| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
gürbüz karakurt
Yer:
Erzurum
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 15:11
|

Hayırlı günler diliyorum. tüm güzelliklerin sizlerin olması dileği ile..
..Murat abimizin sınavlardaki başarısından dolayı ve emniyet amirliğine terfisini tebrik ediyorum.Bu güzeliğin tüm akrabalarımıza ( en başta bana ve benim yaşımdaki gençlere) örnek olmasını diliyorum.
Murat abi yeni görevinizde başarılar dileyerek görevinizin en başta size,ailenize ve büyük ailemize hayırlı olmasını diliyorum nice başarılara.
Emniyet ziyaretlerinde teşkilatta yer alan akrabalarımızı gurula sıralıyordum bundan böyle amirimizi de gururla ekleyeceğim.bu başarıları diğer akrabalarımızdan da ( emmniyette yer alan) bekliyoruz..Doğu timurdaki Murat , Nermin ve eniştemiz Zülküf ,Muhammet ve kardeşim Faruk sizlerden de bekliyoruz.
Ayrıca 9 aydır tedavi gören Hacı Orhan Amcamızın (eski karakurt petrol sahibi) hanımına dua istiyorum ağır ve zor bir tedavi sürecinden geçiyorlar yakinen biliyorum ( komşuyuz da ) toplu dua yerine geçer Yüce Mevla şifalar nasip eder.Karakurt petrol demişken Erdal hocam senden haber alamıyoruz beraber bir yola çıktık senin özverili yaklaşımını bilen biri olarak yazılarını bekliyorum.
Sitemizin ne kadar güzelliklere vesile olduğunu zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum ve anlıyoruzdur.Manisa Turgut’luya da bolca selamlar büyüklerin ellerinden öpüyorum.Güzelliklerde buluşmak ve paylaşmak dileği ile
Gürbüz Karakurt
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 13:19
|
Sevgili HULUSI KARABULUT kardesim, heyecannini ve sahip oldugun o derin duygulari anliyorum. Cocukluklarimiz ic ice gecti. Ayni topun arkasinda kostuk. Ayni taslara oturduk, ayni oyunlari oynadik ve ayni sohpetlerle büyüduk.
Hayat sartlari her birimizi bir yerlere savurdu fakat ginede hepimizin hasretleri, sevincleri ve kederleri aynidir. Annen ve babana cok selamlar elerinden öpuyor, seninde gözlerinden öperim.
Ne mutlu bir birlerine karsi bu güzel duygulari besliyenlere.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
murat karakurt cagri ecz
Yer:
Erzurum
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 12:50
|
sevgili adasim ve gurur kaynagimiz murat abimizin hayat mücadelesinde bir gol daha attığını duymak beni çok sevindirdi.bu ve benzeri güzel haberlere epeydir hasret sitemizde inş.benzerleri ard arda gelecektir.tekrar tebrik ediyorum ve kendisi ve ailesi icin hayırlara vesile olmasını diliyorum.selam ve dua ile...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BURHAN ERGUL
Yer:
İzmir
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 12:50
|
sayın murat bey sizi her nekadar tanımıyorsam dahi yeni görevinizde başarılar dilerim bizim köyden böyle güzel makamlara gelen kim olursa olsun beni hep onure etmiştir...tüm karapınarlılara izmirden kucak dolusu sevgi gönderiyorum saygılarımla allaha emanet olun
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 12:40
|

Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
GÜZEL BİR GÜN DİLEĞİYLE,
BUGÜN SİZLERE ÇOCUKLUĞUMDAN BİR KESİT ANLATACAĞIM. İNSANIN BAZI KÜÇÜK ŞEYLERLE NASIL MUTLU OLACAĞINI ÖĞRETEN BİRİNDEN BAHSEDECEĞİM. TANIRSINIZ VEY A TANIMAZSINIZ İSMİ GİBİ GÜZEL BİR İNSANDAN BAHSEDECEĞİM. KELEŞ DAYI. KÖYDE, HACI RIZA AMCAMIN BİZİMEVİN YANINDA BOŞALTTIĞI EVDE, ÇOLUK VE ÇOCUĞU İLE OTURUYORDU. O ZAMANLAR KELEŞ DAYININ EKONOMİK DURUMU HİÇ İYİ DEĞİLDİ VE YAŞLIYDI. RAHMETLİNİN FİZİK DURUMU, DIŞ GÖRÜNÜŞÜ, KÖTÜ GEÇMİŞ YILLARIN TÜM İZİNİ TAŞIYORDU. RAHMETLİNİN AĞZINDA BİRİ ALT ÇENEDE VE BİRİDE ÜST ÇENEDE OLMAK ÜZERE SADECE İKİ DİŞİ VARDI VE BUNLAR AĞZIN FARKLI TARAFLARINDAYDI. BU HAL KONUŞMASINI BİR BAŞKA GÜZELLEŞTİRİYORDU.
KELEŞ DAYI HER SABAH, BİZİM TANDIRIN DUMANININ AZALDIĞI, YANİ NORMAL YANMAYA BAŞLADIĞI SAATTE TANDIR DAMINA GELİR VE GELMESİ İLE BİRLİKTE TÖREN BAŞLARDI. ÖNCE KELEŞ DAYI GÜLLİZAR NENEME (ANE), GÜLLİZAR BACI (XUÇA GÜLİZAR) DİYE SESLENİR VE HATIRINI SORAR VE NENEMDE, KELEŞ KARDEŞ (BIRAY KELEŞ) HİTABIYLA CEVAP VEREREK HATIRINI SORARDI. O DÖNEM TAM BİR OTORİTE OLAN NENEME, İSMİYLE HİTAP EDEBİLEN NADİR KİŞİLERDEN OLUP, KENDİSİNE TANINAN BU AYRICALIĞIN FARKINDA OLARAK HAREKET EDER VE KONUŞURDU.
SABAH SELAMLAŞMASINDAN SONRA HER İKİSİ GÜNLÜK DEDİKODU SEANSINI AÇAR, KÖYÜ AŞAĞIDAN YUKARIYA KONUŞURDULAR. KELEŞ DAYININ SOHBETİ GÜZELDİ. BİZİM EVİN DİĞER SAKİNLERİ KENDİSİNE, KELEŞ DAYI (XALE KELEŞ) DİYE SESLENİRLERDİ. KELEŞ DAYININ GÜZEL, BÜYÜK VE ÇİNKO BİR TASI VARDI. NENEM HER SABAH BU TASA YETECEK KADAR EKMEK VERİR, KELEŞ DAYIDA BU EKMEKLERİ SANAT İCRA EDER GİBİ BÜYÜK BİR ÖZEN İLE TASINA DOĞRARDI. ARDINDAN EĞER ET KAYNIYORSA ETİN SUYUNDAN, EĞER O GÜN ET YOKSA YOĞURT, DOĞRANMIŞ EKMEĞİN ÜZERİNE DÖKÜLÜRDÜ. KELEŞ DAYI, TASIN İÇİNDEKİLERİNİ YİNE ÖZENLE KARIŞTIRI VE AFİYETLE YERDİ. BU AŞAMADA HALİS AMCA (XALO)KELEŞ DAYIYA TAKILIR VE ARKASINDAN BİR YENİCE SIGARASI İKRAM EDERDİ. İŞTE BU ANDA KELEŞ DAYININ DEYMEYİN KEYFİNE…
TABİ BUNLAR OLURKEN RAHMETLİ KELEŞ DAYI, HİÇ DURMADAN AİLEYE DUA EDER, BÜYÜKLERE RAHMET DİLERDİ. İNANIN BİZİM TANDIR DAMININ BACASINDAN ÇIKAN DUA KADAR, KELEŞ DAYININ DUASIDA ÇIKMIŞTIR. ALLAHTAN KENDİSİNE RAHMET DİLİYORUM, MEKANI CENNET OLSUN.
SELAM VE SEVGİLERİMLE.
|
|
|
Muhsin abimizin Keles dayi hakkinda yazdigi bu güzel yaziya bir ilave yapmak istiyorum.
Holandada yasiyan Resat karadag abimiz zaman zaman bir araya geldigimizde gecmisi cok iyi hatirliyan biri olarak bizlerle bu mevzulari yeniden paylasiyor.
Keles dayi hakkinda söylediklerinden konuyla ilgili bir söylemi : Keles dayi her hangi bir meselede yemin etigi zaman kendince cok degerli ve kutsal olan Abas beyin ekmegi uzerine yemin edermis. kendisine bir konuda inanmiyanlara söyle dermis: ez ser nani mala abas son dugum.
Bu denli saf ve temiz yürekli insanlara binlerce kez rahmet olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 12:02
|

Tilki ile Kedi
Tilki ile kedi sohpet ediyorlarmis.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz oldugunu anlatiyormus.
söyledigine göre düsmanlari onu alt edemezmis, cünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile biliyormus.
Kedi birazda utanarak,
Ben fazla oyun bilmemki. düsmanlarimin elinden kurtulmak icin bir tek yol bilirim, oda kacmaktir demis
Tilki birazda kediye aciyarak,
Kedi kardes, ben her tehlike karsisinda basimin caresine baka bilirim ama senin durumuna üzülüyoruk. Korkarim düsmanlarin bir gün seni cabuk alt edecek demis.
Az sonra bir sürü tazinin bagrismalarini duymuslar. Tazilar bütün hiziyla kendilerine dogru kosuyorlarmis. Kedi hemen yanindaki agacin dalarina sicriyarak en üsteki yaprak kumesinin icine saklanmis.
Tilki ise,
Acaba su hileyimi yapsam yoksa bu hileyimi ? diye düsünmeye baslamis. Cünkü o kadar cok hile biliyormuski hangisinin uyguluyayim diye karar verememis.
Tam birini uyguliyacakmiski tazilar etrafini cevirip tilkinin isini bitiri vermisler.bütün olanlari yukardan seyreden kedi, cok hile bilmedigine sükretmis.
Allah tilki kurnazlarimiza kedi safligi versin.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Şener KARAKURT
Yer:
Edirne
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 11:51
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 10:53
|

Mesaj Sahibi: BELGİN KARAKURT ACAR
Psikolog / Psikoterapist Psikolog / Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu "Öpücük kutusu" adlı kitabından
Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8
yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten, "seçici
konuşmazlık" dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken
başlamıştı. Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde normal bi
yasam sürerken , bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde beş
yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük
iki kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde anne ciddi
sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre tedavi görüyor. Yoğun
uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından evine gidip son
günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye doktorlar tarafından eve
gönderiliyor. Birkaç ay evde babaanne , hala ve benzeri yakın akrabaların
yardımıyla yaşatılıyor. Birgün hayata gözlerini kapatıyor.
Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma'nın hayatından
çıkıp
gidiyor.Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir şekilde yaşamaya
alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük çocuklara annelik
yaparken, Selma babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor. Dükkanları evin
hemen alt katında olduğu için baba endişe duymadan iş hayatına devam
ediyor. Çocuklarını kimseye muhtac etmeden yük etmeden idare ediyor.
Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak yakın akrabalarına
gidiyorlar.
Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok ısrar ediyorlar ama istemedigi
için gitmiyor. Babası da gitmemesine ses çıkarmıyor. Öğleden sonra baba
kız dükkanı temizlemeye başlıyorlar. Selma babasının istediği gibi her
yeri bi güzel temizleyip süpürüyor. Daha sonra radyoyu açıyor. Müzik
dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan gelen sesler nedeniyle müziği
duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası da başının ağrıdığını
söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor. Selma, babasının söylediğini
duymamış gibi yapıyor. Hani çocuklar sıklıkla yaparlar ya.. Bir süre
sonra babası, başının çok ağrıdığını söylüyor. Yüzü asılıyor. Selma,
gidip gelip babayı kontrol ediyor baş ağrısı geçti mi diye.
Babası baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya çıkıyor. Sıcaktan
bunaldığını, kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana dikkat etmesini
hemen bi ağrı kesici alıp geleceğini de ekliyor. Eve çıkıyor. Aradan
epey zaman geçmesine rağmen baba yok. Bekliyor baba yok. Merak edip
yukarıya babasına bakmaya çıkıyor. Eve giriyor. Babasına sesleniyor.
Cevap yok. Tam oturma odasına giriyor ki babası o anda Selmanın
gözleri önünde kalp krizi geçirmeye başlıyor. Selma babasının
çırpınmalarına, yerde tırmalamasına...vs. şahit oluyor. Babası son
nefesini verip yerde cansız yatarken, uyandırmaya çalışıyor.Babası
uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor:
"İmdat.. Babama bişey oldu... Yardım edin!.." kısa süre içinde ev
mahalle
halkıyla doluyor... Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu
altı kardeşin ne olacağı tartışması başlıyor.. kimi "yanımıza alalım",
kimi "yuvaya verelim", kimi de "hepsine birden nasıl bkacağız"
diyor. En
sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar."herbirimiz birisini alalım.
Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada da olsa
birbirlerini görürler." Diye düşünüyorlar. Selma' yı çok sevdiği halası
alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç konuşmuyor.
Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen uzmanların isimleri
beni endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim belki diye
düşünmeden edemiyordum.Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla
bekliyordum. Halası olan biteni tek tek anlattı.
"Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü mutlu
edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden hiç bir şey
yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki kurulmuş bir robot gibi.örneğin
sofraya oturup yemek yiyeceğiz " Hadi Selma sofraya otur!" diyoruz
oturuyor. Hadi Selma artık kalkabilirsin demeden kalkmıyor. Önceleri
aldırmadık. Baktık olmadı karşımıza aldık uzun uzun konuştuk anlattık. Ona
evimizin bi kızı oldugunu, evdeki herkes kadar her şeye hakkı oldugunu...
hiçbirisi fayda etmedi. Zamanla öfkelenip inadını kırmak için bazı
taktikler uygulamaya başladık. Sofra hazır olunca gel otur demedik, aç
kaldıgı günler oldu. Ya da artık kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada
oturdu. Hadi artık uyu demedik , sabaha kadar
koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme..."
Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri dinlemiyormuş
gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini hissettiğim tavırları.
- Biliyor musun ben seni çok sevdim
- ......
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- .....
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı şişirmiyorsun ..
Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi dudaklarını
ısırarak başını salladı.
- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler yolunda
gitmiyor, benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini biliyorum
...
hatta benimle konustugunu bile hissediyorum. Çocuklar benden yardım
isterler, ben de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
- .......
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben istiyorum. Eğer bana
yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne oldugunu bulurum.
Gerçekten... inan bana...izin verir misin? Başını salladı! Evet
başını salladı!
- Elimde bazı resimler var, o resimleri cocuklara gösteriyorum onlar da
bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar bana hikaye anlatınca
ben de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani bütün sır hikayede.
Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye anlatmak istersen, konustugunu
kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur. Anlaştık mı?
Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır arasında gidip
geliyordu.
Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı. Karşımdaydı... ben
ona resimler gösteriyordum o da bana hikayeler anlatıyordu. İşimiz
bittiğinde ona çok teşekür ettim. Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek
yoktu. O kadar saf, o kadar temiz, o kadar kendi hikayesini anlatmıştı
ki... Selma!nın bilinçaltı karmakarışıktı. İşte Selma'nın analizden
geçmesine bile gerek bırakmayan, halasını dinlerken gözyaslarına boğan,
beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan hikayesi...
"Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu ülkede anne
babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar kardeş kardeş hep
oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir gün bu çocukların
annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama kimse çocukların üzüldüğünü
anlamamış. Anneyi hep hastaneye götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı
acı ilaçlar. Anne, sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o
acı ilaçları. Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün
anneyi eve getirmişler.
Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta yatmaya
başlamış. artık cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler.
Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin yanında niye
oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri eğlensin diye. Ama babaanneleri hep
kızıyormuş onlara. "Gürültü yapıp durmayın. Anneniz zaten sizin
yüzünüzden
hastalandı" diye. çocuklar çok yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış
meger. Çocuklar da anne iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama
kimse
anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok üzülüyormuş..
Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden öldüğünü
anlamış. Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya
başlamışlar. Bir gün anane gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü
yapmışlar. Anneanne onlara kızmış "kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç
annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz kızımı. Sizin yüzünüzden de
öldü. Sözümü dinlemeyip gürültü yapar, çok konuşursanız beni de öldürüp
ortada
kalacaksınız. Kim bakacak size?" demiş. Bir gün Selma , babasıyla
dükkanda
oturuyormuş. Ablaları kardeşleri amcalarına gitmişler. selma babasının
yanından ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım
ediyormuş. Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız
kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormus. Babaları çocuklarını
hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda
babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış. Elleri de acımış biraz.
Radyoyu açmış. Babasının başı ağrımış. "Kızım kapat şunun sesini" demiş.
Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En sevdiği müzikler varmış. Babası
biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş gelmemiş. Selmanın
aklına hemen anneannesiyle babaannesinin söyledikleri gelmiş. Annesi zaten
cocukların yaramazlıgı yüzünden ölmüştü ya. Selma çok korkmuş eve çıkmış.
Babasını aramış. Odaya girince bi bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma
çok korkmuş. Babası Selmaya "git"
der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde uyumaya başlayınca
uyandırmaya çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları
çağırmış. Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok
üzülmüş.. babası " git " dediği halde gitmemiş. Yine babasının sözünü
dinlememiş. Eger gitseydi, müziğin sesini açıp babasının başını
ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü. akrabalar
çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak istememiş. Küçük
kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına gelip "kızım sen artık benim
kızımsın bizimle yaşayacaksın" demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu
olmuş ki, halasını çok seviyormuş, istediği zaman Kardeşlerime götürürler,
diye düşünmüş.. Halasının evine gidince "artık bunlar benim yeni anne
babam" demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya başlamış. "Annemle
babamı
ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım sözlerini dinlemedim. Yeni annemi babamı
çok seviyorum. Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım.?" Sonra aklına
bişey gelmiş. Gece yatmadan önce yatağının başucuna oturup dua etmeye
başlamış. "Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim
yüzümden öldü. Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da
yanına alma. Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur
Allahım bana yardım et. Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman
gürültü yapıp söz dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana
yardım et Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey
yapmayacağım... ne olur onları benden alma!.." O günden sonra Selma hiç
konuşmamış. Gülmemiş. "Eğer gülersem evde gürültü olur, başları ağrıyıp
ölürler" diye korkmuş. Hep susmuş..
Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi; "Biliyor musun?
Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur konusmayayım, konusmamam için
bana yardım et! Diye. Bazen çok mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum
sevinçten çığlık atarım da gürültü olur, annem ölür diye" O küçük
bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti. Kaçımız en konuşkan, en
geveze çağımızda kendimizi susturmayı başarabiliriz ki? Kaçımız bir
dondurma alındıgında bile sevinç çığlıkları atabilecekken, bu yogun
duyguyu bastırıp susmaya devam edebiliriz ki? Kaçımız?
Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...
Yapmayın ne olur... Çocuklarınızın küçücük omuzlarına, AĞIR yükler
yüklemeyin.
Onların akılları da BÜYÜK, yürekleri de KOCAMAN...
Ne olur başınız da ağrısa, bir bardak da kırılsa, eşinizle de kavga
etseniz; demeyin...Zaten aslında hiç biri çocuğunuz yüzünden değildir.
Aslında hiç bir şey, hiç bir zaman, bir başkası yüzünden değildir,
kendimizizdir, bir durumu istemediğimiz bir sonuca doğru yönlendiren. Ama bunu bilmektense, itiraf etmektense, bir başkasını suçlamak hep daha kolay gelir. "Senin yüzünden!" demeyin çocuklarınıza...
Hele hiç bir zaman "Senin sayende" demiyorsanız,
"senin yüzünden" de demeyin hiç bir zaman.
|
|
|
Okudugumuz bu konunun etkileyici ve dogru oldugundan hic birimizin supesi yok. Peki bizler bu konularda ne kadar duyarliyiz ?
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Web yayin ekibi
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 09:46
|
Emniyet camiyasinda sevilen temiz yürek sizin deyiminizle KOMSER MURAT emek ve basarisinin sonucu olarak bas komserlikten emniyet amirligine terfiye olmustur. Biz de kendisini tebrik ediyor hayirli ugurlu olmasini diliyoruz. Cenabi Allah utandirmasin. Bu akraba ve dost sevdalisi kardesimize Mevlam daha nice basarilar nasip eder insallah.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Nisan 2008, Perşembe 09:38
|
Murat abi basarini kutluyorum. Allah sen ve senin gibi iyi insanlara nice basarilar nasip etsin. Elbeteki sen ve senin gibi basarili olan tüm akrabalarimizin basarisi bizim basarimiz ve gururumuzdur.
|
| Yukarı |
|
| |
|
|