| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
semih sinik ve amca oğlu vedat
Yer:
ANKARA
Tarih:
30 Nisan 2008, Çarşamba 19:41
|
EE REŞAT DURUMLAR NASIL IYIMI DUGÜNENEDE AZ KALDI UMARIMKI ÇOK MUTLU OLURSUN VEDAT IN SANA SELAMI VAR KENDINEIYI BAK BIZI UNUTMA YENGEYE SELAMLAR
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
30 Nisan 2008, Çarşamba 09:47
|
Sevgili Rahmetullah usgun kardes, bizlere deger verip paylasimlarimiza ortak oldugun icin sana tesekkür ediyorum. Kendini tanitma nezaketinde bulundugun gibi diger dostlarda kendini tanitirlarsa üyelikleri hemen onaylanmis olacaktir.
Güzel günlerde bulusmak dilegiyle...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
GÜRSEL KARAKURT
Yer:
İzmir
Tarih:
30 Nisan 2008, Çarşamba 02:14
|
SELÇUK ÖNCELİKLE DÜĞÜNÜZ VARMIŞ GELMEİMKANIMIZ OLMADIĞINDAN ALLAHTANMUTLULUKARDİLİYORUM SELÇUK DOĞRU TAHMİN ETMİŞSIN BEN ESETİN OĞLUGÜRSEL SİTEYE KATKISI OLAM HEKESE SELAM VESEVGİLERIMI SUNUYORUM İZMİRE YOLU DÜŞEN HERKESİ BEKLİYORUM SELAMLAR
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 21:29
|

ABDURAHMAN AMCANIN MANDALARI
Bizim köyün iklimine uygun yaratılmamış bir hayvan. Sıcağı sevmez, soğuğu da. Öküzün çekemediği yükü, rahatlıkla çekebilen, ağır gövdeli güçlü hayvan. Yörede camış olarak da bilinen bu kara gövdeli hayvana köyde gameş derlerdi. Galiba şimdilerde köyde hiç kalmadı.
Dişisi medek olarak isimlendirilirdi. Bu hayvanın sütü ve bu sütten yapılan yoğurt çok meşhur olup, kaşık kesmediği söylenirdi. Birde bu yoğurdu yayığa koyup, yaydıktan sonra oluşan tereyağı, yağların da kahvaltı sofrasının da kralı idi. Bu bembeyaz tereyağı, avuç içinde sıkılarak içli köfte büyüklüğüne getirilir ve soğuk suyun içinde muhafaza edilirdi. Kahvaltı zamanı sudan çıkarılır ve servise verilirdi.
Manda, ağır işler için beslenirdi. Ahırın en nadide yeri bu hayvana tahsis edilirdi. En çok kotanda ve vurgunda kullanılırdı. Mecbur kalındığında harmanda da koşulduğu olurdu. Manda dize geldiğinde çekemeyeceği yük yok gibiydi; bu nedenle her köylü, bir çift mandaya sahip olmak isterdi.
Manda yaratılış icabı bataklık yerleri çok severdi. Hele çamura hiç dayanamazdı. Çamurun içine uzanması, orada dinlenmesi, saatlerce orada geviş getirmesi en hoşlandığı anlardı. Bir de çok inatkar ve de dövüşken bir hayvandı. Genç ve güçlü olanlarının dövüşleri sert ve uzun süreli olurdu. Bazen saatler süren bu kavgalar dışarıdan müdahale ile sona erdirilirdi.
Bir gün Kağan’da bizim ve galiba Kazım Amcaların (Reşit oğlu) mandaları birbirine girmişti. Uğraşmamıza rağmen ayıramamıştık. Sonunda bir arkadaşı köye gönderdik. Büyükler ellerinde şeritlerle geldiler. Bilen bilir, kavga eden iki mandaya yaklaşmak hayli tehlikelidir. Ne zaman kaçacakları belli olmadığından, bu gibi durumlarda ayakları altında kalıp ezilmek içten bile değildir. Bu nedenle büyükler itina ile şeridi ayrı ayrı her ikisinin gövdesine ve arka ayaklarına bağladılar ve daha sonra ters tarafa çekerek birbirlerinden ayırdılar. Sonraki yıllarda birbiriyle dövüşen iki mandayı ayırmada, traktörlerin kullanıldığını duymuştum.
Koça gövdelerine göre çok narin hayvanlardı. Sıcağı hiç sevmezlerdi, öyle ki sıcak günlerde ağır yük altında iken solumak için köpek gibi ağızlarını açarlardı. Yine soğuktan da çok etkilenirlerdi. Büyükler, mandaların çok iyi yüzdüklerini söylerlerdi. Bu iddialarını ispatlamak için de, mandanın, kıçım olmasaydı deryayı aşardım, dediğini söylerlerdi. Öküzlere gösterilmeyen ihtimam bunlara gösterilirdi.
Mandaların derileri de çok narin olduğundan, zamanımızın çilt bakımlarına benzer şekilde bezirlenirlerdi. Belli aralıklarla şimdi arabalarımızı yıkattığımız gibi mandalar yıkanırlardı.
***
Bizim mandalar, köyün en iyi mandaları arasında yer alırlardı. Bu nedenle beslenmelerine ve bakımlarına dikkat edilirdi. Sıradan işlerde öküzler, özellikli işlerde mandalar kullanılırdı. Bir gün büyük çeşmeye bizim mandaları yıkamaya götürdüm. Ben mandaları yıkamaya başlamıştım ki, Abdurahman Amca önünde iki genç manda (gedek) ile çeşmeye geldi. Üstelik yalnız da değildi. Yanında, iki oğlu, Kemal ve Şahin de vardı. Abdurahman Amca, bu genç mandaları yeni almış ve bu nedenle çok ihtimam gösteriyordu. Bunu neden mi söylüyorum, kendi evlerinin önündeki çeşmede yıkamamış, suyu daha iyi diye, büyük çeşmeye getirmesine dayanarak söylüyorum.
Abdurahman Amca çeşmeye gelir gelmez bana yöneldi. Muhsin, senin mandalar büyük, bizimkilere vurabilirler, sen şöyle kenarda yıka dedi. Yani benden, mandalarımı çeşmeden uzaklaştırmamı, kibarca istedi. Bende onun dediğini yaptım. Baba ve iki oğlu, o tazecik mandaları bir yıkamaya başladılar, sormayın gitsin. Önce, kimisi eliyle kimisi yayvan kapla mandalara bol bol su serptiler. Sonra, köyde pek görülmeyen ve köydekiler tarafından uçuk bulunan bir şey yaptılar. Abdurahman Amca, lüks el sabununu, cebinden çıkararak, mandaları sabunlamaya başladı. O yıllarda lüks sabunu çok kıymetli bir sabun olup, öyle her yerde kullanılmazdı. Bu adı gibi çok lüks olan sabunu, ancak evin büyükleri ve misafirler kullanırdı.
Her kes şaşkın bir halde olanları izliyordu. Abdurahman Amca, çeşmenin başında bulunanlara aldırmadan, büyük bir zevk ve gururla mandalarını yıkıyordu. Sanki seyredenlere nispet eder gibi, bir sabunlamayla yetinmemiş, ikici kez sabunlamaya başlamıştı. Ardından her iki mandayı da bol su ile durulamıştı. Hayvanlar da gördükleri ilgiden mi suyun verdiği rahatlıktan mı bilmiyorum; bir yandan tatlı tatlı geviş getiriyorlardı bir yandan ise sağa sola mutlu mutlu bakıyorlardı.
İster inanın ister inanmayın mandalar öyle yıkanmışlardı ki, parıl parıl olmuşlardı. Köydeki çocukların belki de büyük çoğunluğu, hayatlarında bu şekilde yıkanmamışlardı.
Yıkama işi bittikten sonra, Abdurahman Amca ve oğulları, mandalarını önlerine katıp geldikleri gibi gitmişlerdi. Ben dahil çeşmedeki her kes olayı başından sonuna kadar ağzı açık bir halde, hayretler içinde izlemiştik. Öyle ki bu konu, köyün gündemine oturmuş ve günlerce iğde ağacı sakinlerince, etraflıca yorumlanmıştı. Amcam aklına geldikçe, çeşme başında olanları bana anlattırır ve ardından şuh kahkahasını patlatırdı.
Hey gidi günler hey, nasılda gelip geçti. Hatırlanması, mutlulukla birlikte hüznü de yaşatıyor. Abdurahman Amca, ne yazık ki, çok özen gösterdiği bu iki güzel mandadan, umduğu faydayı sağlayamamıştı. Allahın rahmeti, genç yaşta vefat eden Abdurahman Amcaya ve yakın zamanda ölen eşi Gıdan Teyzeye olsun.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 20:13
|
Sevgili rahmetullah aramıza hoş geldiniz.Daha nice güzellikler birlikte paylaşmak dileğiyle esenlikler dilerim.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 20:09
|
SEVGİLİ ADİL RAHATSIZLIĞINI ÖĞRENMİŞ BULUNMAKTAYIM.GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİMLE ACİL ŞİFALAR DİLERİM
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
KENAN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 19:14
|
Sevgili RAHMETULLAH arkadaşım siteye hoş geldin bi daha anladımki bu site nekadar yararlıymış her birimiz memleketin bir ucunda ama iletişimi bu site sayesinde kurabildik buda çok güzel bir duygu kendine iyi bak sevgiyle kal.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SEVKET karakurt
Yer:
Erzurum
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 19:05
|
merhabalar.
Ben Erzurumdan SEVKET KARAKURT,siteyi acıp okuyan bizi tanıyan herkese saglık ve mutluluklar dılıyerek selamlarımı iletirim ..
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Coskun KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 16:44
|
Merhaba !
Almanya´dan bütün akrabalara ve arkadaslara selamlarimi gönderiyorum.
Ayrica Adil abinin saglik probleminden dolayi kendisine gecmis olsun dileklerimi gönderiyor, yiyenlerimin gözleinden öper bursadaki akrabalarada selam kendinize iyi bakin ALLAH á emanet olun selam ve dua ile ..........
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
özge
Yer:
Erzurum
Tarih:
29 Nisan 2008, Salı 16:35
|
merhaba reşat abi 5mayıs`a az kaldı inşallah çok mutlu olursun.
|
| Yukarı |
|
| |
|
|