| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 23:57
|

Ayhan Hocam , kısacık süre içinde sizinle tanıştığıma memnun oldum. İnş'Allah sizinle bir daha görüşürüz. Bana öyle geliyor ki siz benim mezuniyetimden en az 7-8 yıl sonra Karakurt ortaokulunda öğretmenlik yaptınız. Benim amca oğullarım öyledir , öğretmenlerini hemen bırakmazlar , siz de bir süre yanlarında kalın yeyin için dolaşın...Kenanın hürmet ve saygısı sonsuzdur öyle bır akrabamız olduğu için çok şanslıyız.
Selamlar ve saygılar
MUHİTTİN KARAKURT
Mesaj Sahibi: AYHAN DÖŞKAYA
SEVGİLİ VE SAYGIDEĞER KARAPINRLILAR
SAYIN RECEP ERGÜL BEYİN GALASINDA BULUŞMAMIZI SAĞLAYAN SAYIN KENEN KARAKURT VE NESİM ÇEVİK BENİ 3-4 GÜNDÜR MİSAFİR ETTİLER BU YAZIMIDA ONLARDAN HABERSİZ VE KENAN BEYİN BİLGİSAYARINDAN YAZIYOM BENİ ALIP BİR MAĞAZAYA GÖTÜRDÜLER BAŞTAN AYAĞA GİYİNDİRMEK DİYOLARYA İŞTE ÖYLE GİYİNDİRDİLER VE BU SÜRE İÇİNDE YAĞA YATIRIP BALA BATIRMAK VARYA VALLAHA MÜBALA ETMİYOM AYNEN ÖYLE HİZMET EDİYOLAR BURADAN KEŞKE DÜNYA GERİYE DÖNSEDE BİR DAHA BU DİYOM İŞTE SANIRIM ÖĞRETMENLİĞİN MEYVESİ BU BEYLERE TEKRAR ÖĞRETMEN OLSAM DİYORUM
SEVGİLERİMLE BÜTÜN ÖĞRENCİLERİMİN GÖZLERİNDEN ÖPERİM
AYHAN DÖŞKAYA |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
KENAN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 23:54
|
SİTEM
SEVGİLİ DOSTLAR ONALTI MAYIS GÜNÜ SEVGİLİ RECEP ERGÜL KARDEŞİMİZİN YENİ KASETİNİN GALASI VARDI BİZDE ONU BU MUTLU GÜNÜNDE YANLIZ BIRAKMAMAK İÇİN İŞTİRAK ETTİK FAKAT GEREKEN İLGİYİ GÖREMEDİK BELKİ RECEP OKADAR KONUKLA İLGİLENEMEYE BİLİRDİ AMA MUTLAKA MENEJERİNE VEYA ORGANİZATÖRE TALİMAT VERMELİYDİ DİYE DÜŞÜNÜUORUM BİZ SALONDA KUYTU BİYERE OTURTULAR YANIMIZDA BENİMDE RECEPİNDE ÇOK SAYGI DUYDUĞUMUZ HOCAMIZ AYHAN DÖŞKAYA YAHYA KARAKURT OTURUP SOHBET EDİYORDUK GARSON GELDİ DAVETYELERİ İSTEDİ BİZ RECEP BEYİN MİSAFİRLERİYİZ DEDİK HAYIR RECEP BEYİN KESİN TALİMATI VAR DAVETİYESİZ KİMSEYE YEMEK VEREMEYİZ HOCAMIN YANINDA ÇOK MAHÇUP OLDUM TABİKİ TEPKİ GÖSTERDİM SONRA SANIRIM RECEPİN MENEJERİ OLACAK BAYAN ARKADAŞ TAMAM BİZ BUNLARI TANIYORUZ DEDİLER TABİKİ BOZUNTUYA VERMEDEN RECEPİ DİNLEDİKTEN SONRA AYHAN HOCAYIDA ALIP ÇIKTIM AMA BU OLAY BENİ ÇOK ÜZDÜ HOŞÇAKALIN.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 20:20
|
SEVGİLİ VE SAYGIDEĞER KARAPINRLILAR
SAYIN RECEP ERGÜL BEYİN GALASINDA BULUŞMAMIZI SAĞLAYAN SAYIN KENEN KARAKURT VE NESİM ÇEVİK BENİ 3-4 GÜNDÜR MİSAFİR ETTİLER BU YAZIMIDA ONLARDAN HABERSİZ VE KENAN BEYİN BİLGİSAYARINDAN YAZIYOM BENİ ALIP BİR MAĞAZAYA GÖTÜRDÜLER BAŞTAN AYAĞA GİYİNDİRMEK DİYOLARYA İŞTE ÖYLE GİYİNDİRDİLER VE BU SÜRE İÇİNDE YAĞA YATIRIP BALA BATIRMAK VARYA VALLAHA MÜBALA ETMİYOM AYNEN ÖYLE HİZMET EDİYOLAR BURADAN KEŞKE DÜNYA GERİYE DÖNSEDE BİR DAHA BU DİYOM İŞTE SANIRIM ÖĞRETMENLİĞİN MEYVESİ BU BEYLERE TEKRAR ÖĞRETMEN OLSAM DİYORUM
SEVGİLERİMLE BÜTÜN ÖĞRENCİLERİMİN GÖZLERİNDEN ÖPERİM
AYHAN DÖŞKAYA
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 18:57
|

RECEP ERGÜL ÜN TANITIMI
Recep Beyin davetine icabet edip yeni albumünün tanıtım toplantısına katılmak istedim. Ama kendisi ile görüşme imkanım olmadı. Orada canımdan çok sevdiğim Kemal amcamın oğlu Kenan ve Recep beyin kardeşi Ihsan ile görüşme fırsatım oldu. Öncelikle üzntü duyduğum bir durum vardı ki organizasyon firmanın ınsanlık ve nezaket kurallarından zerre kadar nasiplenmemişti! Önce bizi kapı dibinde bir yere oturtular. Akraba hatrına katlandık ama daha sonra bir kağıt yazıp masanın üstüne koydular ve birkaç kişi gelip bizi kibarca payladılar dersek yeridir. Bu durumda eğer para dersen para, eğer tahsil dersen tahsil dedim ikiside bizde fazlasıyla var ama bu neden ? El bir verirse biz yüz vermey razıydik.
Sonuçta protesto edip cıkıp gittim. Bir daha Recep bey büyüklerine saygı göstermeyi öğreninceye kadar vede akraba ve köylülerine sahip çıkmasını ve onlara değer vermesini öğrenene kadar hiç bir davetine icabet etmeyeceğimi üzülerek bildirmek isterim. Bu saate kadar bekledim kendisi de merak edip sormamıştır. Demekki ona göre biz yalnız ve yalnız sözde değerleriz sözde büyükleriz. Bemim davette sana aynı uygulmayayı yaparlarsa orayı yakarım.
Biz uçarı değil kadir biliriz ve kadrımızı bilen en hakir insanın ayağına toz oluruz...
Selamlar ve Saygılar
MUHITTIN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 18:35
|

KIMLER BIZI TERK ETTI
Kimler terk etmedi ki? Başta birlikte oynadığımız arkadaşlar birer ikişer terk ettiler. Birlikte harman yerinde oyun oynadığımız yaşıtlarımız , akrabalarımız ve kardeşlerimiz. Ben on yaşındayken Halil Beyin mezarının etrefında yalnız on veya on beş mezar vardı , şimdi ise yüzlerce var. Hatta son keresinde köye gittiğimde bir kaç kışı tanımıştım. Mezarlığa gittiğimde tanıdıklarımın hepsi oradaday dı. Öyle ise bir gerçek var biz de bir gün orada olacağız. Evet onlar hayat denen geçici köprüden alel acele geçip gittiler. Ama onlardan hatırladığım kadarı ile vede tecrübelerime göre onlar daha köklerine bağlı daha çalışkanlardı. Kimi okul bile görmemişti fakat bizden daha bilge kişilerdi. Yaşama daha bağlı ve karınca gibi çalışkanlardı. Daha sonra moda değişti ve köden kente göç başladı her nekadar buna cannını kurtarma dendi isede yolun sonu hiç de öyle değildi. Sonra dört bir yana dağılıp cılız seslerle olduğumuz kent köşelerinde eski pilli radyolar gibi paraziti andıran seslerle olduğumuz yerin sinyallerini verip duruyoruz.
Tabiat bizi terk etti. Sebebi onun kıymetini bilmememiz. Doğaya kötü davrandık onu yok ettik. Barınmasına müsade etmedik ve o da bizi terk edecek. Önce turnadan başladık, ormanlardan ve çalılardan ama herşeyi yok ettik. Yavaş yavaş yağmurlar kesildi ve kuraklık geldi. Daha sonra her yer çöl haline gelecek. Çünkü biz kıymetini bilmedik. Yavaş yavaş öldürüyoruz ve öldürülüyoruz çünkü doğa taşıyamaz hale geldi. Yer yüzündeki en büyük felaket dengesizliktir. En ölümcül fırtına dengesiz olanıdır. Şimdi dengesizliklerin ortasındayız ve ölümü bekliyoruz. Köyü bırakıp kentin beton yığınlarında hormonlu yaşamın tatsızlığını yaşıyoruz. Kuru ,tatsız ve susuz yazlara hazırlanıyoruz ...
Köyde edindiğimiz, saf , temiz ve idealist hisler bizi terk etti. Eski köye yeni adetler getirdik. Köy ekmeği bizi terk etti. Yerine şehir ekmeği geldi. Ayran bizi terk etti yerine Coca-Cola , pepsi ve fanta geldi. Köylünün sofrasında bu üçlüden biri yoksa vay haline misafir onu rezil eder. Kapitalizm in en koyusunu ve vahşisini aldık ve komşuluğu akrabalığı bitirdik. Hatta yakında köyde parası olmadığı için cenaze defin işlerini de kimse yapmayacak. Birlikte ağlayıp ve gülmeyi bıraktık . Xalo nun kahkalar atarak iğde dibinde yaptığı konuşmalar bizi terk etti yerine euro ve doların kurları konuşulmaya başladı. Köy odasında artık köylü Bernake nin bir sonraki FED toplantısında uygulayacağı faiz oranları ve federal rezervlerin nasıl olacağını tartışmaya başladı.
Büyüklük ve küçüklük saygı ve sevgi bizi terk etti. Onun yerine yağcılık ve dalkavukluk geldi. Artık doğruyu söyleyenin yeri yok. Durumu iyi idare edenler makbul. Köyde minibüs un önüne oturmak şeref sayılıyor. Oturduğun koltuk kadar şerefli sayılıyorsun. Koyun sürün kadar şereflisin daha fazlası yok ! Temiz ahlak ve dürüstlük artık meziyet sayılmıyor. Riyakarlık pirim yapıyor alçak gönüllük değil. Sonuçta köyü her terk eden büyük yerinde bir boşluk bırakmıştır. Derin boşlukların içinde yeni tohumlar yeşermekte. Yanabcı ve bizim kültürümüze uymaz ayrık otları. Ben her gidiş ve gelişimde her şeyi tartmışımdır. Anladığım tek şey var ! Yeni nesil kent kültüründen fena halde etkilenmiş. Özlemini çektiğimiz o eski ağalar beyler devri yalnız ve yalnız eski bir anı. O aslanların gezdiği yerlerde şimdi çaklallar kemik peşinde.
Okulda eğitim ve öğretim bizi terk etti. Artık çocukların birşeyler öğrenip öğrenmediğini kontol etmeye gelen Hacı Rıza yok ! Artık bir kaç soru sorup yahu hoca bu çocuklar daha okuma yazma bilmiyorlar ne olacak bunların halı? Soru sorduktan sonra eğer doğru cevap alamazsa zoppo sen niye okula geliyorsun ? Neden bir şey öğrenmiyorsun diye üzülen yok.. Acba okulda çocuklara ne gıda yardımı yapılıyor diye damalayanlar var... Camide cemaat yok. Din yerine kaf dağının arkasındaki bilmem ne canavarı anlatılıyor. Allah’ın emirleri yerine masallar anlatan hocalar var. Çünkü koltuğunda Kur’anı ile yanlış veya savsata anlatıldımı hutbede bile olsa imami kızartan Hacı Rıza sol baş köşesindeki yerinde yok ... Evet çok değişmiş...çook hem de pek çok....
Hayallerimiz bizi terk etti. Onların yerini kentli hayaller aldı. Hepsi para ve çıkar kokuyor. Hepsi lüks otolar ve hava atmak üzerine kurulu. Dediğim gibi iltifat bizi terk etti yerine yağcılık ve dalkavukluk geldi..Hak bizi terk etti onun yerine güç yerleşti. Sakın ve sakın köye gittiğinizde nostaljik olarak hatırınızda kadığı gibi bulacaksınız bunları unutun ! Hayallerle yaşamayın bir gerçek varki , zamanla değişen yaşam birçok şeyi silip götürdü ...Bırakın heşey anılarınızda olduğu gibi yaşasın çünkü o güzellikler artık bizi terk etti.
Yanlış anlamayın bu sözlerim kendimedir herhangi bir şahıs ve topluluk için değildir...
Hepinize saygılar ve sevgiler
MUHİTTİN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat SINIK
Yer:
Diğer
Tarih:
18 Mayıs 2008, Pazar 12:01
|
Hali hazirda kendilerini tanidgim ve bu zamana kadar tanisma firsati bulamadiysam bile her biri gonlumun en mustesna yerini isgal eden degerli akrabalrim,ben uzak ve yakin olarak ayirim yapmiyorum,sonucta kokleri ayni olan her birey benim icin kardes misali yakindir..Sizlere belkide turkiye ye gore dunyanin diger ucundan yaklasik 30.000 km uzakliktan selamlar yolluyorum.He zaman polislik meskeginin dunyanin en zor isi oldugunu dusunurdum,asil zor olan bir ulusu bir ulkeye temsil etmekmis,ama Allah,in izniyle ve yardimiyle bu isi su ana kadar alnimizin akiyla yurutuyoruz,sanirim bunda birazda koklerimizin bana vermis oldugu azim basarinin katkisini yatsiyamam,buradan isimle hitap ederek selam ve sevgilerimi yollamiyor hepnize en icten dileklerim guzel yarinlar dilegiyle..
Murat SINIK..
Birlesmis Milletler Polis Gucu Avusturalya-East Timor Mission
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
cafer karakurt
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Mayıs 2008, Cumartesi 20:57
|
SELAMLAR .EVET CAN DOST GÜZEL INSANLAR,INANIN KI DÜNYANIN HIC BIR ÜLKESINDE TÜRKIYEDEKI SICAKLIGI, INSANLIGI NATÜREL YASAYIS TARZINI BULAMAZSINIZ.NEDENMI ? BATI TOPLUMUNDA HER SEY KURALA TABI TUTULMUS,SANKI HER DAVRANISINIZ ZAPTURAPT ALTINA ALINMIS,TABIKI BELLI KURALLARIN OLMASI GEREKIYOR INANINKI FAZLASI INSANA GINA GETIRIYOR.BATI ÜLKELERI VERGI SISTEMLERIYLE AYAKTA DURUYORLAR.ISTEDIKLERI AN ARADIKLARI KISIYE ULASABILME MEKANIZMASINI MÜKEMMEL OLUSTURMUSLAR.AMA YINEDE TÜRKIYEDEKI AILE SISTEMINE ASLA ULASAMAZLAR,BUDA PARAYLA ELDE EDILECEK BIR OLGU DEGIL.BU YARDIMLASMA VEYA DAYANISMAYI BULABILMEK COK GÜC,SADECE FARKLARI TARIM TOPLUMUNDAN SANAYI TOPLUMUNA GECIS SAGLAMISLAR.BIZIM OLDUGUMUZ KUSAK LÜKS BIR HAYAT GÖRMESEDE,YINEDE ESKI DOGAL HAYATI ÖZLEMEMEK ELDE DEGIL..................HERKESE SELAMLAR SAYGILAR
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
17 Mayıs 2008, Cumartesi 18:12
|

BİR İTİRAF VE BİR ÖZÜR
Biz daha öğrenci iken çeşitli nedenlerlerle bazı akrabalarımızı zaman zaman kötülemişizdir. Genelde canını kurtarma denen bu olay bir de çeşitli şekillerde dramatize edlirdi. Yok kendilerinden başka kimseyi istemiyorlarmış ,yok hainlermiş ...vs vs Olayı kendine yontma veya rüzgarı arkaya alma veya şark kurnazlığı denen bu davranış şekli çeşitli şekillerde empoze edilmiştir. Nalıncı keseri gibi hep kendine yontma düşüncesinden vazgeçmek gerekir.
Nedenlerine gelince uzun zaman önce benim ve Burhan amaca (Haci Rıza amcanın oğlu) arasında geçen bir olayı anlatayım. Babam elektrik sayacı gibi durmadan mektup gönderiyordu üç koyun daha gitti kaldı 45 ,hepsi ölüyor aç kalacağız kısa yoldan bir an önce hayata atıl. Bu sözü çok duymuştum ve anlamı açıktı . Bir an önce ya astsubay ol yada askeri öğrenci bana yük olmaktan çık anlamındaydı.
Hemen Burhan amcanın evine koştum. Ankara Seyranbağları denen bir yerde giriş katıydı sanırım. Hanımı çalışıyor oğlu ve kızı daha okuldalardı. Benim aç olduğumu düşünmüş olacak ki kendisi kahvaltı türünden birşeyler hazırladı. Yedik ve bana sormaya başladı.
- Ne zamandan beri buradasın ?
Dört aydır dedim ...
- Neden bugün geldin ? neden gelir gelmez beni ziyarete gelmedin ?
Şark kurnazlığı yaptım bir sürü yalan attım o da yemedi tabii ki ...
-Ne istiyorsun şimdi ?
Amca askeri öğrenci olmak için başvurdum ordu adına okumak için bana torpil yap.
-Beni dinledikten sonra bak dedi yeğenim , ben asker olduğum için mutlu değilim keşke senin gibi imkanlarım olsaydı. Hem sen buraya geldin ama işin düşünce geldin bu iş olmasaydı belki yanımdan geçer selam bile vermezdin. Ben sana torpil yapayım ama sen bana sonra beni de yaktın deme. Dedi ve uzun süre nasihat etti ...
Evet işim düştüğü için kendini ziyaret etmiştim ! Normalde akrabam diye ziyaret etmek hiç aklıma gelmedi.
İkinci konuya gelince babamın koyunlarının azlığıydı. Dört yıl sonra fakülteden mezun olup asker den döndükten sonra babamın sürüsünü bir ayda kazanacak hale gelmiştim. Ölene kadar hac vs hariç her ay babama 900 dolar otomatik maaş bağlamıştım.
Şimdi Burhan amcamı düşündüm eğer ben asker olsaydım asla bunları yapamazdım. Eğer babam kısa süreli düşüncelerine yenlip koyun hesabı yapsa ölene kadar sefalet içinde yaşayacaktı çünkü ben yalnızca karnımı doyurabilecektim.
Şimdi Burhan amcadan özür diliyorum çünkü o an ki düşüncelerim öyle idi. Ama şimdi bende yalnız iş bağlamak için arayan akrabanın işini yapmiyorum. Çünkü beni normalde aramayan akraba yalnızca çıkarcıdır. Bende zamanla çıkarcı davrandım fakat şimdi düşüncelerimin yanlış olduğunu anladım. Bir birinizin sevincini ve üzüntüsünü paylaşmayan akraba muhteber değildir.
Hepinize selamlar ve saygılar
MUHİTTİN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
17 Mayıs 2008, Cumartesi 17:26
|

Can Dostum Fahrettin
Varlığını ta gözümü açıp sokağa çıktığım zamandan beri hatırlıyorum. Karşı karşıya bakan evlerimizin kapılarından bakınca kendisini görürdüm. Ekmek teknesinde bir ekmeği koltuğumuzun altına yerleştirdiğimiz gibi yıkık bahçe duvarına çıkıp yerdik sonra da oyuna dalardık. Köyün çeşmesinin başına çıkar oradan su dolduranlara bakardık. Daha sonra Yoğunhasanda ekşi elma yemek için yola düşerdik. Ekşi elmaları toplar güneşe serer aklımızca yetişmesini sağlardık. Elmaları yedikten sonra dişlerimiz öyle bir kamaşır ki bir gün boyu ağzımıza bir şey koyamazdık.
Akşam olunca tezeklerin arasında oyunlar oynardık. Saklambaç en rağbet ettiğimiz oyundu. Arasıra Fahrettin ebe olunca oyunbozanlık yapar sırtından düşürürdü veya kafasının üzerinden bizi aşağı bıraktığını hatırlarım. Kıyasıya kavgalarımızı hatırlarım. Hırgür gürültümüzü hatırlarım.
Günler böyle sürerken sürüp giderken , sonbaharda oyun mevsimi iyice gelmiş olurdu. Bir gün oyuna dalmışken bizim ot yığınına bir keçi çıkmıştı. Hep birlikte keçiyi kovalamaya başladık. Öyleki , duvara en önce tırmanan altın madalya alackmış gibi peşpeşe ve acele ile tırmanırken kocaman bir taşı Fahrettin in kafasının üzerine düşürdük. Bereket olsun ki tam kafasının ortasına değilde sol kulağının yanındaki favori ve yanağının bir kısmı tamamen soyuldu. Günlerce yatakta kaldı ve yaranın izini hayatı boyunca taşıdı.
Sonbaharın ayrı bir hoşluğu vardı , harman zamanın bitmesi ve bostan mevsiminin gelmesi demekti. Eylülde iş biterdi ve millet duvar diplerinde üçer beşer toplanıp sohbet ederdi. Bu mevsimde mideler dolu olurdu. Çünkü çeşitli kaynaklar la ! elde ettiğimiz çalıntı karpuzlar , salatalıklar ve hatta mısırlardan geçilmiyordu.Hem evden hemde evin dışındaki veya hemen bir kaç yüz metre uzaktaki Geyikli baba boğaz veya köyün aşağısındaki Dıle amcamın ve Hacı Rıza amcamın tarlasına ekilmiş olan bilimum ürünlerin tadına her türlü numarayı deneyerek bakardık.
Bir yaz Yoğunhasanda Fahrettin’le yalnız mezarlık ve harabelerin arasında bostan koruculuğu yapıyorduk. Akşamdan patates haşladık yedik fakat Fahrettin in gözlerinden karnın halen kazındığını anladım. Gözleri tam benim baktığım noktaya bakıyordu...canı yeni olmuş sütlü mısır kebabi istiyordu aynen benim gibi. O da bizde yoktu, mecburen Hüseyin amcanın mısırını çalacaktık. Ama Adnan hoca ve İrfan abi oradalardı ve gece de hemen mısırın yanıbaşına da yatıyorladı, üstelikde bir de köpekleri vardı. Akşam oldu mehtap doğmadan biraz önce Fahrettin in üzerine büyük bir siyah battaniye attık. Yavaş yavaş tepelerin gölgesinden mısır tarlasına bir hayalet gibi süzülmeye başladı. Mısırları kırarken Adnan hoca ve İrfan abi bağırmaya başladılar fakat külübeden dışarıya korkudan adım atmadılar , köpek de bir kaç adım yaklaştı Fahri onu bir taşla etkisiz hale getirdi. O da kaçıp gitti külübenin yanına ve havlamasına oradan devam etti. Fahri tam üç günlük kısmet getirmişti. Bıkana kadar ateşte çevirip yedik ,koçanlarını ise bizim bahçeye gömdük. Olaya ayı süsü vermiştik !!!
Derken bir sonbahar Osman amca bizim Fahrettin e bir takım elbise ve okul malzemeleri almıştı. Köyde okul yoktu ve o Gülantepte Hako hocanın yanında ilkokula başlayacaktı. O zamanlar köyde okuyan bir kaç kişi vardı ve Fahrettin de bu şanslı kişilerin kervanına katılmıştı. Artık Fahrettin’i çok seyrek görmeye başlamıştık. Cumartesi günleri öğleden sonra kocaman önlüğünü giymiş halde elinde kocaman çantası ile Gülantepten koşarak gelir ve koşa koşa eve giderdi. Bu dönemlerde ben de can dostlarım Müslim ve İbrahim le oyunlar oynardım...
Derken ertesi sene Abdullah amca köye bir okul yaptı. İki derslikli ve zamana göre bayağı modern ,sıra yerine sekiz kişlik masa ve uzunca dört kişilik banklar da oturmak için koyuldu. İlk sene bir öğretmenle neredeyse yetmiş kişilik bır sınıfta okuduk. Fahrettinle hiç azmadığımız halde toplu dayaklardan bol bol yararlanırdık. Yetmiş kişi her biri bir kalem çıkarsa bile sınıf Ali Sami Yen stadı gibi gürültüden inliyordu. U harfi şeklinde sıralanmıştık yarımız tahtaya arkası dönük oturuyorduk.
Derken Fahrettin Gülantep’de harcadığı yılı heba ederk yeniden bizimle birlikte yeniden başladı. Bu yılları şamata ve gırgır içinde geçirdik. O zamanlardan beri Fahrettin çok dindardı. Sünnet olmuştu sırtını Osman amcanın Malatyadan aldığı armut çuvalına dayamış halde iftar saatine kadar beklerdi! O şartlarda ve zamanda hiç bir çocuk bunu yapmazdı. Bu durumda sabretmenin ne demek olduğunu ancak köyde büyümüş bir çocuk anlayabilir. Bir armut yemek için altı ay fırsat beklemek lazımdı. Armuttan evvel bir araba dayak yenirdi.
Daha sonraki yıllarda hep birlikte Karakurt ‘ta ilk defa açılan ortaokula gitmeye başladık. Mamo nun kahvesinde normal kahve ortamında , daha ocağının bozulmamış olduğu gibi tabii şekide duran kahvehanye ortaokul diye gidiyorduk. Akşamları ya köye gidiyorduk yada bizi kabul eden evlere gidiyorduk. Ben Karakurt ta okula çok yakın olan Yakup dayı nın evi Emine teyzemin yanında kalıyordum Fahrettın ise Terzi Efri’nin evindeydi.Daha sonra Rıza Çavuş un evinde kalmıştı. İkinci sene hep birlikte eski rus yapımı bir evde kaldık. Osman amca Karakurt’a taşınmıştı...
Derken göz açıp kapayana kadar Sarıkamışta ki lisede okumaya başladık. Fahrettinle birlikte fen sınıfında ve matematik bölümündeydik. Bu dönemde Fahrettin ,Ibrahim ve Bahattin hep birlikte Celal amcanın evinin yanında bir yerde birlikte kalıyorlardı. Fahrettin namaz kılıyordu ve Bahattin ona şeyh diye hitap ediyordu. Bazen öyle abartıyorlardı ki Bahattın , Fahrettin ‘in bond çantasını sınıfa kadar taşır ve hürmetle sırasına koyar ve
- Keko başka emrin var mı’? diye sorar ve O ‘da babcan bir şekilde
-Yok namusuz de hele hadi git derdi güneydoğu şivesiyle ...
Bir sabah kocaman paltosunun yan ceplerine şaka olsun diye Bahattin fırından aldığı iki somun ekmeği koymuştu. Okulda farkına vardı ders arasında afyetle yemiştik.
Ertesi yıl sınıf yokluğundan dolayı bizi eski binaya rus yapımı yuksek tavanlı soğuk bir sınıfa yerleştirdiler. O yıl son sene idi ve Fahrettin hastalandı. Uzun zaman okula gelmedi. Ona rağmen bir başka arkadışımızın arkasında liseyi ikincilikle geçti ben üçüncü olmuştum.
Üniversiteye hazırlanırken birlikte başvuru için fotoğraf çektirdik. Ceketi fiyakalı olduğu için aynı ceket ve kravatla fotoğraf çektirdik. Durmadan okuyordu ve ömrümde göremediğim kadar kalın kitaplar okuyordu. Öyleki sınava girmeden önce üç katlı integral ve yüksek matematik okuyordu. Ben o konuları ancak İstanbul Teknik Üniversitesinde gördüm. Benim o kalınlıkta kitap bitirecek ne sabrım vardı ne zamanım. Sonuçta ünivesite sınavına girik. Aslında bu sınav bizim için ayrılık demekmiş bu olaydan sonra bir araya gelmek pek kolay olmadı. O yıl yalnız ben ünivesite sınavında başarılı olmuştum ve benim kopuşum anlamına geliyordu.
Aslında yazının kısalığını sağlamak için burada kesiyorum. Onca yaşanan şeyleri kısa bir kaç paragrafla anlatmak o kadar zor ki...
Bazı ayrılıklar zamansız olur ! Aslında buna üzülmemek gerekir. Zamanın ve mekanın sınırlı olduğu hayatımız elbette bir gün bir yerde sonlanacaktır. Hemde hesaplanmadık ve umulmadık bir noktada. Yahya Kemal’in dediği gibi: her gün meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan ... Önemli olan meçhule gitmeden önce yaptıklarımı! Bu kısacık iki nokta arasındaki yolculuğa neler sıkıştırdığımız. Bunlar yaşamın en önemli ölçütleridir. Bir noktadan ötekisinine giderken kaç yıl yaşadın değil nasıl yaşadığın önemli. Evet Fahrettinimizi genç ve zamansız kayıp ettik fakat o ‘kısacık zaman dilimine çok şey sıkıştırmıştır. En azından azim göstermiştir ve her şeyin her an başarılabileceğini göstermiştir.
Onun için daha nefes alıyorken, daha gözlerin görüyorken ve daha yüreğin atıyorsa yaz ! Dostun için yaz , kardeşin için yaz ve kendin için yaz !
Bu yolda yaşamıs ve ebediyete göçmüş tüm kardeşlerimizi büyüklerimizi akrabalarımızı rahmetle anıyorum. Allah kabirlerinde onları nur içinde yatırsın, mekanları cennet olsun.
Hepinize saygılar ve selamlar sunarım.
Muhittin Karakurt
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
17 Mayıs 2008, Cumartesi 16:19
|
Almanyadan hepinize selamlar. Bu aralar gurbetin zorlugu Ömer abinin yanimizda olmasiyla birazda olsa azalmistir. Masallah Ömer abide mesele cok eskilerden bahsediyor bizler dinliyoruz. yaz tatili yklasti yaklasik bir ay sonra bizler memlekette olacagiz.
Birde Cerkez köyde yazam Muharrem kardes bütün aileye selamlarimizi iletirsin.
Metehan, en iyi köy haberlerini senden aliyoruz. Insallah sinavda hayelerine kavusursun. Mehmet abiye; Gülseref ablaya selamlar. Köy yasamindan yeni haberler yazilarini bekliyoruz.
|
| Yukarı |
|
| |