| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
SANİYE YILMAZ
Yer:
Aydın
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 22:57
|
Osman amca`nın vefat ettiğini duydum,rukiye halaya ve tüm sevenlerine taziyelerimi bildirir, ALLAH`tan rahmet diliyorum.Muhlis KAPU`nun kızı Saniye YILMAZ AYDIN
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 22:15
|

SOĞANLI YAYLASI
Sen ne anlı şanlı bir yaylasın.
Dorukların yüce senin.
Senin çiçeğin, başka kokar.
Senin melteminde otlar, başka salınır.
Yazların, serin ve kısadır.
Yağmurunda titremeyen canlı yoktur.
Ama güneşin yine de yakar.
Sende, kışlar uzundur.
Hele o namlı soğuğun yok mu bir başka dondurur.
Kar, tipi, boran, sende bulur tarifini.
Pınarından abı hayat içilir.
Senin havan, cana can katar.
Bulur cenneti bu alemde, sende yaşayan.
Çayırında büyümeyen kuzu, koyun mudur?
Sisinde dolanmayan kara, kurt mudur?
***
Çağlar öncesi volkanlardan çıkan lav ve küller, 2000 metreden daha yüksek düzlükler üzerinde, düzenli bir sıra dağ olan Allahuekber Dağlarını (3120 m) oluşturmuştur. Bu süreçte, lav ve küllerin çevreye yayılması sonucunda, geniş yaylalar ve ovalar da meydana gelmiştir. Sarıkamış-Kars Platosu’nun, en girdili çıktılı yöresi, burasıdır. Doğu Anadolu’nun diğer yörelerine göre, Soğanlı Yaylası yer şekilleri, az çok farklılıklar gösterir. Dik yamaçlara ve çıplak kayalıklara sadece vadi içlerinde rastlanılabilir Bu dağların arasında, aşınmış yuvarlak tepecikler ve sönük biçimler serpilmiş durumdadır. Yayla, kalın bir toprak örtüsü ve tüflerle kaplıdır. Bu yüksek ve dalgalı zengin toprak örtüsünün üzerinde çayırlık geniş otlaklar ve sarıçam ormanları yer almaktadır.
***
Köy yaşantısı içerisinde, hayvan besiciliğinin olmazsa olmazları vardır. Bunların başında, kışla ve yayla gelir. Kışla da yayla da, hayvanın otlaması için çok lüzumlu otlaklardır. Eğer doğal yöntemlerle hayvancılık yapılıyorsa, hayvanın otlayacağı, yayla ve kışlanın, olması gerekir. İstisnalar hariç, hayvan yazın yaylada, kış öncesi ise kışlada, beslenir. Bu kapsamda Karakurt Nahiyesi’ne bağlı köylerin büyük çoğunluğunun, Allahuekber Dağları üzerinde yer alan Soğanlı Bölgesinde bir yaylası bulunmaktadır.
Karapınar Köyü’nün bilinen yaylası, Soğanlı Yaylası’dır. Rakımı, 2100 metreden başlar ve giderek yükselir. Bu yaylanın bitki örtüsü, bol çiçekli çayırlar olup, çayırlar aynı zamanda su bakımından zengindir.
***
Gerek yaylanın bulunduğu rakım ve gerekse bölgenin ikliminden dolayı, yaylada hava, gündüz serin geceleri ise soğuk olurdu. Eğer yaylaya yağmur yağmış ise bu halde, hava, gündüz de soğuk olur ve hatta yoğun bir sis her tarafı sarardı. Hele yağmur yağdığı zaman soğuğa birde yaylada yer alan uyduruk evlerin damlarının akıtması problemi eklenirdi. Bu zor şartlara bağlı olarak, yayla sezonu, kısa sürerdi. Yaylanın sezonu, genellikle haziranın yirmilerinde başlar ve eylülün yirmilerinde sona ererdi. Yaylada hayat oldukça basit ve tekdüzeydi. Hayvanlara bakmak, süt sağmak, peynir yağ yapmak, basit yemekler yemek, erkenden uyumak ve tekrar güne erkenden başlamak.
***
Her yaz olduğu gibi o yazda köy Yayla’ya gitmek için hazırlanıyordu. Bu nedenle köy yine ikiye bölünmüştü. Her ailenin fertlerinin bir kısmı köyde kalacak, bir kısmı ise Yayla’ya gidecektir. Yayla demek, mahsulde bereket demektir. Bu nedenle köyde kalanlara biraz süt, biraz peynir ve yağ verecek kadar bir iki hayvan bırakılır, diğer tüm hayvan Yayla’ya götürülürdü.
Yayladaki evler, bostan kulübesinden biraz daha büyük, basit evlerdi. Sadece yayla zamanı kullanılırdı, diğer zamanlar tamamen boş kalırlardı. Haziran ayının başında, elinden iş gelir birkaç kişi yaylaya gider, evleri hazır hale getirilerdi. Daha sonra, her hane kendi imkânına uygun olarak yaylanın yoluna düşerdi. Kimi araba ile kimi hayvan sırtında, kimi yaya, bin bir meşakkatle yaylaya varırlardı.
Kamyonun günlük yaşantıya bu derece yaygın girmemiş olduğu yıllarda, yaylaya öküz arabaları ile gidilirdi. Kağnı arabaları akşamdan hazırlanır, sabah erkenden, kağnılardan oluşan yayla kervanı yola düşerdi. Bazen yol üstünde olan Kocakilise’de ki dost ve akrabalara, konak olunurdu. Aynı gün öğle ikindi arası, İsnos olarak bilinen, orman içindeki düz çayırlık bölgede, mola verilirdi. Burada ki çeşmenin etrafına arabalar dizilir, yemekler yapılır ve gece burada geçirilirdi. Ertesi gün sabahtan tekrar yola düşülür ve orman içinde yapılan seyahatten sonra, öğle saatlerinde yaylaya varılırdı. Bu yolculuk zor olduğu gibi oldukça zevkli bir yolculuktu. Sonraki yıllarda kamyonla yapılan göç, aynı günde sona ermekteydi. Çobanlar ise sürülerini önlerine katar, dağ-taş demeden, uzun bir yolculuktan sonra, yaylanın zengin otlaklarına varırlardı.
***
Muhtemelen yıl 1928, Halil Bey Kars İl Encümen azasıdır. Encümen toplantılarında, Kars Valisi, adetten olduğu üzere, Halil Beye, “Bey bey, şu beyliğini ne zaman göreceğiz” diye şaka yollu takılırmış. Yaz aylarında, benzeri espiriler Sarıkamış Kaymakamı ve Kolordu Komutanı tarafından da yapılırmış. Bunun anlamı, önceki yıllarda olduğu gibi yaylada şölen havasında bir davet vermenin zamanın geldiğidir. Halil Bey, Aile bireyleri ile yaptığı istişare sonrası, Ağustos ayı ortalarında yaylada ziyafet sofrasını kurmayı kararlaştırır. Bu kapsamda Kars ve Sarıkamış’ta bulunan mülki ve askeri erkânı davet eder.
Kolordu komutanlığı, büyük iki sahra çadırını ve yeterli masa ve sandalyeyi, yaylaya gönderir. Çadırlar evlerin aşağısında ki çayırlık bölgeye kurulur. Masalar çadırın içine yerleştirilir. Ziyafetin verileceği mekân hazırdır. Ziyafet günü misafirler tek tek gelmeye başlamışlardır. Yayla bir bütün olarak misafirlerini karşılamıştır.
Misafirler eşleri ile gelmişlerdir. Sofrada, yaylanın bayanlarını da Gülperi Nene temsil etmiştir. Gülperi Nene, ziyafet sofrasında yapmış olduğu muhabbet ve anlattığı fıkralar ile misafirlere güzel bir gün yaşatmıştır. Bu bilge hanımefendi, gelenlerin hayranlığını ve takdirini kazanmıştır.
Yemekler, Güllizar Nene ile Gaduşka Nene tarafından yapılmıştır. Menüde, köyün klasik mutfağının yemekleri bulunmaktadır. Bunlar, ayran aşı, kuzu kavurma, pilav, çalkama, yoğurt, çoban salatasıdır. Yayla havası, soğuk sular, güzel yemekler, misafirlerin iştahını iki kat artırmıştır. Tıka basa yerler içerler ve kavun- karpuzla ziyafeti bitirirler.
Ziyafete katılan Kars Valisinin eşi ve iki kızı Yusuf Beyin eşi olan Gaduşka Hanımı yakinen tanıyormuşlar. Yaylaya geldiklerinde Gaduşka hanımın yaylada olduğunu öğrenmişlerdir. Ziyafet bitmiş olmasına rağmen, yanlarına gelip hoş geldin demediğine içerlenmişlerdir. En sonunda dayanamazlar, nerede olduğunu sorarlar. Meğer üstü başı, kazanların başında berbat olduğundan, Gaduşka Hanım bu haliyle misafirlere görünmek istememiş. Durumu öğrenen valinin eşi, doğrudan Gaduşka Hanımın yanına gider, kendisine takılır ve ardından iltifatlarını sıralar. Daha sonra yayla damında bayan bayana koyu bir sohbete dalarlar.
***
Misafirler çeşitli hediyeler getirmişlerdir. Bu hediyelerden biride, yaylada en çok lazım olan ve o yıllarda kıt olan ve bu nedenle çok makbul bir hediye olan, çay şekeridir. Misafirler bir file, kesme şeker getirmişler ve bu fileyi, kurulmuş çadırın direğine asmışlardır.
Bu şeker filesi, iki kız çocuğunun dikkatinden kaçmamıştır. İkisi de birbirinden iştahlı olan, teyze yeğen bu iki kız, fileyi, göz hapsine almışlardır. Bir fırsatını bulup, fileye yanaşırlar. Sebiha, o zamanda şişman olan yeğeni Perihan’ı kucaklar ve fileye doğru kaldırır. Perihan fileden alabildiği kadar şekeri alır ve zula bir yere çekilerek afiyetle yerler.
Teyze yeğen kesme şekerleri afiyetle yedikten sonra, karpuzların kesildiği yere gelir ve karpuz kabuklarını kemirmeye başlarlar. Yaylanın çocukları, karpuz kabukları için çadırın etrafında dört dönmektedirler. İki leydi karınlarını afiyetle doyurduktan sonra, kabukların bir kısmını çadırın dışındaki diğer çocuklara verirler. Onlarda, kabukların bir gramını zayi etmeden, olduğu gibi yerler. Garip gelebilir, o yıllarda, istisnalar hariç, karpuz kabuğu, çocuklar tarafından olduğu gibi yenirdi. Zaten karpuzun kendisini yiyen, şanslı çocuk sayısı, bir elin parmak sayısını geçmezdi.
***
Ne mutlu onlara, bu güzelliği yaşamışlar. Yaylada benzer mutlulukları yaşayan ve yaşatanlara gönül dolusu selamlar.
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
gürbüz karakurt
Yer:
Erzurum
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 21:52
|

Tüm akrabalarımıza Hayırlı günler diliyorum
Derneğimizin kurulması kadar ilk yapılacakların sıkıntılı gibi algılanması sıkıntıdan başka birşey vermeyecektir bence ..Dernek kurulmuş olup bundan sonra yapılacaklara bakılmalı üyelik elbette çok önemli bir mevzudur ama dernekler için her şey değildir.
üyelik gönüllülük demektir ben bu derneği destekliyorum ve işlerinde söz sahibi olmak ve yapılanlardan da haberdar olmak istiyorum ayrıca dernekle daha çok irtibatlı olmak istiyorum diyenler üyeliğe adım atar .
Üye olan derneğin işlerini takip,denetleme,işlere katkı ,katkı sağlayacakları bulmak ..vs gibi avantajlara sahip olan demektir.üye olan , derneğin her işine karışma hakkına sahiptir ve gücünü dernek için kullanandır.
Derneğin kurulları gücünü, üye toplama ve üyelerini memnun etmek için kullanmaz ..Erzurumdaki dernekte kurul olarak üye peşinde değiliz burada iş yapacak üyemiz olduktan sonra gönüllüler ile büyük işler yapma peşindeyiz Erzurum merkezde 7 bin civarında öğretmen var ilçeleride katarsak 15 bindir.ama üye sayımız 113 tür.bu üyeler çok rahat bu binleri harekete geçirebiliyor bunun bilincinde olarak başvuran herkesi üyeliğe kabül edemiyoruz fahri üye olarak isterlerse alıyoruz.
Demek istediğim köyümüzün derneği artık yapılacak işlere enerji harcamalı yoksa üye toplamak için çaba sarf ederse karşımızda çok farklı bir akraba profili ile karşılaşılabilir ve kırıcı durumlar olabilir vede derneği de kapatıyoruz yürümez bu zihniyetle denir vede denilebilir.
Karyader artık planlama yapmalı ve işe koyulmalı göreceksiniz yapılacak birkaç güzel işle her şey kendiliğinden gelişecektir belkide üye doyumu bile yaşayacaksınızdır.Dernekçilik farklı ve farklı olduğu kadarda zevk veren bir kurum.köyüne bir şeyler katmak isteyen elbette derneğe üye olmalı ama olmuyorsada bence zorlanmamalı vede dışlanmamalıdır.bizler güzelliklerimizi sergileyeceğimiz bir ortam oluşturmaya gayret etmeliyiz bence.
Karyader olarak başkanımıza da iletmiştim ,köy muhtarlığına köyümüz adına dernek kurulduğu ve tüzük eki ile resmi üst yazı ile bir yazının gönderilmesidir.köyün yapılabilecek ve makul olan sorunlarını bir liste halinde dernek merkezine gönderilmesi talep edilmeli.buna görede planlama yapılır işler yapılabilme derecesine göre sıralanır ve bu yönde gayretler sarf edilir..
okulumuza acilen el atılmalı ilkbaharla birlikte tadilat yapılmalı köyümüzün hemen hemen hepsi usta.sadece malzeme alınarak ustalar sıra ile okulumuzu bir güzel elden geçirmeliler.
daha yolun başındayız güzeliklere doğru yol almalıyız.
Gürbüz Karakurt
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 20:32
|

Allah in izniyle var olan potansiyel gücü harekete gecirecegiz. Elbeteki bizimle olan abilerimizin bizi elestirmeleride gerekir. Dolayisiyle daha iyi motive oluruz.
Muhsin abi baslangictan beri seni en iyi anliyanlardanim. Siteye katkilarin, birlikteligin pekismesi ve bir büyügümüz olarak, yönlendirmen, ve bunlarin sonucu olarakta geldigimiz bu noktada rolun büyüktür.
Benim haykirisim, her birimiz cevremizde biraz hareketlenirsek kiyida kalmis dediklerimizide kisa zamanda birlikteligimize dahil edebiliriz. Sürec icinde sivil toplum örgütlenmesinin önemi herkes tarafindan anlasilacaktir.
Dernek baskanimizin Tüzükl ve kurucu üyeler listesinin bir kopyasini köy muhtarina göndermeli böylelikle köyde yasiyan akraba ve dostlarimizida olup bitenden haberdar etmis oluruz. Insallah kisa zamanda KARYADER adina cikaracagimiz dergide abilerimizin yazdigi güzel öyküler ve Muhsin abimizin bizlere kazandirdigi tarihcemizi koyarak kültürel icerikli bir dergi olusturup tüm köylülere dagitmamiz gerekli.
En önemlisi bireysel degilde birlikte bir seyler yapmamizdir. Nerde bir karapinarli ve karapinarlilarin dostu varsa herkesi bu birliktelige ortak olmaya davet ediyorum.
Selam ve sevgilerimle
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 18:58
|
Sevgili Selçuk,
Sena ve Yusuf’un yazılarında, seni korumaya yönelik bir hava sezinledim. Muhtemeldir ki, Muhittin ile benim yazılarım, kendilerinde böyle intiba yaratmış olmalı. Ortaya çıkarmış olduğunuz eseri görmemek için, kör olmak gerekir. Bu düşüncelerimi, yazdığım yazılarda, bazen kapalı bazen ise açıkça ifade ettim. Takdirimizi esirgemediğimiz gibi gerektiğinde tatlı dilimizle, seviyeli şekilde ikazımızı da yapacağız. Bu, seni hem motive etmeli hem de atacağın yeni adımlarda, bir daha düşünmeni sağlamalıdır. Yazılanları bu açıdan okumalısın. Bu nedenle, sana yönelik yapıcı eleştirilerden güç alarak, Karapınar ve Karapınarlı için, daha nice güzel eserler ortaya koyman, emin ol benim gibi düşünenleri sevindirecektir. Yılgınlık göstermek, bize yakışmaz.
Selam ve sevgilerimle.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Web yayın ekibi
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 17:39
|
Mesaj Sahibi: hulusi karabulut
çokdeyerlı site üyelerıne sevgı ve selamlarımı yoluyorum bu sıte gerçekten çok iyi bir iletışımaracı olmuştur bızlerıçın kısaca doğudan batıya ve avrupaya açılan bır pencere olmuşturk
kurucularına teşekur edıyorum |
|
|
Hulusu Bey sizi burada görmek bizi onurlandırdı. İnşallah bundan sonra daha sık bir şekilde görüşürüz. İletişimizi bu site sayesinde daha da güçlenecek. Kendinize iyi bakın Manisa'ya selamlar.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 15:57
|

Sevgili Muhsin, Bu güzelim kafiyelerle beni ziyadesi ile yüreklendirdiniz. Daha güzelini yazamaya gayret edeceğim. Ayrıca yazma cesaretini göstermeyen kardeşlemizi de son derece latif bir ve nezih bir dille yazmaya davet edişinde bir o kadar güzel ve nazik.Geleceği inşa etme adına atılmış olan adıma ve çağrına icabet edeceğim. Benim her açıdan ve makul olan her isteklerinde en büyük desteğimi alacaklardır. Bunu zaman ve olaylar zaten gösterecektir. Kıyıda köşede kalmış insanlarımızı da unutmadan davet etmekte yarar vardır diye düşünüyorum. Bu güzel sözlerine karşılık vermemek nezaketsizlik olurdu.
Saygılar ve sevgiler sunarım.
Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
Yaz Muhitin, yaz.
İçinde taşıdığın güzellikleri ara vermeden yaz.
İnsanımızı yaz.
İnsanımızın nasıl değerlere sahip olduğunu yaz.
İnsanımızın ruh güzelliğini yaz.
Bizde var olan etiği yaz.
Gani gönüllü, hoş görülü büyüklerimizi yaz.
Yaz ki kaynaşalım.
Birbirimizle, geçmişimizle tanışalım.
Yaz ki geleceğimizi inşa edelim.
Yaz ki yazmayanlara kalem ol.
Yaz ki, insanını cesaretlendir.
Yaz ki, Karapınarlının da etten kemikten oluşan birer insan olduğunu anlasınlar.
Yaz ki değer bilsinler.
Yaz ki, çalışmadan, birlik olmadan hiçbir şeyin olmayacağını kavrasınlar.
Yaz ki, sevmeyi öğrensinler.
Yaz ki, onlarda bir gün yazmayı denesinler.
Yaz ki, ayrı gayrının kimseye bir hayır getirmediğini algılasınlar.
Bıkmadan usanmadan Karapınar’ı, Karapınarlıyı yaz.
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
halil karakurt
Yer:
Nevşehir
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 15:22
|
Herkese Selamlar.
Dernek oluşumunun biraz yavaş ilerlemes işimizi daha sağlam ve emin adımlarla yapmamızın ürünüdür. Ayrıca kurucu üyelerinin ayrı yerlerde olması bunu biraz daha geciktirmekte ve bu süre zarfında paniğe gerek yok herkesin olumlu düşünmesi lazım.
Sitede gördüğüm abilerimizin olumlu ve bizleri geçmişten kalan kısır çekişmelerden kurtarmak için yapıcı düşünceleri bizleri daha fazla heyecanlandırıyor ve debir şevkle karapınar için neler yapabiliriz düşüncesini güçlendirmekte.
Herkese tekrar selamlar.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
resat ve aysel sinik
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 15:17
|
slm,burada bulunan tüm akrabalarima.bügün bizim resmi nikahimiz kiyildi 04.05.2008 de de dügünümüz var bu mutlu günümüzü bizimle paylasmak isteyen akrabalarimizi ve bizi seven dostlarimizi aramizda görmektenn büyük bir mutluluk duyariz --------------------------------------buda bizim hikayemiz
Yaradılıştan mahşere...
Bir su damlası ise ömrümüz ancak
Biz o su damlasını paylaşmak istedik.
Zamanın sonsuzluğunda
nokta “bile” etmiyorsak,
Biz o “bile”yi dahi paylaşmak istedik.
Yaşam uzun ve yorucu bir yolculuksa
Biz o yolda “yol arkadaşı” olmak istedik.
Takdiri ilahi;
Hayat bazen toz pembe, çokluk çileli;
Biz, “bazen toz pembe” uğruna
“Çokluk çile”ye şimdiden rıza gösterdik.
Kavlimiz böyledir, sizlerde şahit olasınız istedik
17.04.2008
kendinize iyi bakin...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
hulusi karabulut
Yer:
Manisa
Tarih:
17 Nisan 2008, Perşembe 15:14
|
çokdeyerlı site üyelerıne sevgı ve selamlarımı yoluyorum bu sıte gerçekten çok iyi bir iletışımaracı olmuştur bızlerıçın kısaca doğudan batıya ve avrupaya açılan bır pencere olmuşturk
kurucularına teşekur edıyorum
|
| Yukarı |
|
| |
|
|