veyahut sonrası olabilir. Zaten köy yaşamında, zamanın bir anlamı olmadığı gibi insanın, hele hele bir çocuğun hayatının da fazlaca bir önemi yoktu. O yıllarda fakirlik diz boyu idi, her ne hikmet ise şimdiki yoksulluğa pek benzemiyordu. İnanın, insanların büyük çoğunluğu sadece, ama sadece karınlarını duyuracak taştan yumuşak bir şeyler bulup bunları yemek peşinde idiler. Bu nedenle, anlattığım dönemde karnını doyuran adem oğullarına, ağa, paşa denirdi. O yıllarda, beslenme, sağlıklı beslenme terimleri literatüre henüz girmemişti. Zaten, bu terimleri konuşmasında kullananlara, kesinlikle deli muamelesi yapılırdı.

Büyükleri bir tarafa bırakalım, peki çocuklar bu ortamda ne yer ne içerlerdi? Şunu peşinen belirteyim o yıllarda masa diye bir araç pek bilinmediği gibi, çocukların ağırlıklı çoğunluğu bilinen yer sofrasında dahi yemek yemezdi. Yiyeceği her ne ise onu ayakta ve ev dışında yerdi. Zaten büyük çoğunluğunun günlük beslenmesi sadece kuru ekmekti. İnanmayacaksınız ama bazıları bunu dahi bulamazdı. Eğer ailenin durumu biraz iyi ise bu ekmeğin yanına biraz imansız peynir verilir. Aile orta halli ise, genellikle lavaş veya top ekmeğin üstüne yoğurt sürülür ve bu yoğurt bulaştırılmış ekmek çocuğun eline tutuşturulur. Bugünkü çocukların pek anlam veremeyeceği bu yoğurt bulaştırılmış ekmek, bir lüks ifadesi idi.

Şimdi diyeceksiniz hiç mi yemek yiyen çocuk yoktu. Tabi ki vardı. Onlar süper beslenenler kategorisine girerlerdi. Bunlar, bulgur pilavı, ayran aşı, patates yahnisi, çılbır, haşil, yağlı ekmek, haside, mırtoğa, helva ve benzeri yemeklerden oluşan zengin bir menüye sahiptiler.

Çocuklar, meyveyi sevmediklerinden(!), meyve köye ara sıra uğrar, milli ekonomiye zarar olmasın diye büyükler, gelen meyve bozulmadan özenerek soyar ve yerlerdi. Yine çevre kirlenmesin diye çocuklar, çöp imha merkezi gibi görev yapar ve yere düşmüş meyve kabuklarını, kirli temiz demeden mideye gönderir, böylelikle köyün temiz kalmasını sağlarlardı.

Birde çocuklar öyle süper market, hiper marketlerde alışveriş yapmazlardı. O zamanın ultra satış merkezi Hacı Dedelerinin dükkânından bütün ihtiyaçlarını giderirlerdi. Alış verişte nakit, kredi kartı kullanılmaz, yün, arpa, buğday verilip karşılığında başta kırık leblebi olmak üzere, üzüm, keçi boynuzu, şeker takas edilirdi. Hacı dedelerinin elleri hassas terazi idi, çocukların getirdiklerini eli ve gözü ile tartar ve yine karşılığını eli ile ayarlardı. Bu ölçme tartma hususu o kadar hassas idi ki, o dönemde itiraz eden vaki değildi.
.............................................
sevgili muhsin dayı köyde yaşayan bir çocuğun duyguları ancak bu kadar saf ve temiz ifadelerle anlatıla bilirdi.bu duyguları yaşamasamda bu duygularını bizlere geçirdiğinden emin olabilirsin.Bu duyguları yaşamış olanlar adına ve yaşamayan bizlerede duygusal olarak yaşama fırsatı verdiğin için teşekkür ediyorum.Ve yaşanmış güzel hikayelerinin devamını herkes gibi bende dört gözle bekliyorum.
Yukarı          
 
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT

Yer:
Ankara

Tarih:
03 Mart 2008, Pazartesi
10:22

Alıntı Yap: MUHSİN KARAKURT

OTLAYAN ÇOCUKLAR

Bugün yine biraz çocukluğuma yani Karapınar’a gideceğim. Muhtemelen 1965 yılı veya öncesi veyahut sonrası olabilir. Zaten köy yaşamında, zamanın bir anlamı olmadığı gibi insanın, hele hele bir çocuğun hayatının da fazlaca bir önemi yoktu. O yıllarda fakirlik diz boyu idi, her ne hikmet ise şimdiki yoksulluğa pek benzemiyordu. İnanın, insanların büyük çoğunluğu sadece, ama sadece karınlarını duyuracak taştan yumuşak bir şeyler bulup bunları yemek peşinde idiler. Bu nedenle, anlattığım dönemde karnını doyuran adem oğullarına, ağa, paşa denirdi. O yıllarda, beslenme, sağlıklı beslenme terimleri literatüre henüz girmemişti. Zaten, bu terimleri konuşmasında kullananlara, kesinlikle deli muamelesi yapılırdı.

Büyükleri bir tarafa bırakalım, peki çocuklar bu ortamda ne yer ne içerlerdi? Şunu peşinen belirteyim o yıllarda masa diye bir araç pek bilinmediği gibi, çocukların ağırlıklı çoğunluğu bilinen yer sofrasında dahi yemek yemezdi. Yiyeceği her ne ise onu ayakta ve ev dışında yerdi. Zaten büyük çoğunluğunun günlük beslenmesi sadece kuru ekmekti. İnanmayacaksınız ama bazıları bunu dahi bulamazdı. Eğer ailenin durumu biraz iyi ise bu ekmeğin yanına biraz imansız peynir verilir. Aile orta halli ise, genellikle lavaş veya top ekmeğin üstüne yoğurt sürülür ve bu yoğurt bulaştırılmış ekmek çocuğun eline tutuşturulur. Bugünkü çocukların pek anlam veremeyeceği bu yoğurt bulaştırılmış ekmek, bir lüks ifadesi idi.

Şimdi diyeceksiniz hiç mi yemek yiyen çocuk yoktu. Tabi ki vardı. Onlar süper beslenenler kategorisine girerlerdi. Bunlar, bulgur pilavı, ayran aşı, patates yahnisi, çılbır, haşil, yağlı ekmek, haside, mırtoğa, helva ve benzeri yemeklerden oluşan zengin bir menüye sahiptiler.

Çocuklar, meyveyi sevmediklerinden(!), meyve köye ara sıra uğrar, milli ekonomiye zarar olmasın diye büyükler, gelen meyve bozulmadan özenerek soyar ve yerlerdi. Yine çevre kirlenmesin diye çocuklar, çöp imha merkezi gibi görev yapar ve yere düşmüş meyve kabuklarını, kirli temiz demeden mideye gönderir, böylelikle köyün temiz kalmasını sağlarlardı.

Birde çocuklar öyle süper market, hiper marketlerde alışveriş yapmazlardı. O zamanın ultra satış merkezi Hacı Dedelerinin dükkânından bütün ihtiyaçlarını giderirlerdi. Alış verişte nakit, kredi kartı kullanılmaz, yün, arpa, buğday verilip karşılığında başta kırık leblebi olmak üzere, üzüm, keçi boynuzu, şeker takas edilirdi. Hacı dedelerinin elleri hassas terazi idi, çocukların getirdiklerini eli ve gözü ile tartar ve yine karşılığını eli ile ayarlardı. Bu ölçme tartma hususu o kadar hassas idi ki, o dönemde itiraz eden vaki değildi.

İstisnalar hariç, aile için öncelikler sıralamasında çocuğun yeri genellikle en sondur. Çocuktan daha kıymetli kimleri sayabiliriz; öküzler, mandalar, inekler, koyunlar, kuzular v.b. Anlıyorum, bu derece geri plana itilmiş çocuklar, hayatlarını nasıl sürdürürlerdi, nasıl gelişip büyürlerdi, diye düşünüyorsunuz. İşin püf noktası da burada yatıyor.

Eskiden köydeki her çocuk, yaşı ve gücü oranında üreticiydi ve çalışma alanı çok genişti. Su taşırdı, hayvan sulardı, bir yerleri temizlerdi, kuzu otlatırdı, öküz otlatırdı, harmanda çalışırdı, tarlada çalışırdı, çayırda çalışırdı, çalışırdı…, çalışırdı…, vesselam hiç durmadan çalışırdı.
Çocuğun aklı biraz kesmeye başladığında kendisine kuzu otlama sorumluluğu verilirdi. Sabah çocuğun torbasına bir ekmek önüne kuzuyu koyar, yola düşürürlerdi. Çocuk, kuzuları iyi otlayıp karınlarını doyuracağı yerlere götürürdü. Kuzular otlarken kendisi de yavaş otlamaya başlardı çünkü yemek için verilmiş ekmek hem yetersiz hem de besleyici değildir. Her bölgenin mevsimine göre belirli yiyecek bitki türleri vardı. Neler mi; kuzu kulağı, gelin tırnağı, haşhaş, diken, kalkan, yemlik, kuş ekmeği, çeşitli kökler… Bütün gün Avustralyalı Aborjin yerlileri gibi bitkinin yaprağını, gövdesini, kökünü, tohumunu, çiçeğini arar, bulduğunu koparır veya çıkarır, şöyle üstüne siler veya eline birkaç kez vurarak temizler, ardından yavaş yavaş yerdi.

Bütün gün güneşin alnında gezinen çocuk, elbette susardı. Yanında su kabı gibi gereksiz edevat olmadığından ve de su kaynağı da olmadığından, kayaların küçük oyuklarında birikmiş suları arar usturubu ile içerdi. Eğer kaya oyuklarında su kalmamış ise köye dönünceye kadar durumu idare etmesi gerekirdi.

Gün uzun, maksat zaman geçsin. Kayalara oturmuş iken eline kına yapması kaçınılmazdır. Küçük bir taş ve biraz tükürük ile kayanın üstünde yer alan kaya yosunlarını biraz karıştırdı mı kına hazırdır. Eline şekiller vererek, özene bezene kınasını yapar. Ardından otun güzel olduğu yerde eliyle en iyi otları koparır ve en gözde kuzusuna verir.

Biraz daha büyüyen çocuk, kuzuları, danaları küçüklere bırakarak, büyük hayvanları otlatmaya başlar. Bunun anlamı daha uzak mesafelere gitme olanağı yakalaması. Büyük hayvanın otlatılması pek zor değildir. Otlayacağı alana götürdükten sonra, çocuk, hayvanı kendi haline bırakır ve hayvanda, çocuğun bulunduğu alanda yavaş yavaş otlar. Çocuğun zamanı çoktur ve bunu en iyi şekilde değerlendirmesi gerekir. Üstelik beslenme sepetine artık birde meyve ağaçları ve bostanlar katılmıştır.

Var olan ağaçların başında yabani elma gelmektedir. Ağacın ürünü genellikle ceviz büyüklüğünde şiddetli derecede ekşi elmalardır. Ağaca çıkar kaç cebi varsa doldurur ve yemeye başlar. Elmanın ekşisi başta rahatsız etse de yedikçe insanın yemesi gelir. Armut ağaçları vardır. Çok çaresiz kalınca yenilir ama yemek için olağan üstü bir boğaz yapısı ve gayret gerekir. Öyle her baba yiğit bunları yiyemez. Sabrınız varsa bunları götürür samana yatırırsınız ve olgunlaşmalarını beklersiniz. Olgunlaştıklarında muşmula gibi bir şey olurlar, şimdi yiyebilirsiniz. En güzel meyveler, sahibi olan kaysı ağaçlarıdır. Eğer fırsatı bulup kaysı ağaçlarından, özellikle Rahmetli Nıco Dayı’ya ait olanlardan, yeterli miktarda kaysı çalabilirseniz sizden mutlusu yoktur.

Çocuklar için büyük zevktir, bostan zamanı bostandan bir şeyler araklamak. Bunu Aras önünde hayvan otlatırken yapmak ise bir başka güzeldir. Neler vardır neler; kavun, karpuz, salata, mısır, patates. Çalınmış olan patates veya mısırı, toplanmış olan yaban tezeklerin közünde pişirilmeyi, Aras Nehrinde yüzdükten sonra bunları yemeyi, Allah her çocuğa nasip etmemiştir.

Az gıda ve otlama ile doğal beslenen ve sonuçta ayakta pardon hayatta kalan çocukların sağlıklı yaşam hikâyelerini hatırlamış-öğrenmiş bulunuyorsunuz.

BU ÇOCUKLUĞU YAŞAYANLARA SELAM OLSUN
Yukarı          
 
Gönderen:
COSKUN KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
23:22

Alıntı Yap: COSKUN KARAKURT ALMANYA

Mesaj Sahibi: Gürbüz KARAKURT
          Saygı değer akrabalarım daha önce sunduğum kurucu ve ılerıkı kurullar için önerdiğim isimlerden gelen cevaplar üzerine bazı düzeltmeler yaparak sizlerin görüşlerinize yeniden sunuyorum
     Gönül herkesin bu güzel işe sahiplenmesini ister..danışmadan isimlerini daha önceki listede yazdığım akrabalarımızın tümünden özür dilerim.ama dediğim gibi amacım geniş katılımlı bir dernekçiliktir…

Kurucu üyelerden mecburen geçici yönetim kurulu seçilir bunu seçerkende İstanbul da oturanlar ağırlıkta çünkü işleyişin rahat yürümesi içindir….bir önceki listede sunduğum isimleri etkin görmek için yazmıştım ama derneğe üye bu isimler derneğe üye olacaktırlar ( umarım )…

derneğimiz kurulduktan sonra üyelik işlemlerine başlayacağız..üye giriş ve üye tanıma formları hazırlayacağım onu doldurup derneğin adresıne yollarsınız yapılacak işlemlerle resmi üye olursunuz…fahri üyelik formuda hazırlarım fahrılerın farkı oy kullanmazlar ve üye aidatı ödemezler….( formları siteye yollarım oradan indirip doldurabılırsınız )

Kurucu üyeler

1.Halil Karakurt Nevşehir   2 . Doğan Karakurt İstanbul    3 . İlyas Karakurt İstanbul     4.Gürbüz Karakurt Erzurum


5 . Murat Karakurt ( çağrı eczanesi)   Erzurum    6. Erdal Karakurt (karakurt petrol)   Kars    7.Adil Karakurt Bursa


   8. M. Sena Kapu   Ankara    9. Yahya Karakurt İstanbul     10 . İlbeyi Karakurt İstanbul    11. Kenan Karakurt    İstanbul

Bu kurucu üyelerden 7 geçici yönetim kurulu tüzükte belirtilir..bunlar

1.Yahya Karakurt ( BAŞKAN )
2. M. Sena Karakurt ( Başkan Yard. )
3. Kenan Karakurt ( Sekreter )
4. İlbeyi Karakurt ( Muhasip )
5. İlyas Karakurt ( ÜYE )
6. Dogan Karakurt ( ÜYE )
7. Adil Karakurt   ( ÜYE )


   Geçici yönetim kurulu 6 aylık sürede çalışmalar yapabilir ve en geç 6 ay sonunda 1 . olağan genel kurul toplantısını yapmak zorundadır..yapılmazsa dernek fesh edılmış oluyor.
Üye kabullerınden sonra İlk genel kurul da yönetim ve denetim kurulları seçilir

.
Aşağıya yenıden duzenleyerek belirtiğim isimler ilk genel kurulda gizli oylama ve açık sayımla yapılacak seçim sonucu oy çogunluguna sahıp olursa kurullara gelebilirler.. ilk genel kurulumuzda herkes bır lıste hazırlayabılır ön görüşmelerini yaparak genel kurula sunar üyeler de kimin listesini istiyorsa onu yazar…bu benım lıstem olsun ..unutmamalıyızkı ne kadar geniş katılımlı olursa derneğimiz o kadar verimli olur tabıkı isimler kendi aralarında da uyum içinde olmalı..

Derneğimiz 20 kişi tarafından yönetilir.bunlar aşağıda belirtien görevlerde bulunurlar

YÖNETİM KURULU : 14 KİŞİ   ( 7 ASIL 7 YEDEK ÜYE )

A ) ASIL ÜYELER: dernek çalışmalarını yürütenler toplantı yapıp karar alıp uygulayanlar

1. Yahya Karakurt    (başkan ) - istanbul
2. M . Sena Karakurt ( başka yard. ) Ankara
3. Kenan Karakurt     (sekreter.) - istanbul
3. İlbeyi Karakurt     ( muhasip ) - istanbul
4. Doğan Karakurt     ( üye   ) - istanbul
6. Ömer Karakurt ( üye ) - istanbul
7. Adil Karakurt ( üye ) İstanbul

Y ) YEDEK ÜYELER : asıl üyelerden ayrılan veya boşalmalar oldugunda yerlerıne geçenler.

1.Halil Karakurt Nevsehir
2. İlyas Karakurt istanbul
3. Şevket Karakurt Erzurum
4. Engin Karakurt Erzurum
5. Özcan Karakurt istanbul
6. Murat Karakurt Erzurum çağrı ecz.
7. İbrahim Karakurt Bursa

DENETİM KURULU : 6 KİŞİ ( 3 ASIL 3 YEDEK ÜYE )

A)ASIL ÜYELER : derneğin işleyişini denetler tüzükte belirtilen doğrultuda denetımler yapar

1. Selçuk Karakurt - Almanya
2. Gürbüz Karakurt – Erzurum
3. Erdal Karakurt Karakurt petrol Kars

Y ) YEDEK ÜYELER : asıllardan boşalma veya çıkmalarda yerlerine geçenler

1.Husnu Kapu - Kars
2. Selahattin Karakurt Erzurum
3 Ahmet Karakurt İstanbul


Görüş ve önerilerinize sunulur… Derneğimizin tüzüğü üzerinde birkaç ekleme ve düzeltmelerle uğraşıyorum tamamlayınca gönderecem..

Listemiz netleştikten sonra tlf ve meılımı yazacam evrakları doldurup imzalanmak üzere diğer illere yolayacagım.
   Hayırlı olması dileği ile.. Selam ve saygılar
                                      GÜRBÜZ KARAKURT


Birlikteligimizi somutlastiracak olusum ne asamada, Insanlarimizdaki derneklesme heyecani nasil. Bu konuda cokca caba harciyan Gürbuz abiye tesekkür ederim.
Yukarı          
 
Gönderen:
MUSA KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
22:58

Alıntı Yap: MUSA  KARAKURT ALMANYA

Mesaj Sahibi: M SENA KAPU

      MERHABA
MESAİ GÜNLERİNDE SİTEYİ İYİCE GÖZDEN GEÇİREMDİĞM İÇİN BAZI ŞEYLERİ KAÇIRIYORUM. YAZDIKLARIMIN NEDENİ İÇİMİZDE İYİ NİYETLİ OLANLARIN BİR TAKIM ACI/GEREKSİZ ELEŞTRİLER KARŞISINDA FAZLA ÜZÜLMELERİ... HERŞEYDEN ÖNCE BU İŞTE ÖNAYAK OLANLARIN ALDIKLARI ÖVGÜ ELEŞTRİLERDEN KAT BE KAT FAZLADIR.BU NEDENLE YAPTIKLARINIZIN DOĞRULUĞUNA İNANIYORSANIZ TEK KİŞİ KALANA KADAR YOLA DEVAM ETMELİSİNİZ.
    DERNEK KURMAK YADA ORTAK ÇIKAR ETRAFINDA BİR ARAYA GELMEK GİBİ FAALİYETLER İNSANOĞLUNUN ADEM'DEN BERİ SÜREGELEN AKRABALAR ARASI ÇEKİŞME, KISKANÇLIK V.SORUNLARINI ORTADAN KALDIRMAZ. EĞER DERNEK KURULSA VE ÇOK İYİ İŞLER YAPSA DAHİ ÇATLAK SESLER MUTLAKA OLACAKTIR. BU OLUMSUZLUK YALNIZ BİZE ÖZGÜ BİR ŞEY DEĞİLDİR. EN GELİŞMİŞ TOPLUMLARDAN KENDİMİZE VE ÖZ KARDEŞLERİMİZE ELEŞTİREL GÖZLE BAKTIĞIMIZDA BU GERÇEĞİ GÖREBİLİRİZ.
   O ZAMAN ŞU SORU SORULABİLİR BU GİRİŞİM NEYE YARAR? BANA GÖRE BU SORUNUN CEVAPLARI;
   KİMLİK SORUNUMUZA OLUMLU BİR YANIT BULMAMIZI SAĞLAR. ŞÖYLEKİ BENİM BAZI REZERVLERİME RAĞMEN, MUHSİN ABİNİN ÇALIŞMASI OLMASAYDI HANGİMİZ 4.ATAMIZI DOĞRU DÜRÜST SAYABİLİYORDUK? İŞTE BU OLUŞUMUN EN SOMUT YARARLARINDAN BİRİSİ BUDUR.KİMLİK SORUNU ÖYLESİNE ÖNEMLİDİR Kİ ŞU ANDA DÜNYADAKİ ÇEKİŞME VE ÇATIŞMALARIN ÇOĞU BU SORUNDAN ÇIKMAKTADIR.
   İKİNCİ OLARAK GERÇEK YÜZÜMÜZÜ BİZE GÖSTERİR.BU GİRİŞİM KAÇ KİŞİNİN EMEĞİ VE MADDİ GÜCÜYLE ORTAK AMACA KATKIDA BULUNABİLECEĞİNİ GÖSTERECEKTİR.
    BAŞKA BİR YARARI KİMİN KAĞITTAN KAPLAN OLDUĞUNU KİMİN KENDİ KABUĞUNDAN SIYRILABİLME NİYET VE YETENEKTE OLDUĞUNU GÖSTERİR
   UNUTMAYALIM BİZ NE KİMSEDEN ÇOK KÖTÜYÜZ NEDE ÇOK İYİ. HERKES GİBİ ZAAFLARIMIZ KÖTÜ YANLARIMIZ VARDIR. MAHARET KARINCA KADARINCA ORTAK SİNERJİ YARATABİLMEKTEDİR.


Bir kac aydir dernek calismalari devam ederken, halen cok istedigimiz halde bir cok kisiden ses yok . kendi toplumuna, kendilerinden birilerine neden katilmiyorlar, neden katki sunmuyorlar anliya bilmis degilim. Zaman her seyi aydinlatacaktir. bu baglamda Sena abinin yazdigi bu yaziyi cok anlamli buluyorum.
Yukarı          
 
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
14:34

Alıntı Yap: ZELIHA KARAKURT ALMANYA

Mesaj Sahibi: BELGİN KARAKURT ACAR
     
>
> Ömür
> Dediğin Üç Gündür,
>
> Dün Geldi Geçti
>
> Yarın
> Meçhuldür,
>
> O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
>
> O Da
> Bugün


Bu güzel paylasim icin Belgin kardesime tesekkür ederim.
Ömür dedigin bir gündür, o halda bu kavgalar, savaslar nedir. adaletlice paylasim, kardeslik, baris varken dunyayi kan gölüne dönderenlere nalet olsun.
Yukarı          
 
Gönderen:
OKAN KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
14:10

Alıntı Yap: OKAN KARAKURT ALMANYA

Ben ihsan karakurtun torunu Engin in ogluyum site cok güzel olmus yaptiginiz islerden dolayi hepinize tesekkür ederim selamlar.
Yukarı          
 
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR

Yer:
Balıkesir

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
14:04

Alıntı Yap: BELGİN KARAKURT ACAR

     Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar
> susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim
> tarzıydı.
>
> Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben
> bütün gün evde sıkılır, onun
> gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer
> girmez boynuna atılır onunla
> oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da,
> hadi odana git, derdi.
> Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir
> araya gelirdikbabamla.
>
> Onlar annemle konuşurken ben araya girer,
> sesimi duyuramayınca da bağırırdım. B abam sinirlenir,
> 'Bütün gün insanlara
> kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı
> ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün
> gün zaten seninle uğraştım, bir
> çift laf da mı konuşturtmayacaksı n
> babanla?' diye çıkışır, beni odama
> gönderirdi.
>
> Çaresiz bir şekilde
> boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol
> alırdım. Babam arkamdan,
> 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip,
> hâlâ ne istiyor anlamadım.'
> diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de
> bir odam olmasaydı, keşke bizim
> de evimiz bir odalı olsaydı da hep
> birlikte otursaydık' derdim içimden; ama
> yüksek sesle söylemeye cesaret
> edemezdim.
>
> Yemekten sonra babam
> kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon
> seyrederdi. Beni yanına
> çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli
> birşey varsa beni adeta
> yerimden bile kıpırdat mazdı. Azıcık hareket edip
> koşup oynamaya çalışsam oda
> hapsim yeniden başlardı.
>
> Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi
> anlaşıyoruz. Bu defa susarak
> yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.
> Önce resim yaparak başladım işe.
>
> Babam çizdiğim resimleri çok
> beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.'
> diyordu. Babam bazen göz ucuyla
> bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam
> afallıyordu. Ama bana kızarak beni
> artık odama göndermiyordu. 'Son
> günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye
> komşulara anlatıyordu annem
> halimi.
>
> Resimlerim arttıkça ortalık
> dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye
> odama kapattığında işe nereden
> başlayacağımı bilemiyordum.
>
> Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama
> odamı toparlamayı
> beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı
& gt; yasaklayacağım.
> ' dedi bir gün.
>
> Susuyor olmamı usluluk olarak
> değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden
> alırsa ben ne
> yapacaktım?
>
> Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince
> uygun zamanı kolladım.
>
> Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi.
> Babam oturur oturmaz
> çizdiğim resmi getirdim.
>
> Babam baktı. Hım, dedi
> 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi.
>
> Ben 'Hayır o adam değil,
> bu çocuk sensin.'dedim.
>
> O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu
> küçük kız da arkadaşın.'dedi.
>
> Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu
> küçük adam sensin, bu küçük kız da
>
> annem.' dedim.
>
> Babam benimle
> uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi.
>
> Heyecanla
> başladım anlatmaya.
>
> Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz
> yaşlanıp
> küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek,
>
> komşumuz Ahmet amca ile
> Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten
> geldiğimde yorgun olacağım.
> Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde
>
> kafam şişmiş olacağından
> sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler
> paylaşmak istediğinizde 'Hadi
> odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.'
> diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her
> şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları
> da var, daha ne istiyorlar'
> diye.
>
> Annemle babamın gözleri fal taşı gibi
> açılmıştı.
>
> Duyduklarına inanamıyorlardı ..
>
> Bana sarılıp beni öyle
> içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar
> konuşsam hiç bıkmadan
> dinleyecekler gibiydi.
>
>
> Farkında' Olmalı İnsan... Kendisinin,
> Hayatın Olayla rın, Gidişatın Farkında
> Olmalı.
>
> Ömür
> Dediğin Üç Gündür,
>
> Dün Geldi Geçti
>
> Yarın
> Meçhuldür,
>
> O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
>
> O Da
> Bugün
Yukarı          
 
Gönderen:
ERDOGAN KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
13:40

Alıntı Yap: ERDOGAN KARAKURT ALMANYA

Degerli akrabalarim selamlar
Ben Almanyada ihsan karakurtun ogluyum. yani Halil beyin soyundanim. Bu siteyi inceledim cok etkilendim hatta birazda agladim. nasil oldu bende anlamadim. demeki kan bagi oldumu dayanilmiyor. o gencecik dedemizimn asilis hikayesi beni cok etkiledi. Birde dedem ve polat amcamin fotograflarini ilk kez gördum cok etkilendim cok duygulandim. dedemin fotografini hemen bilgisayarimin ekranina koydum. araci selcuk abi idi ama bendede bazi gizli duygular varmis demeki. hepinizle teker teker tanisacagim. En iyi tanidiklarim arasinda Adil sana selamlar gine yanimizda görev yapan Sena abi birde madalyan varmis sitede okudum sana selamlar gönderiyorum. Yahya ve amca cocuklarim serhat özcan yani herkese selamlar. Ömer abi tabi sana daha özel selam hergeldigimizde bizimle ilgilenenlerin basindasin. Selcuk abinin anlatigi dernek ve bazi projelerde bizde gerekeni yapacagiz akraba olarak yaninizdayiz. size hemen yeni fotograflar gönderecem. hepinize selamlar basarilar diliyorum.
Yukarı          
 
Gönderen:
Erdinç

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Mart 2008, Pazar
01:19

Alıntı Yap: Erdinç

sayın Selçuk Bey!...

Bu kadar yaygın bir ulak ağımızın olduğunu tabiki biliyordum ama gecikme sebebini anlamadım. madem bana direk atıfta bulundun tabiki cevaplamak istiyorum.

1) ben Recep Bey'i akraba olarak değil bir dost olarak görüyorum. bu cihetle de sitemde bulundum. O da cevabımı yazarak kafamdaki soru işaretlerini giderdi.

2) Dayımı evime aldığım doğrudur. Ama benden kaynaklanan bir durum değil. anneme defalarca böyle bir durmun akraba arasında oluşabileceğini söyledim. Yani benim için değil annem için gelmekte. şunu eklemek istiyorum; ben onu evimden kovdum. sonra ne mi oldu iki ay ortalıktan kayboldu. şimdi bildiğin üzere Birgül Hanım'da kalmaktadır. Ben her şeyin hesabını sordum ama herif doğru söylememek için elinden geleni yapıyor. yengem burdayken de Cevdet'i burada yakalayıp ilk hesap soranlardan biri de benim. bunu sana söyleyenler -az daha bu adamdan dolayı annemi de evden atıyordum.- bunu da söylemediler değil mi?... işte laf dolana dolana bu hale geldi demek.

3) Hayatım akraba ilişkileri üzerinde kurulu değil. olmayacakta. soya sarılmanın da faşizmin damarlarından biri olduğu bilincindeyim.

netice

elinde reçeten varsa emret yapalım.

YİNE DE SANA SONUNA KADAR HAK VERİYORUM. ÇÜNKÜ BU CEREYAN EDEN VAKA HİÇ DE HOŞ DEĞİL. SENİ SAYGIYLA SELAMLIYORUM!...     
Yukarı          
 
Gönderen:
CUNEYT paris

Yer:
Diğer

Tarih:
01 Mart 2008, Cumartesi
22:52

Alıntı Yap: CUNEYT paris

bu kis ayinda tum karapinar halkina ve karakurt aylesine cok sicak selamlarimizi yoluyoruz kuyumuzun kisi baskadir kar yaginca damlari supururduk sonrada damdan karin icine atlardikelbiselerimiz islanincada evde hep dayak yerdik hava isinincada gizen lerimizi alip cesmenin orda kayardik   karda mac yapardik o gunleri belki artik yasamayiz ama hep kalbimizede yasatiyoruz nedeyelimki kaderdeyip gecelim almanyadaki akrabalar bursaya    istanboldakilere ve tum akrabalara selam ve saygilar .
Yukarı     MSN: cuneyt_karakurt36@hotmail.com     
 

Toplam Kayıt Sayısı: 2853 Toplam Sayfa Sayısı: 286
[««] [«] 1. 2. 3. . . . 136. 137. 138. 139. 140. . . . 284. 285. 286. [»] [»»] 
© Karakurt
MyDesign Ziyaretçi Defteri v1.7

bolsos michael kors nike huarache baratas montblanc boligrafos nike outlet polos ralph lauren baratos oakley baratas michael kors bolsos new balance 574 new balance baratas boligrafos montblanc nike air force baratas polo ralph lauren baratos nike air force 1 nike huarache

cialis ohne rezept viagra generika cialis generika viagra online kaufen kamagra shop levitra generika levitra 20mg viagra kaufen levitra preis kamagra gel kamagra bestellen viagra bestellen levitra generika viagra generika cialis generika kamagra kaufen viagra bestellen levitra ohne rezept levitra 20 mg lovegra kaufen

moncler jakke oakley norge woolrich jacka canada goose tilbud ray ban norge mbt skor nike helsinki nike shox australia michael kors laukut ray ban briller canada goose jacka ray ban solbriller canada goose rea canada goose outlet ray ban aurinkolasit

nike blazer damskie nike blazer sklep moncler kurtka oakley praha ray ban praha abercrombie mikina polo ralph lauren praha hollister praha hollister mikina abercrombie praha michael kors kabelky hollister sk air jordan tenisky nike free 5.0 bayan nike free run bayan