| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
bülent
Yer:
İzmir
Tarih:
19 Mart 2008, Çarşamba 13:16
|

Merhaba değerli karapınarlılar hepinize selamlarımı gönderiyorum.Hepinizce malum, iki cihan serveri ve gül'ün en güzel timsali Hz Peyganberimizin S.A.V kutlu doğumunu kutluyoruz bu vesile ile hepinizin mevlit kandilini kutlar; Bu güzel günün hepimize güzelliklere vesile olmasını Yüce Yaratıcıdan dilerim bu vesile ile beğenerek ve severek dinlediğim sözleri Bahattin KARAKOÇ'a ait olan ve i Mehmet Emin AY'ın tarafından seslendirilen beyaz dilekçe isimli eser
Rahman ve Rahim olan adına sığınarak
Açtım iki elimi; kor gibi iki yaprak.
Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İşte dünya önümde; benim ruhum sana aç.
Kainati yarattın, donattın, rızık verdin,
Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin.
Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde sen,
Hamd ve şükür sanadır, herşey seninle esen.
Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez,
Sen gafursun, azizsin, senin keremin bitmez.
Benden önce esirge Muhammed ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni.
Her müslüman bir kartal, vurulur da pesetmez,
Oruçtan tad alanlar, kemik peşinde gitmez.
Bezm-i Elest'te sana secde eden ruh için;
Verdiğin söze sadık, doğru giden ruh için;
Hiç kimseyi vatansız, milletini devletsiz,
Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz;
Bayrakları rüzgarsız, ocakları ateşsiz,
Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
19 Mart 2008, Çarşamba 12:55
|
HACI OSMAN AMCA'NIN VE NAHİDE HALA'NIN OĞLUNUN VEFAT ETTİĞİNİ YENİ ÖĞRENMİŞ BULUNUYORUM. ALLAH RAHMET EYLESİN. YAKINLARINA ALLAH SABIR VERSİN .MEKANLARI CENNET OLSUN....
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
cafer karakurt
Yer:
Almanya
Tarih:
19 Mart 2008, Çarşamba 12:49
|
bütün ahaliye selamlar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
web yayin ekibi
Yer:
Diğer
Tarih:
19 Mart 2008, Çarşamba 09:56
|
Bildiginiz gibi günlük olarak köyümüz ve köyde yasananlar hakkinda güncel haberleri sizinle paylasiyoruz. Bügün bir süre önce vefat eden Zübeyde (zibo) hala icin mevlit veriliyor. Yani inancimiz ve örfumuz olan kirkini veriyorlar.
Cenabi Allah okunan vevlidi serifleri kabul etsin.
Ailenin bügün verecegi toplu yemek ve hayirlari mevlam makpul eylesin.
Ölüerimize rahmet, yasiyanlarimiza selamet, hane sahibinin sofralarina bereket, yiyenlere afiyet olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 23:36
|
Köyümuz bir kac gündür bas sagligina gidip gelenleri agirliyor. Haci amcamin mutevazi kisiligi ve nerede bir vefat varsa haci osman amcamin oraya ulasmasindandiki taziyesi icin insanlar köye dolup tasti. Bende her gün köydekilerle telefonlasarak bire bir takip ediyorum.
ATILLA abimiz Ankaraya dönünce o güzel degerlendirmesiyle Insallah kültürümüzün güzel bir bölümü olan aciyi paylasmak nasil yasaniyor bize yazar. yani kisacasi ATILLA abi haci amcanin vefatini bizimle paylasmani istiyoruz.
Haci amcamiza Allahtan rahmet, mekani cenet olsun.
Tekrardan basta ATILLA abimiz olmak uzere tüm akraba, dost ve sevenlerinin basi sag olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Kenan Karadag
Yer:
Holanda
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 23:33
|
Sevgili Karapinarlilar,
Oncelikle bu siteyi yapmak icin emegi gecen butun hemserilerime ustun tessekurlerimi ve sevgilerimi iletirim. Kendi memleketimin de sanal ortamda temsil edilen bir sitesi olmasi beni cok gururlandirdi. Butun hemserilerime burdan kucak dolu selamlar yolluyorum.
saygilarimla,
______________________________________
SELCUK KARAKURT
Kenancigim aramiza hos geldin insallah bundan böyle senide sürekli sitede görecegiz. Birde bir kac fotograf Resat abide dahil yola milet son halinizi görsun. Kendine iyi bak selamlar
Kenan Karadag
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 22:10
|
Mesaj Sahibi: Şener KARAKURT
slm muhsin abi ben şener şoför casim,in oğlu bende sevgili kardeşimiz ersin,in söylediklerine katılıyorum ve size mümkünse bir sual sormak istiyorum siz bu bizim köy olsun ve yahutta başka köylerin olsun bu nostaljik bilgileri arşivden mi alıyorsun yoksa tarih bölümünde herhangi bir görevlimisiniz kısaca bi özet yaparsanız memnun olurum.Ve kendinizdende biraz bahsedermisiniz sizi tanımak istiyorum vereceğiniz bilgiler için şimdiden teşekürler (S A Y G I L A R I M L A) (Şener KARAKURT)  |
|
|
Şenerciğim,
Yazdıklarım kişisel merakımdan kaynaklanan bir durum olup, ilginizi çekmesi ve bilgilenmeniz güzel bir sonuç. Şahsım ile ilgili bilgileri Forum bölümünde bulabilirsiniz.
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 22:04
|

HÜSEYİN ZADE HALİL BEY
5. KARAPINAR KÖYÜNE YERLEŞİM
Halil Bey, Aileyi Tortan Köyüne yerleştirdikten sonra, gerek Karakurt’ta yönetici olarak atandığı günlerde ve gerekse, Milli Şura şubesini kurduktan sonra ki günlerde irtibatlı olduğu, 15. Kolordu ile tekrar temas kurar. Bu temasları sırasında Kazım Karabekir ile tanışır. Kazım Karabekir Paşa, asılan kardeşi Halit Beyin hikâyesini ve Sarıkamış Harekâtı sırasında yapılanları öğrendikten sonra, Halil Beye özel ilgi gösterir. Kazım Karabekir Paşa, doğuda daha önce yapmış olduğu görevlerde, aşiretleri tanımış ve onlarla nasıl ilişki kurulacağını iyi bilmektedir. Kazım Karabekir Paşa bu özelliği ile Halil Beyi çok etkilemiştir. Halil Beyin, kardeşi Halit Beyden sonra en çok etkilendiği ikinci insan, Kazım Karabekir Paşadır. Nitekim daha sonraki yılarda, bu yakınlaşmanın sonucu, Paşanın eşi Karakurt’ta birkaç kez uzun süreli misafir olmuştur.
Halil Beye, Karakurt bölgesine geri dönmesi ve oradaki aşiretleri gerek Ermenilere karşı ve gerekse İngilizlere karşı bilgilendirmek ve de teşkilatlandırması emredilir. Halil Bey, kardeşi Abbas Beyle birlikte Ortakale Köyüne geri döner. Halil Bey, resmi olmayan bir sıfatla, çevre köyleri teker teker gezerek günlerini değerlendirir. Bu ziyaretleri sırasında olabilecek bir savaşta kullanmak üzere, aşiret gençlerinden atlı bir birlik oluşturur. Bu birlikle ilgilenmesi için kardeşi Abbas Beyi görevlendirir.
Bu şekilde, 1920 yılının yaz aylarına gelinmiştir. Osmanlı Devleti ile Sovyetler arasında dostluk antlaşması yapılması beklenmektedir. Yapılacak bu anlaşmayı müteakip, Ailenin tekrar Yoğunhasan Köyüne geri dönmesi planlanmaktadır. Ancak beklenen anlaşma olmadığı gibi Hali Beye yakında sefer başlayacağı, savaşa katılmak üzere atlı birliğini hazır tutması haberi verilir. Eylül 1920’de Osmanlı Ordusu sefer başlatır. Bu sefere, Abbas Beyin komutasında yaklaşık 80 kişilik atlı katılır. Yapılan taarruz sonrası Eylül aylarının sonuna doğru Sarıkamış kurtarılır. Abbas Beyin de katıldığı bu sefer sonrası, Kars alındıktan sonra Gümrü’de ele geçirilir ve Aralık başlarında, Ermenilerle Gümrü Antlaşması imzalanır.
Savaşın zaferle sonuçlanması neticesi, Halil Bey cephe gerisinde gösterdiği gayretten dolayı beyaz kurdeleli madalya, Abbas Bey bizzat savaşa katıldığından dolayı kırmızı kurdeleli madalya alırlar.
Halil Bey, bu gelişmeler sonrası tekrar Karakurt Nahiyesi’ne yönetici olarak atanır. Ardından Karakurt’a yerleşir. Bu gelişmeler yaşanırken, kış her tarafı etkisi altına almıştır. Anılan nedenden dolayı, Aile 1920 kışını Tortan’da geçirmiştir. !921 yılının ilkbahar aylarında karların erimesi ile Aile Tortan’dan Yoğunhasan Köyüne doğru yola koyulur.
Yoğunhasan Köyüne geldiklerin de yanmış yıkılmış bir köy bulurlar. Aile gerçekten içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıyadır. Yoğunhasan Köyünde olan evler içinde oturulacak durumda olmayıp, hepsinin yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Ne yapacaklarını şaşırmış bir durumdadırlar. Diğer yandan, gelişmelere bağlı olarak bu seferde komşu Karapınar Köyü’nde yaşayan Ermeniler can derdi ile köylerini terk etmişlerdir. Abbas Bey bu boş bulunan köye gidip yerleşmeyi teklif eder. Ancak, Aile, geçen birkaç yıl içinde Ermeni şiddetinden yılmıştır. Ya tekrar geri gelirlerse ihtimalini düşünerek bu teklife soğuk kalırlar. Abbas Bey her riski göze alarak. Ermeni Köyüne gider ve beğendiği eve yerleşir. Ailenin diğer fertleri de bir müddet sonra bundan cesaret alarak diğer evlere yerleşirler.
Böylelikle, Ermenilerden boşalan Karapınar, artık Ailenin, Yoğunhasan Köyü’nden sonra ki yeni köyü olmuştur. Korkulan bu sefer olmamış, Ekim 1921’de Sovyetlerle, Kars Antlaşması imzalanarak, Ermeni tehlikesi bitirilmiş olup, Aile son beş yılda çektiği maddi ve manevi acılar sonrası yeni bir köye sahip olmuştur. Karapınar’da, o yıllarda muhtemelen beş ev ve bir kilise olup, evler ve diğer mekânlar, modern bir çiftlik mimarisine göre yapılmış olup, aynı zamanda dönemin en iyi tarım alet ve edevatı ile donatılmış.
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 17:33
|

Sevgili Yeğenim Gülsüm, Nezih duyguların için teşşekürler. Ama inancım o dur ki birgün birileri çıkıp tarhimizi doğru yazar ve biz olanları yargılarız. Onca insanin şehit olması neyi değiştirdi analayamadım? İşte Sarıkamış faciasi ve Enver Paşanın ihtirası ve işte Çanakkale ! İçimden zafer demek gelmiyor ne yazık ki! Onca düşmanın geçemediği Çanakkale yi padişahımız efendimizin küçük bir buyruğu ile daha sonraki yıllarda yine anynı düşman elini kolunu sallayarak geçip İstanbul'a kadar gelip işgal ettiler. Onca dökülen vatan evladının kanı yok sayıldı. Onca emek ve acı hiçe sayıldı... Şimdiki bir kaç politkacı cıkıp istismar etsinler veya çıkıp şiir okusunlar diye onlar şehit olmadı! Emperyalizme karşı vatanlarını korudukları için ve bize örnek oldukları için asıl onlara borçluyuz. Umarım olaya birde bu ihtiyar kurdun baktığı yerden bakarsın !
Sevgiyle kalın
MUHİTTİN KARAKURT
[QUOTE=GÜLSÜM KARAKURT] ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Çanakkale'de 1915 yılında yaşanan savaşlarda Türk askerinin kahramanlığıyla elde edilen zaferin gerçekleri yabancı kaynaklarda hep saklandı.
İtilaf kuvvetleri, çok geniş bir destekle bombardıman yaptıkları halde, Çanakkale kent merkezinin 13 kilometre güneyindeki Soğanlıdere-Dardanos hattına bile yaklaşamadılar
- Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, 1915 yılında yaşanan savaşlarda, Türk askerinin kahramanlığıyla elde edilen zaferin gerçekleri, İngilizce yazılan pek çok yabancı kaynakta hep saklandığını söyledi.
- Yrd. Doç. Dr. Esenkaya, 34 gün içinde toplam 35 bombardıman yapan itilaf kuvvetlerinin Çanakkale kent merkezinin 13 kilometre güneyindeki Soğanlıdere-Dardanos hattına bile yaklaşamadıklarını kaydetti.
- Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) İktisadi İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Güran Yumuşak'ın derlediği bilgiye göre; bazı kaynaklarda 150 bin, bazılarında 300 bin Türk askerinin şehit olduğu Çanakkale Savaşı'nda en fazla şehit veren il 3 bin 274 kişi ile Bursa.
- Bursa'yı sırasıyla Balıkesir, Konya, Kastamonu ve Denizli izliyor. 2 bin 258 Denizlili şehidin 279'unun adı Mehmet, 203'ünün Ali, 132'sinin Hüseyin. Denizlili şehitlerin yüzde 26'sı 16-25 yaş arasında.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
GÜLSÜM KARAKURT
Yer:
Bursa
Tarih:
18 Mart 2008, Salı 14:21
|

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Çanakkale'de 1915 yılında yaşanan savaşlarda Türk askerinin kahramanlığıyla elde edilen zaferin gerçekleri yabancı kaynaklarda hep saklandı.
İtilaf kuvvetleri, çok geniş bir destekle bombardıman yaptıkları halde, Çanakkale kent merkezinin 13 kilometre güneyindeki Soğanlıdere-Dardanos hattına bile yaklaşamadılar
- Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, 1915 yılında yaşanan savaşlarda, Türk askerinin kahramanlığıyla elde edilen zaferin gerçekleri, İngilizce yazılan pek çok yabancı kaynakta hep saklandığını söyledi.
- Yrd. Doç. Dr. Esenkaya, 34 gün içinde toplam 35 bombardıman yapan itilaf kuvvetlerinin Çanakkale kent merkezinin 13 kilometre güneyindeki Soğanlıdere-Dardanos hattına bile yaklaşamadıklarını kaydetti.
- Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) İktisadi İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Güran Yumuşak'ın derlediği bilgiye göre; bazı kaynaklarda 150 bin, bazılarında 300 bin Türk askerinin şehit olduğu Çanakkale Savaşı'nda en fazla şehit veren il 3 bin 274 kişi ile Bursa.
- Bursa'yı sırasıyla Balıkesir, Konya, Kastamonu ve Denizli izliyor. 2 bin 258 Denizlili şehidin 279'unun adı Mehmet, 203'ünün Ali, 132'sinin Hüseyin. Denizlili şehitlerin yüzde 26'sı 16-25 yaş arasında.
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
|
| Yukarı |
|
| |
|
|