| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
nermin
Yer:
Erzurum
Tarih:
21 Nisan 2008, Pazartesi 10:06
|
muhsin abi eline sağlık çok güzel yazmışsın okadar ayrıntıyı bilmiyordum kilimle ilgili atatürkün gözrengini nasıl tasarladığını . nenemiz büyük ve dindar bir insan allah rahmet etsin onunla ilgili küçük bir anım seninle paylaşmak isterim bir gün mezarlığın karşısındaki büyük tepe doğan abinin evinin orosı topun orda oraya gitik bana dediki karşıdaki mezarlığa bak ordaki herkes akraba benim mezarım yabancı bir mezar olacak hiç kimsem yok buköyde hüzünlendi bende dedim biz varız gelir seni görürüz dedin mutlu oldu saçlarımı okşadı nur içinde yatsın sizede sağlıklı huzurlu bir yaşam diliyorum ALLAH A EMANET OLUN herkese selamlar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BAHAR KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 23:23
|
MERHABA DEGERLI BÜYÜKLERIM VE SEVGILI KÜCÜKLERIM
ATILA DAYI AGZINA VE YUREYINE SAGLIK SIIRINI OKUDUM DEDEMI GÖZUMDE CANLANDIRDIM INANAMIYORUM DAHA SANKI KÖYE GIDECEGIM DE DEDEM ÖLMEMIS ANEMEDE TELEFONDA OKUDUM ODA AGLADI DAYICIM SENI COK AMA COK SEVIYORUM BÜTÜN DAYILARIMI SEVIYORUM AMA SEN BENIM ICIN BASKASIN SENI COK ÖZLEDIM O GÜZEL GÖNLÜNDEN BANADA BIR SATIR YAZSAN SEVINIRIM COK MUTLU OLURUM AMA YAZMASANDA ÜZÜLÜRÜM AMA YINEDE CANIN SAGOLSUN SENI SEVEN YEGENIN
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 19:18
|

7. ATATÜRK’E HEDİYE EDİLMEK ÜZERE DOKUTULAN KİLİM
Halil Bey, ilk günleri, Ankara’ya davet edilmesine ilişkin tebrikleri kabul etmekle geçirmiştir. Alışkın olmadığı farklı duygular içinde yüzmektedir. Çokça duyduğu ama hiç görmediği Ankara’ya, ilk kez gidecektir. Nasıl gidilir, ne zaman gidilir, orada ne yapılır, nasıl temsil edilir, hiçbir şey bilmemektedir. Bu nedenle biraz endişeli ve birazda korkmaktadır.
İlk günlerin heyecanı geçtikten sonra, ne yapması gerektiği hususunda düşünmeye başlar. En iyi çarenin, ailenin iyi bir dostu olan ve bu işlerde her türlü deneyimi olan kolordu komutanı Asım Paşaya danışmak olduğuna karar verir. Aldığı karar kapsamında, kolordu komutanını ziyaret eder ve yapması gerekenler hususunda kendisinin aydınlatılmasını talep eder. Kolordu komutanı, Halil Beyin talebini büyük bir içtenlikle kabul eder. Halil Beye, Kolorduda, nasıl giyinmesi gerektiği, seyahatini nasıl yapacağı, Ankara’da katılacağı törenlerde, yemeklerde nasıl davranacağı, nasıl ve neler konuşacağı hakkında kurs verilir.
Halil Beye verilen bu kursta, yapılan önerilerden biride, adet olduğu üzere davet edilen yere bir hediye ile gidilmesi gerektiğidir. Diğer yandan götürülecek hediyenin, yöreyi anlatan, yöreye ait olan bir hediye olmasının, takdir göreceği söylenmiştir. Yapılan uzun istişareler sonrası, Atatürk’ü anlatan bir kilimin dokutulması kararlaştırılır.
Varılan bu mutabakat sonrası, dokutulacak kilimin içeriği çok önem kazanmıştır. Bunun için Erzurum’da bulunan ve tavsiye edilen resim hocasından yardım istenir. Resim hocası, dokunacak kilim için, beğenilen bir kompozisyon hazırlar. Kilim Osmanlı saraylarında da çokça kullanılan Bardız tekniği ile dokunacaktır. Kilimde, davet sahibi Atatürk, ağırlıklı olarak işlenecektir.
Kilim, Halil Beyin Karakurt’ta bulunan evinde ve Halil Beyin yeğeni Rıza Karakurt Beyin eşi Zennure Hanım tarafından dokunacaktır. Zennure Hanım benzer bir kilimi, genç kız iken dokumuş olduğundan, bu hususta oldukça deneyimlidir.
Karakurt’taki evde, mayıs ayından itibaren hummalı bir çalışma başlamıştır. Kilime yetecek kadar koyun kırkılır. Yünler, yıkanır, taranır ve eğirmeye hazır hale getirilir. Cevahir (Cewe), Cemile (Cemo) ve Hatice (Kıre) nenelerin koordinesinde gelinlerle genç kızların da katılımıyla eğirme işi kısa zamanda tamamlanır. Hazırlanmış ip çileleri, doğal otlar, soğan kabuğu, kökboyaları ve toprak kullanılarak, hocanın istediği renklerde boyanmıştır.
Zennure Hanım, mayıs ayının sonunda kilim tezgâhının başına geçmiş ve Hocanın gözetiminde kilimi dokumaya başlamıştır. Hoca, Erzurum’dan her hafta gelir ve dokunan kısımları incelermiş. Beğenmediği yerleri söktürür, yeniden dokuturmuş. Kilim dokunurken en çok uğraştıran konulardan biri Atatürk’ün gözlerinin rengini tutturmak olmuş. Mavi renklerden hangisinin kullanılması gerektiğinde tereddüt hasıl olmuş. O devirde resimler siyah beyaz olduğundan, resimler yeterince yol gösterici değilmiş. En sonunda Atatürk’ü çokça görmüş olan kolordu komutanına danışılır. Kolordu komutanı Karakurt’a gider ve deneme mahiyetinde yapılmış olan gözlere bakmış ve kullanılacak maviyi seçmiştir.
Kilim en olmaz zamanda yapılmıştır. Kilimin dokunma zamanı hemen hemen yayla sezonu ile çakışmıştır. Hayvanın tamamı yaylaya gittiği gibi evin hanımları da yaylaya gitmiştir. Bu nedenle evde yiyecek çok az olup, var olanı da yapacak kişi yok gibiymiş. Bu yetmezmiş gibi Zennure Hanımın üç küçük çocuğu da varmış. Bunlara gerekli olan süt dahi, Makine Değirmenini işleten aileden satın alınıyormuş. Zennure hanım çoğu kez, dizine koyduğu kuru bir ekmekle durumu idare edermiş. Kilim, zorlu geçen günler sonrası ağustos ayının sonlarında kesilmiştir.
Kilim, yaklaşık 130-210 cm ebadında Bardız tekniği ile dokunmuştur. Bu kilim için hususi olarak yaptırılmış tezgahta, çözgüde kullanılan ipler özel olarak seçilmiştir. Atkısı, düzgün ve itina ile yapılmış ve ardından kirkitleme işi çok sık yapılarak, dönüşlerde oluşan delikler bu sayede yok denilecek kadar azaltılmıştır. Yüzey taksimatı, halıdaki yüzey taksimatı gibi tasarlanmış ve yapılmıştır. Kilimde, zemin, köşe ve bordüre yer verilmiş; renk olarak, ağırlıklı olarak siyah, kırmızı, bordo, mavi, yeşil ve bej kullanılmıştır.
Kilim dikdörtgen olarak tasarlanmıştır. Kilimin kenarında tek bordür kullanılmış olup, bordürün deseni bir yaprak ve çiçek konularak oluşturulmuştur. Üst bordürün hemen altı ile portrelerin bitimine, iki tayyare yerleştirilmiş ve bu iki tayyarenin arasına yerleştirilmiş döviz üzerine, “Cumhuriyetin onuncu yılı kutlu olsun” cümlesi yazılmıştır. Kilimin sağında üç ve solunda üç olmak üzere altı adet elips şeklinde Atatürk portresi kullanılmıştır. Kilimin sağ tarafında, Atatürk’ün kolağası, kurmay binbaşı ve grup komutanlığı, sol tarafında ise, ordu komutanlığı, ilk sivil hali ve cumhurbaşkanı resimleri yer almıştır. Kilimin tam ortasında ise, Atatürk’ün en sevdiği Sakarya adlı atı, atın önünde, boydan, elinde kırbaç, mareşallik üniforması içinde, Atatürk’ün ayakta duran resmi oturtulmuştur. En altta ise enine yerleştirilmiş Atatürk Orman Çiftliği’ne ait bir manzara konulmuştur. Kilimin sağına ve soluna, bordür ile elips resimler arasında oluşan sekiz boşluğa, işlenen birer ay yıldız ile tasarım tamamlanmıştır.
Biten kilim, Halil Beyin Karakurt’taki evinin önündeki bahçede bir aya yakın, her gün dışarı konularak havalandırılmıştır. Halil Bey, Ankara’ya götüreceği hediyeyi çok beğenmiş ve gelen misafirlerine gururla sergilemiştir.
...
Selam e sevgilrimle.
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 18:55
|

ASLAN BEY
Bugün sizlerle köyümüzde doğmuş büyümüş ve orada yaşamış ve gerçek bir bey olan Aslan Beyi anlatacağım. Kendisi gerçektende bey olan iyi kişlikli ve akrabalarını koruyan bir kişliğe sahipti. Hele Nahide (Nedya veya kısaca sevgiden Tade de dediğimiz benim ikinci annem sayılan kızınıda anmadan geçemeyeceğim.) Aslan amcanın fazla malı mülkü yoktu. Anlayacağınız ağalığı ve beyliği maldan mülkden dolayı değildi. Kişiliğinden ve efendiliğinden kaynaklanan bir Allah vergisi idi. Geçenlerde sevgili torunu Murat asaletin kandan geçmediğini ve kişininin sonradan kazanabileceği bazı özelliklerden geçtiğini ve yüze yansıyabileceğini yazmıştı. Eğer yanılmıyorsam katılmakla birlikte Aslan amcam doğuştan asil bir ruha sahipti.
Çağdaş giyimi, fotör şapkası düzgün takım elbisesi, zarif bastonu ile tam bir ingiliz lordu gibi kibar konuşan saygı duyulan bir şahıstı. Tarlada , yolda ve sokakta görüldüğü zaman saygı görürdü ve saygılı idi. Etrafını pek incitmezdi ve yazları bir yere giderken şapkasını ve siyah şemsiyesini hap yanında taşır. Yoldan geçenlere selam veirir mutlaka hal hatır sorardı. Ne derseniz ? Anlatığım kişinin profili hiç de Karapınar’da yaşamış orda büyümüş birine benzemiyor değil mi? Sanki bir ingiliz asilini anlatıyorum! Evet öyle idi de ondan öyle anlatıyorum.
Hiç unutmadım ben küçükken babamı peşinden koşuyordum ve üstüm başım berbat bir halde bir avuç meyva alması için yerlere yatıyordum. Uzaktan odasının duvarının önünde görmüş olmalı ki Muhammed o çocuğu ağlatma ne istiyorsa al ben sonra sana veririm dedi. Anlattığım gibi çok parası yoktu ne bulsa onu harcar ve herkese yedirir-içirirdi. Babam söyediğini emir telaki etmiş olacak ki ne istedimse aldı. Diğer köylüler bu huyundan ve saygıdan olacak ki kucakladıkları çocuklarını veya ellerini tutukları küçükleri o geçerken yere bırakır veya yanlarında yürütürlerdi. Aslan bey geçiyor ayıp olmasın diye…
Sarıkamış da lisye kayıt oldum ve ilk ingizce dersimde Yasin Arpat hoca yoklama yaparken sıra bana geldi. Beni büyük bir nezaketle ayağa kaldırdı ve Aslan Beyin akrabası olup olmadığımı sordu. Bende büyük bir gururla amcam dedim. Hoca bu çocuk benim akrabam dedi. Daha şimdiden akrabasını koruyor demeyin dedi. Kendisi herhangi bir sorunu olursa tabii ki ilk defa akrabasına gelecektir diye onore etmişti. Bu anıyı hiç bir zaman unutmadım ve bu olay sayesinde çok iyi derecede ingilizce öğrenmek zorunda kaldım ve hala iş hayatında birinci yazışma dili olarak ingizceyi kullanıyorum.
Aslan amcam daha sonraki yıllarda epeyce yaşlandığından teravih namazlarında biraz yavaş kalıyordu. Ömer amcam ise muezzinlik yapıyordu ve duaları çarçabuk okuyup hızlı davranıyordu. Bu yüzden Ömer sanki yangından mal kaçırıyorsun gördüğün gibi sana yetişemiyoruz biraz yavaş ol deyince cami de büyük bir tartışma çıkmıştı. Sonunda Ömer amcamı yavaş kılmaya mecbur etmişti. Eskiden teravih namazına gitmek bizim için ibadet değil sanki eğlenceye gidiyorduk. Bazı kişiler zaman zaman ziker eder ve ötekiler ise teskin ederdi. Daha sonra köylünün dilinden düşmezlerdi. Lüx denen gaz lambaları vardı köylü onları yakar ve kiminki daha çok ışık çıkarırsa onlar bir hafta lambasını överdi… Bize ayrılan yerde haylazlık yapar namazda katıla katıla güledik sonra camii den kapı dışarı olurduk…
Aslan amcam etraftaki köylerde çok sevilir ve sayılırdı. Hemen herkes Aslan bey veya Aslan ağa diye hitap ededi. İlk hanımı çerkez ikinci hanımı ise Ortakaleden Zeynep hanımdır. İlk hanımı erken vefat ettiğinden ikinci kez evlenmiştir. Yani bildiğimiz üst üste iki kez evlenmemiştir. Özellikle çerkezler arasında son derece itibar görmüştür.
Nahide (Nedya ve Tadı) bizde bıraktığı en büyük armağandı. Ne zaman köye gitsem oğlum gelmiş diye ilk kez bana koşardı. İlk ziyaretcim devamlı oydu. Asla bu huyunda vazgeçmedi. Zaten ölümünden sonra köye uğradığımda eski isteğim kalmamıştı. Kendimi çok yalnız his etmiştim. Zaten ismide sevi demektir. Çerkez ırkı rusların eğemenliği altında uzun süre kaldığında populer bir rus ismi olan Nadia dan gelmedir. Bütün hindilerini bana kesip yediyordu. Memo ile birlike bir tanesini de Yoğunhasanda buz gibi suyun başında çevirip yemiştik.
Ben bu kadar asaleti hiç bir yerde görmedim. Asalet sonradan olmaz kandan gelir eğer insan bir şekilde deşilirse ortaya çıkar. Bir yerde saklıdır ve yapıda vardır herhangi rastgele bir kişde asalet olmaz bir yerden alması gerekir. Okumakla da asil olunmaz derim.
Bir gün Aslan amcamın bir oğlu bir kız kaçırmıştı. Atar dedemin oğlu Reşit dayının evine sığınmıştı. Kızın annesi son derece kızgın bir şekilde gidip jandarma çağıracağım diye bağırınca , Reşit dayı jandarma gelip ne diyecek gelin tufana bakın diyecek Aslan Beyin oğlu kimin kızını kaçırmış diyecek diye karşılık verince kadıncağız sus pus olmuştu.
Aslan amcanın ne zaman vefat ettiğini hiç hatırlamıyorum zaten hatırlamak da istemiyorum.
Nur içinde yatsınlar kendilerini minettle ve rahmetle anıyorum.
MUHITTIN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
fatih karakurt
Yer:
Diğer
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 18:08
|
slm amca oğlu reşat sana ve yengemize mutlulukllar dillerim inşallah bir yastıkta mesut olursunuzi
görüştüğün akrabalarımada selamlar saygılar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ibrahim karakurt.inegöl
Yer:
Bursa
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 13:59
|
Sevgili Reşat ve Aysel nikahınız hayırlı olsun. Allah mutluluğunuzu daim etsin. Sevginiz bir ömür boyu devam etsin.İNEGÖLDEN MUTLULUKLAR .CENNET VE İBRAHİM
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 12:48
|

Mesaj Sahibi: MEHMET SENA KAPU
Merhaba Sevgili Kardeşlerim.
Simdiye kadar mesaj gonderenlerin en yaslısı sanırım benim bu nedenle böyle hitap ediyorum, benden yasca buyuk varsa kusura bakmasın.
Öncelikle bu siteyi düşünüp hayata geçiren herkese, ayrıca yazmam için adımı zikreden Selçuk' a teşekkür ederim.
Ben Karapınar'dan ayrılalı 28 sene oldu. Kendimi kısaca tanıtırsam ; 1963 yılında Karapınar'da doğmuşum. Muhlis KAPU'nu oğluyum.İlkokul Karapınar'da Ortaokulu Karakurt'ta liseyi Sarıkamış'ta bitirdim. 1981 yılında Hava Astsubay Okulunu, 1988 yılında Ankara Hukuk Fakültesini bitirdim. Halen Ankarada serbest avukatlık yapıyorum.
Karapınar köyü hane başına düşen üniversite mezunu bakımından belkide Türkiyenin ilk on köyü arasına girer. Çoğu fen bilimlerinden mezun olup meslek sahibi olan insanlarımızın bir biriyle bir irtibatı bulunmamaktadır.Bu site bu anlamda önemli bir eksikliği gidermektedir.İnşallah herkes benim gibi düşünüyordur.
Şimdiye kadar yazılanları okuyunca bir çoğunuzun benimle aynı duyguları taşıdığınızı görüyorum. Ben Türkiyenin her tarafını ve Dünyanın en önemli sehirlerini gezdim, Avrupa ve Amerikda 4 yıl yaşadım.Ancak 45 yaşımda hala rüyalarıma giren tek yer Karapınar Köyü...Gezip gördüğüm yerlerle ilgili bir rüya görmüyorum, ama köyde hiç uuğramadığım evlerin yıllarca önce ölmüş sakinleri gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiyor.
Ben şahsen köyde hiç bir meyvayı doyunca yemedim karalastik'ten başka hiç ayakkabım olmadı ancak, eylül ayında Butka yolundan gelırken herhangi bir evde kızartılan yeni sökülmüş patatesin koku ve tadını yemek yediğim hiç bir restaurant'ta da bulamadım.
İşten benim şimdilik sizlerle paylaşabileceğim bunlar. Gel de bunları Babaannemin adını taşıyan 8 ysşındaki kızım Selvi'ye anlat...
Şimdilik sevgi ile kalın
|
|
|
Sena abi yazinin özelikle son bölümünde yer alan ruyalar ve karapinardaki kizartilmis patates kokusu ve lezeti varya. Sanirin bu siteye yazan ve okuyan herkesin ortak yasam bicimidir. Sitedeki bir cok kisinin kizartilmis yeni patates konusunu sevdigi ve etkilendiginden bu yaziyi yeniden baylasmak istedim.
Böyle güzel duygulara sahip Sena abimizede selam olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ADİL SİNİK
Yer:
İzmir
Tarih:
20 Nisan 2008, Pazar 12:02
|
Sevgili amcaoğlu Reşat sana ve eşine ömür boyu mutluluklar dilerim.
Kendine iyi bak Allaha emanet ol
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BAHAR KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
19 Nisan 2008, Cumartesi 23:47
|
SELAM HEKESE NURETTIN AMCA ARAMIZA HOSGELDIN COK SEVINDIM YENGEM NASIL UMARIM IYIDIR MSN ADRESINI VER GÖRUSELIM SAYGILARLA
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
hulusı karabulut
Yer:
Manisa
Tarih:
19 Nisan 2008, Cumartesi 21:22
|
yahya kardeşıme selamlar sıte için teşekur edıyorum
|
| Yukarı |
|
| |
|
|