| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
GÜLSÜM KARAKURT
Yer:
Bursa
Tarih:
05 Mart 2008, Çarşamba 09:54
|

Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve:
Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii Ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' Der.
Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
_____________________________________
Sevgili belgin abla yine çok güzel bir yazı.Malesef günümüzde bazen isteyerek bazen istemeyerekte olsa hayatımızdaki çakıl taşlarına, tenis toplarından daha fazla yer veriyor ve tenis toplarına fazla yer bırakmıyoruz.Umarım bu yazı herkerste şöyle bir düşünceye sebep olur;
Acaba be hayatımda neye ne kadar yer veriyorum?
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Yusuf KARAKURT
Yer:
Muğla
Tarih:
05 Mart 2008, Çarşamba 09:41
|
Mesaj Sahibi: MUHITTIN KARAKURT
Ruyamda Turan amacayı görürdüm ... Elinde tırmık üzerime geliyordu beni sapın altına gömüyordu ...Bu olay üç gün devam etti bir daha da tövbe ettim kendisine hiç beddeli çalışmadım. O rüyayı uzun süre gördüm Allah'a şükür seneler evvel artık görmez oldum. Hala marketten yoğurt alırken o ekmek doğrama tekniği gözlerimin önünde canlanıyor...
Bilmem hiç gören oluyormu? Kendisine selamımı söyleyin.
Hepinize selamlar
|
|
|
Merhaba Muhittin Abi,
Geçen iki arkadaşlarından sana selam bıraktım okuma şansın olduysa sorun yok şayet denk gelmediysen buradan bir kaç sayfa geri doğru gidersen okuyabilirsin,
Babamla yaşamış olduğun bu anını okurken gülmekten gözlerim yaşardı. Hayatında güzel bir anı olarak kalmış ne güzel... senin o bir günde çektiğini ben 9 yıl her gün yaşadım,
Babam Ankarada selamını kendisine iletirim,
selam ve saygılar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
05 Mart 2008, Çarşamba 09:34
|

MUHİTTİNCİĞİM,
OKURKEN KEYİF VEREN VE DE AYNI ZAMANDA DERS ALINAN GÜZEL YAZIN, İNAN BENİ MUTLU ETTİ. DİLERİM KENDİNİ KARAPINARLI HİSSEDEN DİĞER YAKINLARIMIZ DA BENZER ETKİNLİKLER GÖSTERİRLER.
BU VESİLE İLE BUGÜN BİRAZ ELEŞTİRİ YAPACAĞIM. SANIRIM, BU SİTE ÖZDE, KARAPINAR VE KARAPINARLIYI ANLATMAK, KAYNAŞTIRMAK, BİRLİĞİNİ ARTIRMAK, ORTAK GÜÇ OLUŞTURUP GELEÇEKTE GÜZEL İCRAATLARDA BULUNMAK ÜZERE OLUŞTURULMUŞTUR. YANİ OKUDUĞUM YAZILARIN HİÇ OLMAZSA YÜZDE DOKSANINDAN FAZLASINDA, KARAPINARI VEYA KARAPINARLIYI GÖRMEK İSTİYORUM. SON ZAMANLARDA, BANA GÖRE FORUM KISMINDA YARATILAN BİLGİ KİRLİLİĞİ NEDENİYLE, YAZILANLARI OKUYAMAZ HALE GELDİM.
BİLGİSAYAR ÇAĞINDA YAŞIYORUZ, İNTERNET ORTAMINDA RAHATCA ULAŞACAĞIMIZ, BULABİLECEĞİMİZ BİLGİLERİN OLDUĞU GİBİ YAZILMASI İLGİMİ ÇEKMİYOR. EĞER YAZILANLAR BİR ŞEKİLDE KARAPINAR VEYA KARAPINAR İLE EŞLEŞTİRİLEBİLİYORSA O YAZI BENİM İÇİN MAKBUL OLUR. GÜNLÜK DEDİKODU YAPIN, KÖYDEN HABER YAZIN, İSTANBUL DA BULUNAN FELAN ŞUNU YAPMIŞ DİYİN, BEN NE BİLEYİM BU ANLAMDA NE YAZARSANIZ YAZIN BENİM İÇİN ÇOK KIYMETLİDİR.
BU ELEŞTİRİME KATILIRSINIZ KATILMAZSINIZ SAYGI DUYARIM. BENİM TEK İSTEDİĞİM İNTERNET ORTAMINDA BULAMAYACAĞIMIZ BİLGİLERİ, YANİ BİZE MAHSUSU OLAN, SADECE BİZDE OLAN HABER, DEDİKODU, GELEÇEĞE İLİŞKİN DÜŞÜNCELER, BİZE AİT ESPRİLER, DERNEK ÇALIŞMALARI, BİZİM SAĞLIĞIMIZ, BİZİM TİCARETİMİZ, BİZİM KÖYÜMÜZ KISACA BİZE AİT OLANLARIN DİLE GETİRİLMESİ.
SELAM VE SEVGİLERİMLE.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
04 Mart 2008, Salı 23:40
|
BAZEN YAZDIKLARIMI BAZEN OKUDUKLARIMI PAYLAŞMAYA ÇALIŞIYORUM. YAŞAMIN İNCELİKLERİNİ, DOSTLUKLARI, YAŞANMIŞLIKLARI BİR KEZ DAHA HATIRLAMAK İÇİN. BELKİ MADDE UĞRUNA ÇILDIRMIŞ BU DUNYADA BİRİLERİNİN YÜREĞİNE DEĞERİZ DİYE.....
SAĞLIKLA VE SEVGİYLE KALIN.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
04 Mart 2008, Salı 23:34
|

Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve:
Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii Ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' Der.
Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz,
eviniz, arabanız vs.
Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına Ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . .
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz Eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin . Gerisi hep kumdur.
Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'
Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan Kahve içecek kadar VAKTİNİZ vardır !!! '
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
04 Mart 2008, Salı 16:38
|

Muhsinciğimin yazıları bir zaman makinasi gibi alır ve başka bir zaman dilimine götürür. Evet ot yedim ve hatta yediğim yanlış dikenlerden dolayı zehirlendim. Bir ilkbahar günüydü Keleş dayının hanımı Hatice (Xece) yi çağırdılar. Biricik dokturum o idi. Bana süt içirip ve birazda zoraki yoğurt verdikten sonra yarım saat sonra yedıklerimi çıkarıp hayata yeniden kaldığım yerden başladım. Allah rahmet etsin saygı ve sevgi ile anıyorum kendisini.
Diyeceğim o ki ot yiyorduk ama hayat basitti ve bugünkü kadar karmaşık değildi. Amaca en kısa yoldan varıyorduk. Beklentiler fazla değildi. Yazları ya çobanlık yada ırgatlık yapıyoruk.
Bakın hiç biriniz Turan amca (Hacı Rıza Oğlu) ile çalıştız mı? Ben çalıştım! Tarlayı biçerken üzerimizden toz çıkarıyordu, akşama zar zor konuşabiliyordum. Tırpanı tırmığı atıp bir taş yığını üzerine oturdum ve bir daha kıpırdamadım. İsyan ettim !!!
Bir yoğurda ekmek doğrayışı vardı sanki taş kırma makinasi. Üç boyutta ekmek çıkarıyordu. Bir top ekmeği önce ikiye sonra sekize ayırıyordu . Sonrada avucunun içinde un ufak ediyordu. Bana bu youğurttan üç kısım insan beslencek diyordu. Küçükleri senin gibiler ,büyükler bana ve ortalar diğer ırgatlar yiyecekler.
Öglene doğru yediğimiz yemeği şimdi yesem üç gün sindiremem. Sonara peşine bana bir hikaye anlatmaya başlardı...
Bir gün lokman hekim bir kaç kişiyi tarlada çalışırken seyrediyormuş. Öglen evin hanımı bir kazan dolusu imansız köfte getirmiş. İmansiz köftede et bulunmaz yalnızca buğday kırması ve birazda yoğurtlu ve üzerinde de bolca tere yağı dökerler. Birine kızıp koltuk altına atarsan ve isabet ettirirsen yarım saat nefes alamaz! Derken bunlar girişmiş yemeye ! Lokman hekim eyvah demiş ve başlamış kitabını karıştırmaya... Şimdi bunlar ölecek ve ben ilacını bilmiyorum diye kaygılanmış! Derken bunlar köfteyı bir oturuşta yeyip kalmışlar ve toz duman kaldırarak çalışmaya başlamışlar. Lokman hekim akşama kadar boşuna beklimiş durmuş... Ölen falan yokmuş nede hastalanan olmuş... Demeki bunun ilaci da bu şekilde çalışmaktır diye düşünmüş...Diye anlatıyordu ve ardından haydi vakit geç ve daha hiç birşey yapmadık diye işe davet etmeye başlardı...Derken öğle yemeğini yedikten sonra sanki fırtına gibi tarlaya sıcak ve susuzluk dinlemeden saldırdıktan sonra akşama adımımımızı zor atıyorduk...
O gece öyle derinden yatardım ki sorma gitsin ...ve rüyamda Turan amacayı görürdüm ... Elinde tırmık üzerime geliyordu beni sapın altına gömüyordu ...Bu olay üç gün devam etti bir daha da tövbe ettim kendisine hiç beddeli çalışmadım. O rüyayı uzun süre gördüm Allah'a şükür seneler evvel artık görmez oldum. Hala marketten yoğurt alırken o ekmek doğrama tekniği gözlerimin önünde canlanıyor...
Bilmem hiç gören oluyormu? Kendisine selamımı söyleyin.
Hepinize selamlar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat SİNİK
Yer:
Diğer
Tarih:
04 Mart 2008, Salı 14:56
|
BAKIŞ AÇISI
Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu
denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece olduğunda
balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti. Bütün gece boyunca
eşler, anneler ve çocuklar ellerini ovuşturup, kaybolan sevdiklerini
kurtarması için Allah'a yakararak rüzgâra açık kıyıda bir aşağı bir yukarı
dolandılar. Bu sıkıntılı durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı,
erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi, balıkçı teknelerinin
tümü de sağlam olarak limana döndü. Fakat orada ümitsiz bir kişi vardı. Bu
kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi.
Kocası karaya çıkarken şöyle bağırıyordu, 'Aman Allah'ım, mahvolduk!
Evimiz, içindeki her şeyle birlikte yangında kül oldu!' Adam ise, kadını
şaşırtan şu sözleri haykırdı, 'Allah'a şükürler olsun! Yanan kulübemizin
ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve salimen limana döndük.'
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
03 Mart 2008, Pazartesi 20:59
|
Muhsin abinin anilari hepimizi hem etkiliyor hemde duygulandiriyor. Her ne kadar 1965 lerde bahs etsede, ben 1968 dogumlu biri olarak bu anlatilanlarin neredeise hepsine yakinini görmus, yapmis yasamisimdir. ayni zamanda yasitlarim yada bir kac yas ust ve alt guruptan olanlarla birlikte Muhsin abinin anlatigi cocukluk yilarini birlikte gecirdik. Guruplar halinde kuzularimizi, ökuzlerimizi otlatik, otlatirkende Mhsin abinin deyimiyle biz cocuklarda kendimize göre bulduklarimizla otlandik.
Aslinda Muhsin abinin acmis oldugu pencereden bizlerde yönumuzu Karapinara cevirip, herkes yasadigi bir aniyi yasa fena olmaz.
Karapinarda yasadiklarimizi anlatmakta en cesaretlimiz kim olacak hadi bakalim.
Muhsin abiye selam ve saygilarimi iletiyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
03 Mart 2008, Pazartesi 18:47
|

GÜLSÜM KARAKURT
sevgili muhsin dayı köyde yaşayan bir çocuğun duyguları ancak bu kadar saf ve temiz ifadelerle anlatıla bilirdi.bu duyguları yaşamasamda bu duygularını bizlere geçirdiğinden emin olabilirsin.Bu duyguları yaşamış olanlar adına ve yaşamayan bizlerede duygusal olarak yaşama fırsatı verdiğin için teşekkür ediyorum.Ve yaşanmış güzel hikayelerinin devamını herkes gibi bende dört gözle bekliyorum.
Nermin
erzurumdan herkese merhaba sevgili mühsin abi yazılarını büyük bir heyecanla okudum oyazdıklarını kısmen bizde yaşadık otlardan yemeyi çok mutlu oldum sen çokyaşa abi sanada selam olsun ellerindan öperim
..........................
Öncelikle, sevgili Nermin ve Gülsüm’e duygu dolu iltifatları için teşekkür ederim.
Sitede etkinlik gösteren bu iki kızımız, yanlış anlaşılmasın ama çoğu erkeğimizin gösteremedikleri cesareti büyük bir başarı ile göstererek takdiri hak ediyorlar. Diğer bayanlarımızın da aynı cesareti gösterip, siteye bir şekilde katkı sağlamalarını bekliyorum. Katkının şekli hiç önemli değil. İsterseniz yemek tarifi verin isterseniz ine oyası yapın. Bu sizin arzunuza kalmış.
Her ikinize de sağlık ve afiyet diliyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
nermin
Yer:
Erzurum
Tarih:
03 Mart 2008, Pazartesi 13:56
|
erzurumdan herkese merhaba sevgili mühsin abi yazılarını büyük bir heyecanla okudum oyazdıklarını kısmen bizde yaşadık otlardan yemeyi çok mutlu oldum sen çokyaşa abi sanada selam olsun ellerindan öperim
|
| Yukarı |
|
| |
|
|