| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
10 Mayıs 2008, Cumartesi 23:00
|

INA SOSE, INA GÜLLİZAR, BAWO
Devir Rus devri, mekan Yoğunhasan ve civarı imiş.
Seyran (Seyro), Hasan Ağanın sevgili kızı. Hasan Ağa, günün birinde gelinlik yaşına gelen kızını, şanına yakışır Begebega Xelık’ın oğluna vermiş. Seyro, artık namı dağlara yaylalara yayılmış Hüseyin Ağanın biricik eşi olmuştur. Töreye göre yetişmiş, yol yordamdan anlar, lafını bilir bir hatunmuş. Öte yandan, kaynı Ali Ağaya kız kaçıracak kadar da gözü kara biri imiş. Eh varın gerisini siz düşünün.
Seyro Xanımın, ismi Abbas olan son beşik bir oğlu varmış. Abbas’ı doğurduğu yıl, büyük oğlu Mağsut, Kağızman’da zehirlenerek ölmüştür. Mağsut’un ölümü Seyran Hanımı derinden etkilemiş, o da üzerindeki olumsuzluğu atmak için tüm özenini ve sevgisini bu küçük oğluna vermiş. Bu nedenle Abbas’ı, el bebek gül bebek büyütmüş. Evin nazlısı Abbas, bu olumlu şartlar içinde çocukluktan delikanlılığa geçmiş.
Seyro Xanım, oğlu Abbas onbeş yaşına basar basmaz gelin aramaya başlamış. Rivayet edilir ki, Ortakale köyünde yaşayan Süleyman Ağanın Sosın (Sose) adlı kızı pek methedilirmiş. Seyro Xanım da bunu bilirmiş. Aracılar koyup el altından durumu sorup soruşturmuş. Sosın’ı oğlu Abbas’a alabileceğini öğrenir öğrenmez, Hüseyin Ağayı istemeye göndermiş. Hüseyin Ağa kızı Almas’ı berdel verip, Sosın’ı oğlu Abbas’a almış. Düğün kurulmuş, davullar çalmış, yenilmiş içilmiş. Abbas ile Sosın 1904 yılında evlenmişler. Seyro Xanım, boylu poslu güzel gelinini çok sevmiş. Berdel verilen kızı Almas ise aynı yıl İbrahim (İbo) ile evlenmiş.
Her kes hayatından memnun, mutlu bir şekilde yaşıyormuş. Yıllar yılları izlemiş. Abbas’ın evliliğinden birkaç yıl sonra, Seyro Xanımın ikinci oğlu Muhammed bir kazak asker tarafından öldürülmüş. Seyro Xanım ikinci kez evlat acısı yaşamış ve buna bağlı olarak giderek hırçın bir kişiliğe bürünmüş.
Gelin şimdi biraz Ortakale’ye doğru uzanalım. Aynı yıllarda, Selbi Hanımın beyi olan Ömer (Emo) ölmüştür. Selbi Hanım da kim? Selbi Hanım, Sosın Hanım bacısı, Ahmet Ağanın kız kardeşidir. Selbi Hanım, beyi Ömer’in ölümünden sonra, ölen beyinin amcasının oğlu İbrahim (İbo) ile evlenir. İbrahim yabancı değil, ailenin damadı. Diğer bir anlatımla, ilk evliliğini daha önceki yıllarda Seyro Hanımın kızı, Abbas’ın bacısı olan Almas ile yapmıştı. Seyro Xanım, gelini Sosın Hanımın bacısı Selbi Hanımın, kızı Almas’ın üzerine kuma gitmesine çok mu çok içerlenmiştir. Abbas da annesi Seyro Xanım’la benzer duygular içindeymiş, baldızının, bacısına kuma gidişine canı çok sıkılmıştır.
Seyro Xanım bu hoş olmayan evliliği kafasına bir takmış ki sormayın gitsin. Kızı Almas’a yapılan bu gurur kırıcı muamelenin intikamını nasıl alacağını ince ince düşünmeye başlamış. Sonunda şu karara varmış. Madem ki Selbi, kızı Almas’a kuma gitmiş, o zaman Selbi’nin içinin de kendisi gibi yanması için, Selbi’nin bacısı olan gelini Sosın’a bir kuma getirmekmiş. Düşüncesini oğlu Abbas söylemiş, Abbas da bu teklifi yerinde bulup, hemen kabul etmiş. Seyran Hanım, Yoğunhasan’daki günlük konuşmalarında, her ne olursa olsun, Sose’nin üzerine kuma getireceğini ahdettiğini, hatta yeter ki bu iş olsun, sonra Allah canımı alırsa alsın diye söylermiş. Yani anlayacağınız, sevgili gelin Sosın, hiç kusuru yokken, kız kardeşi Selbi yüzünden gözden düşüp pul olmuş ve bu olaydan sonra kaynanası Seyran Hanımın her türlü hakaretine maruz kalmıştır.
Seyran Hanım hızlı şekilde oğlu Abbas’a alacağı bir kız aramaya başlamış. İşin çok uzun sürmemesi için köydeki kızları gözden geçirmiş. Yaptığı araştırma sonunda, kaynı Süleyman Ağanın kızında karar kılmış. Konuyu kocası Hüseyin Ağaya açmış ve kızı Gülperi’nin de yardımı ile kocasını sonunda ikna etmiş. Hüseyin Ağa, yeğeni Güllizarı, oğlu Abbas için kardeşi Süleyman Ağadan istemiş. Süleyman Ağa o tarihlerde 27 yaşında olan yeğeni Abbas’a kızını seve seve vermiş. Abbas, Sosın ile olan birinci evliliğinin henüz onuncu yılında, yani 1915 yılında, Güllizar ile ikinci evliliğini yapmıştır.
***
Sizlere yukarıda dedem Abbas (Bawo) Karakurt ile nenem Güllizar (Ane) Hanımın evliliğini, sebepleri ile birlikte karışık bir şekilde anlattım. Konuyu daha iyi kavramanız için daha sonra olanları kişilere göre aşağıda açıklayayım.
1.Seyran Hanım (Seyro Xanım): Seyran hanım böylelikle kızının üstüne kuma giden Selbi’den, bacısı Sose’nin üzerine kuma getirerek intikamını almış, yeminin yerine getirmiş. Sonra ne mi olmuş dersiniz. Allah, Seyro Xanımın, bu iş olsun da Allah canımı alsın şeklindeki duasını kabul etmiş. Seyran Hanımın yanağında bir ur çıkmış ve giderek büyümüş. O zamanlar var olan ermeni doktorlara gitmiş. Ama şifa bulamamış. Yara giderek büyümüş ve üç ay içinde Seyran hanımın ölümüne sebep olmuş. Mezarı Yoğunhasan’dadır.
2.Hüseyin Ağa: Yaşlılık ve oğlu Halit Beyin asılması ile yatağa düşmüş ve eşi Seyran Hanımdan yaklaşık üç yıl sonra ölmüştür. Mezarı Yoğunhasan’dadır.
3.Abbas Karakurt (Bawo): İkinci evliliği ile birlikte Sose Nene ile olan ilişkisi çok olumsuz etkilenmiş olup, 73 yaşına iken Şubat 1961 yılında ölmüştür. Mezarı Karapınar’dadır.
4. Sosın Hanım (Ina Sose): Üzerine Güllizar Hanımın kuma gelmesinden bir müddet sonra, kocası Abbas Beyin evinden ayrılmış ve oğlu Rıza Beyin yanında yaşamış. 1954 yılı Aralık ayında vefat etmiş olup, mezarı Karapınar’dadır.
5.İbrahim (İbo): Selbi ile yapmış olduğu evlilikten bir müddet sonra, kaynı Halit Bey ile birlikte asılmış.
6. Selbi: Kocası İbrahim’in asılmasından sonra ikinci kez dul kalan Selbi, daha sonra Halil Beyin öldürülmesinde rol alan Abdülmecit ile olaylı bir şekilde evlenmiş. Abdülmecit’in ölmesinden sonra oğlu Abdullah’ın yanına gelmiş ve Ortakale’de ölmüş.
7. Güllizar Hanım (Ane): Kaynanası Seyran hanımın intikam duygusu üzerine oluşan evliliği, çok zor şartlarda başlamış. Onaltı yaşında evlenen Güllizar Hanım, evliliğini, aklı ve sabrı ile zaman içerisinde olması gereken yere oturtmuş. Ben kendisini hep “ulu hatun” diye isimlendiririm ve ailedeki her bayanın onu örnek almasını özellikle isterim. Güllizar Nene 1987 yılında 88 yaşında vefat etmiştir.
***
Köyde yaşayanlar konuşurken her iki nenemi ayırmak ve de yüceltmek için, Ina Sose ve Ina Güllizar diye hitap ederlerdi. Bekli gençler bilmez “ına” anne demektir. Güllizar Neneme, ayrıca bir de“Ane” diye seslenirlerdi. Bu sıfat, ananın bir değişik versiyonu olup, Sarıkamış’ta yaşadıkları yıllardan kalmadır.
Allah, ölmüş olan analarımıza rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet versin. Bu vesile ile tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum.
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
METEHAN KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
10 Mayıs 2008, Cumartesi 12:39
|

MUHSİN amca benim icin yazdıkların icin sagolun... sitede yazdıgınız ilk yazıdan bugune dek butun yazılarını okuyorum zaten sitede yazIsını okudugum bir sizin bir de muhittin amcanın yazıları takip ediyorum oncelıkle yazdıgınız anılar kısa öykuler yaptıgınız tarihi calısmalar vs, hepsi gecmise ışık tutup gelecegi bir günes gibi aydınlatıyor yazılar okadar sade ve okadar icten ki yazılarınızda tarih yeniden canlanıyor hele son yazdıgınız yazı benım gibi henuz 18 yasında olan biri hic okuz arabasıyla asagı koyden ot tasımamıs biri bu yazınızı okuduktan sonra sankı ogünü artık yasamısım gibi geliyor bana....birde sunu farkettım yazılarınzda aslında baskahramanlar sizinle ozdeslesıyor gercekten kalemınız cok kuvetli bunun hepımız farkındayız duzyazı(nesir)alanında sizi ve nazım alanında degerli amcam ATİLLA nın gercekten yadsınamaz bir kuvetli bir kalemi var biz gencler de sizden kuvvet aldıkca sizin yazılarınızı takıp ettıkce birikimimiz artıyor kelıme hazınemız gelisiyor ve sizin sayenızde bızde bizden sonra gelecek kusakları aydınlatacaz ALLAH sizi basımızdan eksik etmesın iiiki varsınız!!!
METEHAN KARAKURT
ERZURUM
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
10 Mayıs 2008, Cumartesi 08:51
|

HÜSEYİN ZADE HALİL BEY
10. HALİL BEYİN ÖLDÜRÜLMESİ
29 Eylül 1933 günü Karakurt’taki evin sakinleri erkenden kalkmışlardır. Halil Beyin dostları onu uğurlamak üzere hediyeleri ile gelmişlerdir. Evde, büyük küçük her fert, bir telaş bir heyecan içindedirler. Kalabalık had safhada olup, buna bağlı olarak sinirler en üst noktadadır. Yol hazırlığı dikkatli bir şekilde yapılmaktadır. Yiyecekler, giyecekler ve hediyeler heybelere düzgün bir şekilde yerleştirilmiştir.
Halil Bey, seyahatini yeğeni Rıza Karakurt ile yapacaktır. Rıza Bey, o yıllarda 22 yaşındadır. Ayrıca, ortaokul mezunu olup, kısa bir süre memuriyet yapmıştır. Rıza Bey, bir müddetten beri Amcası Halil Beyin yanında çalışmakta olup, adeta amcasını asistanıdır.
Amca yeğen öğleden sonra salâvatlarla uğurlanırlar. Ancak tüm gün süren telaş ve kargaşa sinirleri bozmuş ve buna bağlı olarak evde, bağırma ve çağırmalar olmuştur. Halil Bey olanlara sinirlenmiş ve gerek bu nedenle ve gerekse seyahatin heyecanı ile silahını almadan yola çıkmıştır. Amca yeğen, önce Mescitli Köyü sonra Bolpoşta’yı geçmişler. Saat dört civarında, şoseyi takiben Keklik Suludere mevkiine gelmişler.
Halil Beyi öldürmek amacı ile aynı yöreye gelmiş olan eşkıya çetesi, şosenin vadi içinde dönemeç yaptığı ağaçlı ve köprülü bir bölgede pusu kurmuşlardır. Kurmuş oldukları pusudan kimsenin haberi olmasın diye de, gerek Sarıkamış yönünden ve gerekse Karakurt tarafından o gün sabahtan itibaren gelen yolcuların hepsi cebren aynı yerde tutmuşlardır. İkindi saatlerine kadar yaklaşık elli kişinin burada alıkonulduğu ifade edilmiştir.
Nihayet ikindi saatlerinde Halil Beyle yeğeni görünmüşler. Halil Bey ve yeğeni Rıza Bey olanlardan habersiz bir şekilde vadiye girmişler. Aynı anda burada saklanmış olan öncü çete elemanları Halil Bey ile yeğeni Rıza Beyin etrafını çevirip, atlarından inmelerini söylenmişler. Halil Bey, kendini tanıtmış ve olanlara tepki göstermiş ise de eşkıyanın sert tutumu ve etrafının yeni gelenlerce iyice sarılması üzerine, mecburen denileni yapmış. Daha önce alıkonulmuş olan köylülerin yanına doğru yürütmüşler.
Bu yürüyüş sırasında bir yamaçtan geçerken Rıza beyin ayağı kaymış ve yardan aşağı düşmüş. Eşkıya, Halil Bey ile ilgili olduğundan, yardan düşen Rıza Bey ile ilgilenmemişler. Rıza bey düştüğü yerden amcasını peşinden gitmek istemiş ise de, burada saklanmakta olan Gülantep’li Ali’yi Sarıhasan tarafından engellenmiştir. Daha sonra olanları saklandıkları bu yerden birlikte izlemişlerdir.
Çete reisi Abdülhamit, kuşağının içinde iki lagant tabanca ile Halil Beyi karşılar. Bir müddet Halil Beyi süzdükten sonra, bir çamın altına götürülmesini emretmiş. Halil Beyi kimsenin olmadığı bir çamın altına tek başına oturtmuşlar. Kilimin nerede olduğunu sormuşlar, heybede olduğunu öğrenince çıkarıp çete reisine götürmüşler. Abdülhamit kendi elleri ile kilimi heybeden çıkarmış ve iki çamın arasına astırmış. Uzun süre seyrettikten sonra, hayranlığını gizleyememiş ve hele şunun becerdiği işe bak, manasında bir şeyler mırıldanmış. Kilimi tekrar toplatmış, özenle katlatmış ve tekrar heybeye koydurmuş. Bu ünlü kilim tüm aramalara rağmen ne görülmüş ne de bulunmuştur. Bulunduğu yerler hakkında çeşitli rivayetler söylenmiş ise de elle tutulur doğru bir bilgi şu ana kadar ortaya çıkmamıştır. Bir söylentiye göre İran’a götürülmüş, diğer bir söylentiye göre ise Bingöl-Erzurum sınırında yer alan köylerin birinde saklandığıdır.
Akşama doğru adı Hüseyin olduğu söylenen kısa boylu tıknaz biri, Abdülhamit’ten aldığı talimat üzerine Halil Beyin arkasına geçmiş ve arkadan ateş ederek Halil Beyi vurmuş. Yeğeni Rıza Bey müdahale etmek istemiş ise de, orada bulunanlar onu da vururlar endişesiyle üstüne çullanıp, bir yorganın altına koymuşlar. Vuran, benzi soluk bir halde Abdülhamit’in yanına gelip, işi tamamladığını söylemiş. Abdülhamit, Halil Beyin ölüp ölmediğini kontrol ettin mi diye sormuş. Vuran kontrol etmediğini söylemiş, bunun üzerine Abdülhamit sinirlenmiş ve gidip kontrol etmesini söylemiş. Bunun üzerine Hüseyin tekrar Halil Beyin yanına gitmiş ve kontrol etmiş. Gerçekten Halil Bey ölmemiştir. Bunun üzerine bir kez daha ateş etmiş ve Halil Beyi öldürmüştür.
Daha sonra Abdülhamit zorla orada tuttuğu insanlara “Bir kurt bir sürüye girdiğinde bir koyun kapıp gider, bizde bir kurban aldık. Kimse yerinden oynamasın, yoksa onu da öldürürüz.” demiş. Bu tehdidi savurduktan sonra oradan sessizce ayrılmışlar. Ayrıldıklarında, orada toplanmış olan yaklaşık elli kişiden hiçbir şey almamışlar. Sadece Halil Beyi öldürmüşler ve kilimi alıp gitmişler. Tüm gün baskı altında kalan insanlar üzerinde tehdit etkili olmuş ve uzun zaman kimse yerinden oynayamamıştır.
Yaşlı bir bayan bir süre sonra herhangi bir hareketin olmadığını fark etmiş ve “Kalkın korkaklar hepsi gitmiş, karılar gibi titremeyin.” diyerek kalabalığı kendine getirmiş. Derhal Halil Beyin bulunduğu yere koşmuşlar ancak, Halil Bey ölmüştür. Xele olarak bildiğimiz Halil Bey, 58 yaşında, hayallerini gerçekleştiremeden, hayata erken bir yaşta, düzenlenen suikast ile veda etmiştir. Onun ölümü ile Aile, maddi ve manevi kayıplar yaşadığı gibi, yöredeki liderliğini de kaybetmiştir.
Halil Beyin cenazesi arabaya konularak Karapınar’a götürülmüştür.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Rahmetullah Uşgun
Yer:
Gaziantep
Tarih:
10 Mayıs 2008, Cumartesi 04:12
|

Saygı Değer Ayhan Hocamıza; Hakkı ödenemeyecek şahsiyet. Müspet manada hepimizde izler bırakan, tüm öğrencileri tarafından sevilen, saygıyla anılan şahsiyet. Hepimizi çok severdi ve bizler bu sevgiyi hissederdik. Sanırdık ki sadece bizi seviyor oysa hepimizi çok severdi. Bizlerle iletişim kanallarını açık tutardı, bilgisayar diliyle söyleyecek olursak dosyaları kapalı tutmaz hep açık bırakırdı. Gönüllerimize girer bizleri mutmain ederdi. İnsanların gönlüne girebilmek için iletişim kanallarını sonuna kadar açık bırakmak gerektiğini ondan öğrendik. Nevi şahsına münhasır adam.. Hocam ellerinizden öper sağlık sıhhatler dilerim.
Murat Abi çekişmeli maçların sonunda genelde boynu bükük ayrılan biz oluyorduk. İyi hatırlıyorum bir maçta galip gelmiştik. Celal’in çalımları ve sol ayağı, muhteşem kaleciniz Alkan, Halil hocanın şutları ve seyircinizin desteğide çare olamamıştı. Hafızam beni yanıltmıyorsa Selçuk Abide Antrenörünüzdü. Yıllar sonra bu site sayesinde iletişim kurabildik. Emeği geçenleri kutluyor tüm arkadaşlara kucak dolusu selam ve saygılar sunuyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Diğer
Tarih:
10 Mayıs 2008, Cumartesi 01:34
|

Bütün annelere ve anne adaylarına sevgilerle....
( Bir erkek çocuğun kaleminden çıkmış .. )
ANNE,
dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir!
Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür,
yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan,
kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır,
meleğin süt verebilenidir.
Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır.
Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve Tavalarla maymunluk yapabilen kişidir,
kafayı çocuklarıyla bozmuş,
göbek bağı kopsa da yürek bağı asla kopmayan,
sevgi dolu fedakar İnsan dişisidir,
bulaşık, ütü, vb yaparken bile otomatik olarak çene çalan,
kendi kendine konuşan,
kadın dırdır denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir .
Yemek uzmanı, düzen insani, bilgili, kültürlü
her şeyi bilen şahsiyettir,
yavrularını yol tarafından değil,
kaldırım tarafından yürütendir,
Dizi dizi incidir
lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir,
sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde,
'amaaan ben sana daha güzelini bulurum' diyebilen komik bir karakterdir.
'Oğlum aradım yoktun. Bende mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni EMI aslan evladım.
Şapkasız çıkma o karılarla. Kara börülcem benim öptüm annen ' şeklinde mesajlar atabilen,
teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre Yorumlayan bilişim düşmanıdır ..
*** AMA ... AMA
dünyanın en güzel kucağına sahip,
en güzel kokan, harikulade bir varlıktır ,
olmadık yerlerde iyi ki doğurmuşum Ulen seni!' diyen
ve benim hatırıma benimle Freddy mercury dinleyen bir sabır ağacıdır,
evlatlarını asla ayırmayan,
aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir
evde bir yere uzandığınız an orada temizlik yapacağı tutan,
temizlik konusunda kayışı kopardığından temizlikçi gelecek diye evi temizleyen
balans ayarı kaçmış temizlik kaynağıdır,
Mutfakta yasayan,
evde Herkesi idare Eden bir tür canlıdır.
Sevginin güçlerini birleştirdiği sonsuz bakiredir !!
oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce,
çocuğu mezun olunca,
çocuğu gol atınca,
çocuğu hasta olunca,
çocuğu askere gidince,
asmalı kabağı seyredince,
Dolar yükselince
velhasil buna benzer bir sürü şeye ağlayabilen,
bu mesajı okurken duygulanıp - gözleri dolabilen,
ağlamaya Meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır,
son kiiii üç dört;
Uzakta dursa da yakın hissedilen,
canı hep istenen,
asla vazgeçilmeyen,
Dizinin dibinde olmak istenen,
evlatların varlığını varlığına armağan edebileceği,
*** ıslak - kuru AMA heeeep duygulu***
Tek kadın modelidir...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
09 Mayıs 2008, Cuma 23:07
|
Sevgili Alkanim senin bu ekmek kacirma meseleni bir cok kisiden dinlemistim. Bizimle yeniden paylasman bir baska güzel oldu. Asagi köyde calismalar yapmanizda cok güzel. Babalarimizin yerini almissiniz onlara layik kalmaniz dilegiyle seni öpüyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Yahya KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
09 Mayıs 2008, Cuma 18:22
|
Uzun bir yolculuktan sonra defterimiz elimize ulaştı. bugün il dernekler müdürlüğüne giderek yetki belgfesini onaylattım. İnşallah pazartesi günü vergi numarası ve hesap açarak sizlere gerekli bilgiyi veririm. Bu arada Sevgili Sevket abi'nin üyelik belgesive Murat kardeşin (Çağrı Eczanesi) üye tanıma formu elime ulaştı . Tüm gayretleriniz için sonsuz teşekkürler. İnşallah belirlediğimz hedeflere ulaşırız. Hayırlı cumalar...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Cafer karakurt
Yer:
Diğer
Tarih:
09 Mayıs 2008, Cuma 17:29
|
SELAMLAR ...sevgili yegenim fatih öncelikle gecmis olsun.ne türlü bir rahatsizligin oldu bilmiyorum.Küsmekle haklisin inanki hic haberim olmadi.Allah kötüsünden saklasin.inanki öyle zaman bulup her gün bilgisayarla ugrasamiyorum.takip etseydim haberim olurdu.tekrar gecmis olsun kendine iyi bak ufakligi benim yerime öp.Babana Annene selamlarimi ilet HACI DEDENLE KEMAL DEDENE SELAM SÖYLE,.......görüsmek üzere
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
gurselkarakurt
Yer:
İzmir
Tarih:
09 Mayıs 2008, Cuma 16:20
|
saygıdeğer muhsin abi yazılarını okuyorum çok güzelyazıyorsun okudukca kendimi memlekete sanıyorum böyle bir site olmasa hiçbir akrabamızla görüşemiyeceğiz selamvesaygılar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Arif CENGİZ
Yer:
İstanbul
Tarih:
09 Mayıs 2008, Cuma 15:14
|
Ayhan hocam merhaba
sanırım en çok öğrencinin ve dostunun olduğu siteyi buldun iyiki duyurunu okumuşum artık karapınarlıların bizde mudavimi olacağız benim köyüm ŞEHİTEMİN İnşallah ileride görüşürüz selamlar
|
| Yukarı |
|
| |
|
|