| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 18:00
|
SEVGİLİ YAŞAR KARAKURT 28 YILLIK MESLEK HAYATİMDA UNUTMADOĞİM ÖĞRENCİLERDEN BİRİDE SİZSİNİZ SANIRIM ŞIMDİ BENİ BAĞIŞLASIN MEVKİ SAHİBİ OLMUŞTUR YANİ OKUMUŞTUR ÇÜMKÜ ZEKİ BİRİSİYDİ BEN ONA SEN ŞİMDİDEN ADAM OLMUÇSUN DERDİM TEMİZ VE ÇLOŞKANDI BABASI SANIRIM OSMAN ABİ OLACAKTI HATTA BİZİ BİR GÜN MİSAFİR ETMİŞTİ BİLEN İŞİTEN BANA BİLDİRSİN O ARAMAZSA BİLE BEN ONU ERAYACAĞIM BU BÜTÜN ÖĞRENCİLER İÇİN GEÇERLİ YETERKİ TELEFON NUMARASINI BULABİLİYİM. SEVGİ VE MUHABBETLE HERKESE SELAM
AYHAN DÖŞKAYA SAKARYA
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 17:52
|
istanbulda bir çok karapınarlı ve de şehithalitlilerin olduğunu hem duyuyor hem de raslıyorum ve rasladığımada hemen söylüyorum bir dernek kurulsun hepimiz üye olalım ve yılda bir olsada bir araya gelelim bende karakurt ortaokulunda geçen 12 yıla ait birçok öğrencilerin resimleri var gerekirse sergi yapmayı bile düşünüyorum gerek foklör gerekse okul takımına veya bayramlarda ve anma günlerine ait bir çok resimlervar bunlara bakınca onların şimdiki hallerini çok merak ediyorum buradan arif cengiz beyede teşekkür etmek isterim yardimlarından dolayı ahmet karakurt beyide epey bir zamanoldu aramadım nasipse yazın ziyaret edeceğim buradan herkese selam ve sevgi iletiyorm hoşca ve sdağlıcakla kalınuz. AYHAN DÖŞKAYA SAKARYA
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Sakarya
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 17:29
|
ben karakutr ortaokulunda yıllarca görev yaptım sanırım o dönem okula giden gençler beni hatırlar çünkü ben onları çok seviyordum hatta asman vardı murat vardı tuncer vardı
efendi ne bileyim şimdilik bunları yazdım ama beni ararsalar görüşrlim
şu anda recep ergül beyle görüşüyoruz kendisini çoç sevdiğimi zaten bilir ama yinede ben buradanda bildirmiş olayım hepinizi öpüyorum sevgi ve muhabbetle tel- 05354920357 - 05067045981 --05457677833- o3647181557- 02647184867
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
halil karakurt
Yer:
Nevşehir
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 16:50
|
Sevgili dostum ve kardeşim Erkana.(Namını bildiğiniz CEK)
Erkan için burada yazmamın sebebi bu güzide vede kelimelerin şahsı yanında kifayetsiz kaldığı şahsı tanımanız içindir.Ben onu daha iyi tanıma fırsatına nail oldum ve de kendimi şanlı sayıyorum böyle eşsiz bir şahsiyetin akrabamız olduğu için ne kadar övünsek azdır desem abartmış sayılmam. Sizlerde onu tanıma ve de bazı şeyleri paylaşma imkanınız olsaydı eminim benim gibi düşünmemek için hiç bir sebebinizin olmadığını görecektiniz.İyiki varsın ,iyiki akrabamsın.Değerli kardeşim ve dostum ERKAN. Herşeyin gönlünce olması dileğiyle.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 16:33
|

Sevgili Yahya Hocam, göstermiş olduğunuz ilgi için teşşekür ederim. Benim senden ricam bu yazıları ziyaretçi defterine nasıl göndereceğimi de ayrıca e-mail ile tarif edersen sevinirim. Benim problemim de işimin bir parçası olmasına rağmen hiç Türkçe WEB ve bilgisayar kullanmamak. Türkçe bilgisayar terimlerine karşı özel bir beceriksizliğim var. Kusura bakmayın.
Öreneğin muhsin in yazısını bir türlü yayınlayamadım. Ayrıca web den defalarca denememe rağmen bana gelen email lere de
cevap veremiyorum. Öyle gözüküyorki benim bilgisayar bloke ediyor.
Selamalr ve sevgiler
M.KARAKURT
Mesaj Sahibi: Yahya KARAKURT
Dernekle ilgili sizleri bilgilendirmek amaçlı: dernekte alınan kararlar kurucu üyelerimiz imzalarını atmaları için bir yolculuğa çıktı inşallah karar defteri ve beraberinde dernek üyelik başvuru belgeleri yarın bana ulaşacaktır. Bundan sonra geçici yönetim kurulunda saf çoğunluk toplandığında uygulamaya geçmemiz için gerekli kararları alabileceğiz. Bu arada üyelik işlemleri başlamıştı gayet heyecanlı bir şekilde hergün posta kutusuna bakmaktayım. Bu konuda duyarlılık üye olacak tüm akrabalarıma şimdiden teşekkürler.
Bu sene hizmetiçi eğitimden dolayı her hafta neredeyse değişik seminerlerde bulunmaktayız. Bundan dolayı fazla zamanım olmadığı için gerekli paylaşımlarda bulunamıyorum.
Sitemizde tarihçe ve güzel anılarıyla Muhsin dayı, köydeki anılarını çok güzel bir şekilde dile getiren Muhittin abi, motive olmamızı sağlayan Selçuk abi, Dernekleşme konusunda bilgi ve gareti için gürbüz hocaya,Olaylara felsefi ve sosyal yönden inceleyerek ince bakış açılarını bize aktaran Selahattin hoca, Sağlık konusunda forumda Sağlıcakla kal bölümüyle DR. Erkan, Farklı düşünce ve kritik değerlendirmeleriyle Sena abi, Eşsiz fotoğraflarıyla Engin abi,Arka bahçe dediğimiz forumda sürekli bizi aydınlatan Yusuf abi,Murat abi, Muhammet abi ve Ahmet kardeşimiz,gayreti için Metehan, Yemek tarifleriyle Gülsüm yengemize sonsuz teşekkürler teşekkürler.. Siteye takılan buradaki güzel ortamda gezinen aktif yada pasif tüm akrabalara teşekkürler. İyiki varsınız..  |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Arif CENGİZ
Yer:
İstanbul
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 15:40
|
Sevgili kardeşim muhsin bey
köyünüz sitesine tesadüf girdim yazılarını okuyunca mahalleden ve ortaokul 1nci sınıftan sizinle arkadaş olduğum için ne kadar gururlansam azdır.köyünüzde çok değerli şahsiyetlerin çıktığını biliyoruz sizde bunlardan birisiniz SARIKAMİŞ PTT'den emekli oldum şimdi İSTANBUL'dayım görüşmek dileğiyle Arif CENGİZ
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
METEHAN KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 14:02
|

H. DEDEM'LE GELEN BEREKET BULUTLARI
....köyde sittedli bir ruzgar her tarafta toz ilkbahar herhalde köye ugramamıs diye bir an aklımdan gecirdim. yesillikten eser yok yoldan gecerken tarlalara baktım daha ekinlerin boyları 1 karış bile gecmemis sıddetli kuraklık koyde hukum sürüyördu neyse ki artık eve gelmistik ertesi gün dedemin 52 verilecek herkes tatlı bir telasta yarının hazırlıgını yapıyor.bende biraz amcalarım la sohbet ediyorum koyde yasanan kuraklık tan dert yanıyorlar ama yinede
"taktir allahın diyorlar.belliki bu iklim kosulları bizimkileri bayagı etkilemis hava yavas yavas kararıyordu soyle bir bizim evin etrafını dolasıyorum gece artık cokmustu karapınarın uzerine aksam oldugunda suleyman amca zeki amca fehmi dayım ...birer birer eve geliyordu zeki amcam konuyu acıyor bizimkiler konusuyor bende koseden bizimkiler
i dinliyorum ! zeki amcam ve babam gerek igneleyici esprileriyle konusmaya renk katıyorlar
konu döndu dolastı yine bu seneki ekinlere geldi....artık yatma vakti gelmsti o aksam suleyman amca(lele) amca gile yatmaya gidiyoruz ....artık sabah olmustu ama koyde sabah erken baslamıstı henuz gunes dogmamıstıı bızım eve dogru gittik gittigimizde hazırlıklar sonsurat devam ediyor gokyuzune baktıgımızda kara kara bulutlar koyu sarmıstı bugun yagmur havası vardı
saatler yaklastıkca artık koyluyu cagırma vaktı gelmisti cafer abi ve ben tum koyluyu cagırmak icin soyle koyun altından bir girdik ustunden cıktık.. bu arada yagmur yavas yavas ciseliyordu artık koylu birer ikiser gelmeye baslamıstı yagmur olanca hızıyla yagmaya devam ediyordu koylunun bugun yuzu guluyordu ...yagmurla birlikte toz dınmis
agaclar cicekler bocekler ....hepsı hayat bulmustu yenıden.... ikindi den sonra alkan amcam ve ben dedemin mezarın da yasin-i şerif okumaya gittik dondugumuzde zihni dede suleyman amca fehmi dayım yunuz amca .....eskilerden bahsediyorlar ve bugun h.dedemle gelen yagmuru konusuyorlar koyde durdugum surece yagmur aralıksız yagdı (h.dedem rahmet'le anıyorum )
metehan karakurt
Erzurum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Muhsin KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 12:59
|

GIRNAVUK TAN KAĞNI İLE OT TAŞIMA
Gece yarısı. Küçük ve yorgun beden, köyün bol oksijenli havasında, mışıl mışıl uyumaktadır. Onun duymadığı, fark etmediği, telaşlı bir koşuşturma çoktan başlamıştır. Evin büyükleri karanlıkta kalkıp, yüzlerini gözlerini yıkamışlardır. Öküzler ahırdan çıkarılmış, kağnı arabalarına koşulmuşlardır. Evet, evdeki bu koşuşturmanın sebebi, ot taşıma hazırlığıdır. Ağustos ayında saatler, yapılacak işlere yetmemektedir. Tüm gün harman ile uğraşıldığı için, ot taşıma için ayrılan zaman, gece yarısından gün doğumuna kadar olan süredir. Bugün de her gün olduğu gibi, amca ile yeğen, hizmetkâr ile odax, iki araba ile ot getirmeye gideceklerdir. Bunun için de yeğenin uyanması gerekir.
Önce, çocuğun annesi, şefkatli bir sesle, derin bir uykuda olan oğluna seslenir.
- Kurban olduğum, kalk, ancak giyinirsin.
Bu ilk seslenme ve ikazdır. Etkisi hafiftir. Bu sesi duyan çocuk, küçük bir inlemeyle birlikte, yatakta dönerek sadece yatış pozisyonunu değiştirir. Anne fazla ısrarcı olmaz, zaten çocukta, bu sesin kalk sesi olmadığını bilir. Zaman biraz daha geçer. Bu kez evin büyükannesi devreye girer. Yatmakta olan torununun yatağına gelir ve eliyle torununu şöyle bir sarsar. Sonra, her günkü teraneyi tekrarlar.
- Daha uyanmadın mı, arabalar yola düşecek, ne tembel tembel uyuyorsun, amcan seni bekliyor.
Çocuk ikinci uyarıyı almıştır ve birinciye göre daha etkilidir. Ama onun için, yatağı terk etmek, halen öyle kolay bir iş değildir. Sıcak yatak onu şeytan gibi yatağa bağlarken, gelecek üçüncü uyarının korkusu ise onu yatağı terk etmeye zorlamaktadır. Çocuk, yarı uykulu yarı uyanık bir halde, içine düştüğü bu zor durumdan nasıl sıyrılacağını düşünmektedir. Ancak, her zaman olduğu gibi sıcak yatak, korkuya galip gelir. Dolayısıyla, çocuk ikinci uyarıya rağmen sıcak yatağı terk edemez.
Zaman biraz daha ilerler. Halen ortalık zifiri karanlıktır. Derken asıl beklenen o dehşet ses duyulur.
- Bu devamsız (işe yaramaz) daha uyanmadı mı, her kes yola koyuldu, biz beyefendinin keyfinin yerine gelmesini bekliyoruz. Gelirsem ayaklarımın altına alırım. Çabuk giyin.
Amca bunları bir yandan söylerken diğer yandan hazırlıkların tam olup olmadığını kontrol için arabaların yanına gider. Çocuk bu son ikazdan sonra denizin bittiğini bilir. Çaresiz bir şekilde mırıldanarak, söylenerek, esneyerek yarı uyanık halde giyinir ve doğruca kağnıya biner. Her taraf karanlık ve üstelik soğuktur. Sıcak yataktan çıkmış beden üşümüş, hatta titremeye başlamıştır. Kağnının üstünde şerit olarak isimlendirilen ve kağnıya yüklenilen otu bağlamaya yarayan halat kümesi bulunmaktadır. Çocuk bunun üzerine kafasını koyar ve uykusuna devam eder. Ama ne mümkün. Kağnının tekerinin taşa her çarpışında, çocuğun kafası da sert halata vurmaktadır. Üstelik soğuk hava uykusunu kaçırmış ve de karanlıktan dolayı korkmaktadır. Ortalıkta, arabaların çıkardığı gürültüden başka ses yoktur. Ürkütücü bir sessizlik adeta her yeri abluka altına almıştır. Bu saatlerde, ne büyük ne küçük kimsenin konuşmaya mecali yoktur. Büyükler bu zaman zarfında, arada sırada esnerler ve bolca sigara içerler, küçükler ise kağnının ortasında oturmaktan bıkmış iseler, kağnının arka yan çıkıntısına (kopa) oturur, ayaklarını aşağıya sarkıtır ve geride bırakılan yolu ve çevreyi manasız bakışlarla izlerler.
Araba, aşağı köyü arkada bırakarak Yukarı Gırnavuk’a, güneş doğmadan, alaca karanlıkta varırdı. Temmuz ayı içinde, biçilmiş ve toplanmış ot bağları, iki kağnıya düzgün bir şekilde yüklenir ve dağılmasınlar diye şerit ile de bağlanırdı. Bir arada kurumuş otun ve çiçeğin, birbirine girmiş o muazzam kokusunu bir bu evrede, bir de kışın, hayvanın beslenmesi için hayvana verildiğinde alırdınız. Yükleme işi bittikten sonra, doğruca su kaynağına gidilir. Terlemiş olan yüz yıkanır ve soğuk su, afiyetle, aç karnına içilirdi. Bu aşamadan sonra, öküzler kağnıya tekrar koşulur ve iki araba arka arkaya yola koyulurdu. Tabi aynı işlemler komşu çayırlarda da yapılmaktadır. Bir anda ot yüklü kağnıların oluşturduğu katar, kağnıların çıkardığı cazırtı cuzurtu sesleri arasında ağır ağır ilerlemeye başlardı.
Düzlüklerde çocuğa pek iş düşmezdi. Çünkü kağnıya koşulmuş öküzler, düzde herhangi bir yardım almadan kağnıyı çekerlerdi. Ancak, yokuşlara gelindiğinde takviye gerekiyordu. Bunun için yedekte tutulan iki öküz devreye alınırdı. Bu öküzlerin boynunda ince bir boyunduruk olurdu. Bu boyunduruğa bağlı bir zincir, yokuşlarda kağnının ön tarafına bağlanırdı. Böylelikle kağnının yokuşlarda, dört öküz tarafından çekilmesi sağlanırdı. Öndeki iki takviye öküze, çoroş denilirdi. Çocuk, işte cambazlık isteyen bu çoroş boyunduruğu üzerinde oturup, çoroşu idare etsin diye götürülürdü. Zincir gergin olduğunda, pek sorun olmazdı. Ama eğer zincir herhangi bir nedenle gevşemiş ise, çoroşun boyunduruğu üstünde kalmak ve bu haldeyken çoroşa bağlı öküzleri yönetmek oldukça zordu. Zincirin gevşemesi demek, kağnıyı idare eden asıl yöneticinin de sıkışmasına, zor durumda kalmasına neden olurdu. Bu nedenle çoroşu idare eden yardımcının, çoroş zincirini sürekli olarak gergin tutması icap ederdi. Aksi halde sisteme dahil olan herkes zarar görebilirdi.
Bu, her zaman mümkün müydü. Ne gezer. Yukarı Gırnavuk’un arazi yapısı çok dalgalı olduğundan, iniş ve çıkışlarda buna bağlı olarak istediğiniz kadardı. Dolayısıyla yokuşlarda zincir gerilir, sorun yaşanmazdı. Ancak inişlerde, ot yüklü kağnının oluşturduğu itme gücü ile kağnı hızla aşağı doğru hareketlenir, buna direnç gösteremeyen koşulu öküzlerinde hızlanan araba ile birlikte koşmaya başlaması ile her şey allak bullak olurdu. İşte bu durumlarda öküzlerle kağnı arasında sıkışan amcanın sesi yeri göğü inletirdi. Çoroşu düzgün yönetmesi için, yeğenine durmaksızın bağırırdı.
- Ulan şu hayvanları adam gibi sür, bu öküz adam olmaz.
- Beceriksiz geri zekâ, öldüreceksin beni, ulan kuvvetin yok mu, hızlı vursana şu öküzlere.
- Eşek herif, öğrenemedin şunları sürmeyi. Ulan gevşek, vur, vur, hızlı vur.
Anlayacağınız bu yolculukta, çocuğa, bilinen ne kadar kötü sıfat varsa, onunla hitap edilirdi. Eğer, büyüğün canı, bu sıkışık anlarda acımış ise, çocuğun dayak yemesi Allahın emri idi. Dayağın mahiyeti ve süresi, büyüğün o günkü ruh haline bağlı olarak şekillenirdi. Menüde, kamcı, çubuk, tokat, tekme yer alıp, küfür yardımcı yemek olarak sunulurdu. Bu serüven ne kadar mı sürerdi, yaklaşık bir ay.
Bazılarının gücü yerinde olduğundan arabayı çok iyi yönetirlerdi. Hele bir de öküzleri iyi baş tutuyorsa ot yüklü arabayı yokuş aşağı hiç etkilenmeden indirirlerdi. Hata bunu daha da abartır, diğerlerine nispet yapar gibi, kese yollardan dikey olarak inenlerdi. Şu anda buna örnek olarak aklıma gelen isim adaşım olan Muhsin (Hasan oğlu) amcadır.
Aşağı köyden, köye kadar olan bölüm rahattı. Bu etapta sürekli bir tırmanış olduğundan, çoroşu kullanmakta zevkli idi. Pudralı yolda, yüklü kağnıların mazılarından çıkan inleme şeklindeki sesler, bir anda vadiyi kaplardı. Kağnılar yavaş yavaş ilerlerken, büyüklerde kağnıların yanında hem yürür hem de derin muhabbete dalarlardı. Beyaz dönemeç geçildikten sonra mola verilirdi. Öküzlerde her nedense bu molalarda işer ve ardından ho denilince, kısa süre sonra köye, güneş bir hayli yükselmiş iken, varılırdı. Köyde harman zamanının telaşı ile insanlar sağa sola koşuşturmaktadırlar. Büyükler kağnıları boşaltırken, çocuklar da birazdan dövene koşulacak öküzleri beslerlerdi. Evin hanımlarından biri, çocuğun eline, içinde biraz peynir olan bir dürüm tutuştururdu. Çünkü çocuk, az sonra, bütün gün sürecek olan döven sürme işine başlayacaktır.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
08 Mayıs 2008, Perşembe 12:01
|

MUHİTTİNCİĞİM,
ÖNCELİKLE GEÇMİŞ OLSUN, DİLERİM ÖNEMLİ BİR SAĞLIK SORUNU YOKTUR.
SON GÖRÜŞÜNE UYGUN OLARAK MUSA EFENDİNİN ÖLÜM TARİHİNİ 1919 OLARAK DÜZELTTİM.
AYRICA ŞAHSIMA KARŞI GÖSTERMİŞ OLDUĞUN HOŞGÖRÜ İÇİN DE TEŞEKKÜR EDERİM.
SELAM VE SEVGİLERİMLE
MUHSİN KARAKURT
Mesaj Sahibi: MUHITTIN KARAKURT
Muhsinciğim Beni mahçup ettiniz , estağfurullah size emir değil rica edebilirim ancak. Siz benden bir iki yaş büyüksünüz bu yüzden size saygı göstermem gerekir. Bana yönelik herhangi bir eleştirdenden de zerre kadar alınmam, bilakis memnun olurum. Çünkü yapıcı yönden yaklaştığınızı ve olaylara daha akılcı yaklaşımlar gösterdiğinizi biliyorum.Sana katılyorum ölüm tarihi 1919 *Şubat sonu , Zaynep nenmde 1939 da ölmüştür. Sanırım bu şekilde bir karışıklık olmuştur.
Benim yazmama gelince bazı akrabalarımızın tabiri caiz ise kadın gibi gereksiz alındıkları ve bu günlerde biraz hasta olduğum içindir. Aranıza dönmek için can atıyorum. Her türlü pojenize maddi ve manevi olarak destek olacağımdan emin olabilirsiniz.
Birlikten kuvvet doğar ,bu organizasyonu başlatan Selçuk ve Yahya hocaya teşşekür ederim. Başta bıraz çekince gösterdim fakat gayet seviyeli bir şekilde diyalogların devam ettiğini görünce bayağı umutlandım. Zor ve yorucu olmak la birlikte bu işi başarmaları için gerekeni yapacağım.
Hepinize selamlar ve saygılar
Muhittin Karakurt
3. Muhittin emrettiğin gibi gerekli düzeltmeyi yaptım. Ama bana göre sanki tarih 1919. Bir de bu aralar hiç yazmıyorsun. Site sakinlerini bilmem ama yazıların benim için tam anlamı ile yol gösterici, aydınlatıcı bir fonksiyon taşıyor. Bu nedenle sık sık yazarsan iyi olacak, ne de olsa başka kimse yazmıyor. Köyümüzün çok okuyanı var ama nedense çok yazanımız hiç yok. Yazılı iletişim nerdeyse yok gibi.
4. Sevgili Selçuk, bir müddettir sitede var olan çanlılık biraz azaldı. Bunun bir sebebi varsa bilelim ki elimizden bir şeyler geliyorsa katkı sağlayalım. Yoksa düğün seni çok mu yordu. Sizlere de hayırlı olsun diyeyim.
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT
|
|
|
[/QUOTE]
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
mustafa
Yer:
Erzurum
Tarih:
07 Mayıs 2008, Çarşamba 21:15
|
gözün aydın REŞAT abi evlenmissin mutluluklar dilerim
|
| Yukarı |
|
| |
|
|