| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Diğer
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 17:32
|
SELAM VE SAYGILAR
ABİMİN GÜZEL YAZISINI OKUYARAK BAŞLADIM BUGÜN DİNLENMEYE. YÜREĞİNE SAĞLIK.... TANDIR EKMEĞİ İLE YAPILAN 'HEVRİŞK ' .... TADINI HİÇ UNUTMAM...KÖYDEN MUTFAĞIMA KAZANDIRDIĞIM DİĞER BİR LEZZET İSE 'AVGEM' SADECE BEN YESEMDE TANDIR EKMEĞİ BULDUĞUMDA ÖZENLE PİŞİRİRİM. BİZİM CEMAAT PEK ANLAMLI BULMASADA DEĞİŞİLMEYECEK BİR LEZZETTİR BENİM İÇİN .
YUSUF ABİ SENİN ANLATTIĞIN ELEKTRİK MACERALARINI BEN DE BİLİYORUM AMA HANGİNİZ ANLATTIDA AKLIMA BU KADAR YERLEŞTİ ONU BİLMİYORUM.
YAŞANILANLARIN BÖYLE GÜZEL KALEMLERİN SÜZGEÇİNDEN GEÇEREK BİZE ULAŞMASI NE GÜZEL.....
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 17:18
|

GIRAR HAKKINDA !
Kimdir bu gırar dediğimiz adam ? Köyümüzde yaşayan önemli bir şahsiyetmidir? Evet gelmiş ve geçmiş önemli şahsiyetlerinden birisi. Öyle her mevsim uğramaz , belli mevsimlerde vede özellikle ilkbahar yaz mevsimlerinde şöyle bir uğrayıp hatrımızı sorar ,bizi memnun eder ve zamanı gelince çekip giderdi. Genelde gırar mevsiminde insanlar kanlı canlı ve neşeli olurdu. Bu mevsimde süt yoğurt mamülleri bol olurdu.
Öyle gırar deyip geçmeyin ! Gırar yapmanında gırar içmeninde bir zamanı , yeri ve adabı var. Köylü hayvan besler ama sütünden ve etinden yararlandığı zamanlar pek kısıtlıdır. Koyunlar ve inekler yılda bir yavru verir. Bu da hemen hemen altı aylık bir gırar bir mevsimi demektir. Ekim ayı dendi mi artık yoğurt bulmak dolayısı ile gırar yapmak imkansızlaşırdı, çok az şanslı kişi veya kişiler içmek için gırar bulurdu. Gırar içmek için bir mevsim daha beklemek gerekirdi.
Öyle her gırar yapıyorum diyenin gırarı aynı kalitede,tat da ve lezzette olmaz... Ayran aşı ve gırar arasında büyük bir fark vardır. Normal bir kadın hemen hemen üç veya dört malzeme ile gırar yaptım diyebilir ama tası alıp kaşıkladığınızda damakta bıraktığı tad ve lezzet değişik olurdu. Bu yüzden de iyi gırar pişiren birilerine rastlamak çok zordur. Ben köyde pek çok kişinin gırar pişirdiğini gördüm ve tadına baktım. Ama gırar pişirmenin bir üstadı vardı ki sormayın . Nedya annemizin pişirdiği gırarın damaklarda bırkatığı tad bambaşka idi. Yoğurdun hasını çalkalar ve yağını almadan ayrı bir kapta bekletirdi. Sonra da sos ve tatlandırıcı bitkileri bahçeden özenle seçer , nane ve dağlardan toplanmış adına kortum dediğimiz kokulu ottan biraz hazırlar , nohut ve buğdayını iyice seçer ve yıkayıp temizledikten sonra haşlar ve süzerdi ,daha sonra yağlı yoğurttan çalkaladığı ayranla karıştırır tandırın üzerine veya Çavuşun getirdiği ardıç ağaçlarının dallarından tutuşturduğu ateşin üzerine koyardı. Ardıç dalları tutuştukça ortaya nefis bir ardıç kokusu yayılırdı. Yavaş yavaş karıştırır ve iyice kıvamına geldikten sonra tavada hazırladığı sosu üzerine dökerdi. Ayrıca iyi koku ve lezzet katmak için de son olarak sulak yerlerde yetişen adına pung dediğimiz ottan bir tutamı iyice doğradıktan sonra serperdi. Tandır ocağının bacasından kokuyu alınca hemen damdan usulca iner ev halkının arasında yerimi alırdım. İyice yedikten sonra bir sonraki gırar gününü dört gözle ve sabırsızlıkla beklerdim.
Hatta bu yüzden bizim Çavuş’a gırar lakabını takmışlardı. Birgün herg (nadas) sürerken yan tarladaki komşularına öğle zamanı bize nefis gırar gelecek demiş. Tabii ki komşu tarladaki adam başlamış sabırsızlıkla öğle yemeğini beklemeye ! Gel zaman git zaman öğle olmuş ama gırar gelmemiş ! Bizim Çavuş başlamış sabırsızlanmaya. Derken sabırsızlıkla çifti bırakmış ve düşmüş evin yoluna . Siz bana gırar mı getirmiyorsunuz ? Ben de sizin rızkınızı keseceğim demiş...
Biz çok küçükken ramazda teravih namazını hiç kaçırmazdık. Gerçi bir iki süre ezberlemiştik ama tamamen taklit namaz kılıyorduk. Herkes eğilirken biz de eğiliyor onlar kalkarken göz ucuyla dikizleyip biz de kalkıyorduk. Yaş itibari ile içimizde en biligili olanınımız Reşit di. Camide üst bölmedeki yerimizi Reşit in sağında solunda alıyorduk. Gürültü yapıp gülüyorduk bu yüzden büyükler bizi sık sık camii dışına atardı. Birgün bizim İbrahim başında bir beyaz takke ile gelmişti. Yanda ki delikanlılarda tam hoca fatiha süresini okurken bizim İbrahim’me takkesine bak sanki kafasını gırar tasına sokmuş deyince İbrahim yaşça büyük olan bu abimizi önde namaz kılmakta olan Ömer amcama şikayet etti. Yüksek bir sesle bawoooo hele ..... bana kafasını gırar tasına sokmuş diyor !!! Diye bağırarak seslendi ! Tabii ki buna camide gülmeyen hiç bir kişi kalmamıştı . Hemen apartopar bizi camiden attılar, hoca namazı yeni baştan başlatmıştı...
Dikkatinizi çekim gırar ne ayran aşı nede yayla çorbasıdır. Gırarın hasını yalnızca Nedya annemiz pişirdi. Onun pişirdiği gırarı içenler anacak has gırar ın ne olduğunu anlar. Bu yüzden bu yazımı Nedya annemizin aziz hatırasına ithaf ediyorum.
Hepinize sevgiler ve saygılar
Muhittin Karakurt
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 15:03
|
SEVGİLİ YAHYA BEY
CANIM YAŞAR KARAKURT İÇİN YAZMIŞTIM AMA ACABA SİZE ULAŞMADIMI
SEVGİLERİMLE
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 15:01
|
KARAPINARIN SUYU YADA EKMEĞİ
SAYIN KARAPINARLILAR KÖYÜNÜZDE YETİŞEN VE BÖLGEMİZİN YETİŞTİRDİĞİ SANATCILIĞININ DIŞINDA SADE TEMİZ VE DÜRÜST BİR İNSAN OLAN RECEP ERGÜL BEYIN GALASINDA BULUNDUM
BU GALADA SAYIN GAZETECİ YAZAR NEŞE DOSTER SAYINİ KARABEKİR VE İSMİNİ YAZMADIĞIM BİR ÇOK GAZETECİ YAZAR , ÇİZER VE SANATCI İLE 1200 CIVARINDA DAVETLİ OLDUĞUNU GÖRDÜM KÖYÜNÜZÜN YETİŞTİRDİĞİ BU EŞSİZ SANATCIMIZ RECEP ERGÜLÜ BU BAŞARISINDAN DULAYI KUTLUYOR BAŞARISININ ZATEN MEVCUT OLAN ULUSLAR ARASI DÜZEYDE DAHA ÇOK BAŞARILI OLMASINI DİLERİM
SİZ KARAPINARLILAR OLARAK ACIZANE BENDE ÖĞRETMENİ OLARAK GURURUMUZDUR
SEVGİ VE MUHABBETLE
AYHAN DÖŞKAYA
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Yusuf KARAKURT
Yer:
Muğla
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 13:59
|
Mesaj Sahibi: MUHITTIN KARAKURT
Muhsinciğim adeta bir tablo çizmişsin ! Stilin Jack London a benziyor . Gerçekçi ve tamamen gözleme dayalı bir şekilde köy yaşantısından bir kesiti beton kutularda yaşayan kentli küçüklere en yalın bir şekilde aktarmışın. Eline sağlık , ayrıca anılarımı tazelediğin içinde sana binlerce teşşekürler , bu yazına şapka çıkarıyorum üstadım.
Selamlar ve saygılar sunarım
MUHITTIN KARAKURT
Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
TANDIR VE LAVAŞ EKMEĞİ
Bir zamanların tarım işletmesi sayılacak yapı topluluğunda, estetik, kullanışlı, iki kısımdan oluşmuş havadar bir mekân vardı. İlk girilen ve daha büyük olan bölüm aşhane (mutfak), diğer bölüm ise tandır ocağı olarak isimlendirilirdi.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT |
|
|
|
|
|
Muhittin abi dediğin gibi Muhsin abinin yazısı muhteşemdi. İkinizde bir diğerinden güçlü kalemlersiniz ve hatta ikinizin arasındaki sevgi ve saygı aleme adeta örnektir derstir.
Ben de her ikinize birden şapka çıkartıyorum.
saygılar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 10:57
|
Muhsinciğim adeta bir tablo çizmişsin ! Stilin Jack London a benziyor . Gerçekçi ve tamamen gözleme dayalı bir şekilde köy yaşantısından bir kesiti beton kutularda yaşayan kentli küçüklere en yalın bir şekilde aktarmışın. Eline sağlık , ayrıca anılarımı tazelediğin içinde sana binlerce teşşekürler , bu yazına şapka çıkarıyorum üstadım.
Selamlar ve saygılar sunarım
MUHITTIN KARAKURT
Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
TANDIR VE LAVAŞ EKMEĞİ
Bir zamanların tarım işletmesi sayılacak yapı topluluğunda, estetik, kullanışlı, iki kısımdan oluşmuş havadar bir mekân vardı. İlk girilen ve daha büyük olan bölüm aşhane (mutfak), diğer bölüm ise tandır ocağı olarak isimlendirilirdi.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
NERMİN
Yer:
Erzurum
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 10:56
|

HUZUR İÇİN KÜÇÜK SIRLAR
-Ufak şeyleri dert etmeyin
-Erkenden kalkmaya alışın
-Hayatı olduğu gibi kabul edin
-Tenkit etme isteğini bastırın
-Bırakın ara sıra canınız sıkılsın
-Rastgele iyilikler yapmaya çalışın
-Başkalarını suçlamayı artık bırakın
-Her şeye hakim olmaya çalışmayın
-Kusursuz olamayacağınınzı kabullenin
-Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın
-Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun
-Konuşmadan önce derin bir soluk alın
-İnsanların gözlerine bakın gülümseyin
-Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun
-Aynı anda birkaç sey yapmaya kalkmayın
-Olağan şeylerdeki olağanüstünlüğü arayın
-Beterin beteri vardır herhalinize şükredin
-Bugününüzü songününüz gibi yaşayın
-Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın
-Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın
-Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın
-Öfkeniz kabarmaya başlayınca 10 kadar saymaya başlayın
-Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün
-Başka fikirlerde doğruluk payı arayın
-Hergün biraz vaktinizi minnettarlık için harcayın
-Gördüğünüz herşeyde yaradanın izini unutmayın
-Hizmeti hayatın değişmez bir parçası haline getirin
-İnatla savunduğunuz iddiaları yumşatmaya çalışın
-Kimsenin sözünü kesmeyin ,cümlesini siz bitirmeyin
-Sahip olmak istediğinizideğil, elde ettiğinizi rüşününü
-Daha fazlası daha iyidir, diye düşünmekten vaz geçin
-Herkesin farklı olabilegceğini anlayınve saygı gösterin
-Unutmayın ki insan edindiği huylardan meydana gelir
-Sevgi kapasitenizi geliştirip, hayatınızı sevgi ile doldurun
-Gerçegi olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat adil değildir
-Ölünce, yapılacak işler listesinin dolu olacağını unutmayın
-Unutmayın,100 yıl sonra burada bambaşka insanlar olacak
-Olumlu ve olumsuzdüşünce kartopununçığ gibi büyüyeceğini ve iliride dağ gibi meseleler çıkaracağını göz önüne alın.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
23 Mayıs 2008, Cuma 08:55
|

TANDIR VE LAVAŞ EKMEĞİ
Bir zamanların tarım işletmesi sayılacak yapı topluluğunda, estetik, kullanışlı, iki kısımdan oluşmuş havadar bir mekân vardı. İlk girilen ve daha büyük olan bölüm aşhane (mutfak), diğer bölüm ise tandır ocağı olarak isimlendirilirdi. Tandır ocağı bölümü yaklaşık üç metre, aşhane bölümü ise ondan biraz daha yüksek taş duvarlara sahipti. Her ikisinin üstü de, biraz ters huniye biraz cami kubbesine benzer bir dam ile kaplıydı. Her iki damın tepesinde, yarım metre ebadında kare şeklinde açık bir baca vardı. Aşhane ve tandır ocağının damı, sekizgen şeklinde düzgün olarak kesilmiş yaklaşık 25 cm çapında cam ağaçlarının üst üste konulması şeklinde yapılmıştı. Özel olarak yapılmış bu ağaçlar, duvarların bitim noktasında üç metre boyunda iken, en tepede yani bacaya yakın kısımlarda bir metreye kadar kısalırdılar. Bu ağaçların uçlarının birleştikleri yerler, kırlangıçlar tarafından yuva yapılmıştı. Bu kuşların harika aerodinamikleri sayesinde, bacadan giriş ve çıkışları ve aşhane mekânında uçuşları, insanı hayrete düşürecek düzeydeydi. Damın üstü su geçirmez kalın toprak ile kaplıydı.
Aşhanede, kap kaçağın konulduğu büyükçe bir terek (raf) vardı. Yine bu mekânın vazgeçilmezlerden biri süt çekme makinesi ve diğeri daima asılı duran yayıktı. Bir köşede ekmek teknesi ve biraz ötesinde yoğurt sitili, diğer köşede ekmek tahtası ve su kovaları (külekler)yer alırdı.
Tandır ocağında ise, tabii ki tandırın kendisi ve şöminenin en iptidai şekline benzeyen ve duvarın içinde yer alan bir ocak bulunurdu. Duvarlarda ise, muhtelif elekler, rapatalar, peşkirler, idare lambaları ve benzeri alet ve edevatlar asılı olurdu.
Tandır damında, bu mekâna adını vermiş olan, pişmiş topraktan yapılmış ve büyükçe bir küpe benzeyen tandır yer alırdı. Ancak tandırın ağzı, küpün ağzına oranla daha geniş ve orta kısmı ise küp kadar geniş olmayıp aşağıya doğru genişleyen bir seyir izlerdi. Ebatları farklı olmakla birlikte, ağız genişliği 60 cm ve daha fazla, derinliği ise bir metre ve daha fazla olabilirdi. Tandır, toprağa dik olarak gömülürdü. Tandırın alt tarafından toprak yüzeyine doğru çıkan küçücük bir havalandırma deliği olurdu. Buna künk (Qülfık ) denilirdi. Tandırın oksijen alması gerektiğinde ağzı açık, diğer zamanlarda ise kocaman bir bez parçası ile kapatılırdı. Burada yaşayan bazı kurtçuklar şifa niyetine insanlara, özellikle çocuklara yedirilirdi. Tandır çok fonksiyonlu bir yapıya sahip olup, ocak olur yemek pişirirdi, fırın olur ekmek pişirirdi ve soba olur insan ısıtırdı.
Eskilerde, tandır her gün yanardı. Tandır kadın (esgetek) işi idi. Sabah erkenden, önceki günden kalmış kül tandırdan çıkarılırdı. Usta bir el yeterli tezeği tandırın tabanına uygun bir şekilde yerleştirir ve ateşi verirdi. Kısa zaman sonra her taraf, yerden bir metre yüksekliğe kadar duman olur ve göz gözü görmezdi. Duman tepede sürekli açık iki bacadan hiç durmaksızın çıkardı. Bu dumandan dolayı aşhane ve tandırın damında yer alan ağaçlar ve duvarların üst kısmı simsiyahtı. Dumanın yoğun olduğu bu zaman zarfında kırlangıç kuşları ve yavruları nasıl davranırlardı halen bilmiyorum. Yanan tezek köze dönüştüğünde dumanda kalmazdı. Zaten rahmetli Keleş Dayı da bu saatlerde teşrif ederdi. Tandırın ilk saatlerinde yemek pişirilir, su kaynatılır ve peynir yapılırdı.
Tandır hazırlanmadan önce, hamur teknesinde (teşt) hamur yapılır ve mayalanmaya bırakılırdı. Eski yıllarda öd kesesinin içine su konularak maya oluşturulurdu, ancak hazır mayanın yaygınlaşması ile bu yöntem terk edilmiştir. Hamuru her bayan yapamazdı, bu nedenle Hatice (Xece-Sait eşi) Hanım gibi bileği güçlü hanımlar bu işi yaparlardı. Hatice Hanımı yâd etmişken, bir garip huyundan bahsedeyim. Hamile olduğu yıllarda, tandır damında ki duvarlarda yer alan kurumuş toprak harcı, her gün koparır ve yerdi. Bunu yaparken ara sıra küçük taşları da (hıbar) sökerdi. Nenem bu anlarda,
- Xece yeter yedin, tandır damını başımıza yıkacaksın.
diye takılırdı.
Pişirme aşaması geldiğinde, tandırın üzerindeki kaplar alınır, ateş kontrol edilir ve gerekirse eğiş (hestiv) denilen ucu eğik demir çubukla tezeğin közü yeniden düzenlenirdi. Daha sonra tandırın kızgın yüzeyi uygun bir bezle silinirdi. Hamurun işleneceği yere peşkir sarılır, hamur teknesi ve tahta uygun şekilde aynı bölgeye konulurdu. Genellikle iki bayan her şeyi yaparlardı. Önce teknedeki hamurun, lavaş ekmeği elde edilecek şekilde küçük parçalara ayrılması yapılırdı. Daha sonra bu hamur parçaları merdane ile inceltilirdi. Pişirici hanım, inceltilmiş hamuru havada eliyle döndürerek, iyice inceltir ve uzun rapatanın üzerine yayardı. Küçük bir kapta bulunan suya elini hafif değirdirerek elini ıslatır, ıslak elini rapatanın üstünde açılmış hamurun değdirir ve rapatayı tandırın içine ehil şekilde uzatır ve rapatanın üstünde yer alan ince hamuru tandırın yüzeyine dikey olarak yapıştırırdı.
Tandırda lavaşın pişirilmesi beceri ve dayanıklılık isteyen bir işti. Her bayan bu ağır ve çok sıcak olan işi yapamazdı, yapsa dahi hakkıyla yapamazdı. Bazen tandır yüzeyine yapıştırılan hamur, tandır yüzeyini tutmaz, tandırın içindeki közün üzerine küt olarak düşerdi. Böyle zamanlarda, Qolo (kangal köpek) bugün şanslı, diye espri yapılır ve düşen küt bu haliyle pişirilir ve köpeğe verilirdi. Normal pişen lavaşlar, önceden serilmiş peşkirin üzerin atılır ve burada havalanmaları sağlanırdı. Buna bağlı olarak, her tarafa taze ekmek kokusu yayılırdı.
Bayanlar taze lavaşı acele ile bir sahana doğrar, üzerine taze tereyağını koyar, oluşturdukları bu yağlı ekmeği (hevrinç) afiyetle yerlerdi. Halen bu yağlı ekmeğin damaklarında bırakmış olduğu tadı, ömürlerinin sonuna gelmiş olmalarına rağmen, çoğu büyüğümüz unutamamıştır. Yine lavaşın bu sıcak halinde, lor, taze soğan ve acı terenin içine konarak yapılan dürümün lezzeti bir başkaydı.
Tandırın son aşamasında ısı geçen süreye bağlı olarak azalmış olurdu. İşte bu etaba gelindiğinde, lavaş pişirilmesinden vazgeçilir, bunun yerine gagale denilen yuvarlak ve lavaşa göre daha kalın olan ekmek çeşidi pişirilirdi. Bunun pişme süresi daha uzun olup, pek tercih edilmezdi.
Soğumuş lavaşlar, boşalmış ve temizlenmiş ekmek teknesine üst üste konarak yerleştirilirdi. Daha sonra üzerine beyaz Amerikan bezi serilir ve yerine götürülürdü.
Yağmurlu günlerde havalar çok soğurdu. Hele bir de yağmura yakalanmış iseniz, vay halinize. Bu zamanlarda tandır imdadınıza yetişirdi. Tandır öğleden sonra ısısını kaybetmiş, ılıman bir hal almıştır. Böyle zamanlarda aile fertleri ayaklarını tandırın içine sarkıtır, hem ısınır hem de güzel muhabbetler yaparlardı.
En sevilen süt kaymağı, tandırın son evresinde, kaynamak üzere tandıra konulmuş süt dolu küçük kazanın (sitilin) yüzeyinde oluşan ve tandırın ısısı ile fırında sütlaç rengini alan kaymaktır. Bunun oluşması iki saate yakın bir zamanda olurdu. Bu süre zarfında süt için için kaynardı. Yeterince kaynadığı anlaşılan süt, yoğurt mayalamak üzere tandırdan çıkarılırdı. Çıkarılan sitilin içindeki sütün kaymağı kek gibi kızarmıştır. Kızarmış süt kaymağı, blok halinde yenilmek üzere evin en torpilli kişisine verilirdi.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA
Yer:
Diğer
Tarih:
22 Mayıs 2008, Perşembe 20:12
|
ACABA BU BİZİM YUSUFMU
BEN KARAKUTTAN YUSUF KARAKUT U TANIDIĞIMYUSUFMU ÇUNKÜ BENBİR YUSUF SEVERDİM AMA HEMDE ÇOK ACABABERNİM YISUFMU DÜŞÜNDÜM BİRDEN SEVİNDİM
BELKI DEĞİLDİR
HOŞCA VE ESEN KALINIZ
AYHAN DÖŞKAYA
__________________________________
Selcuk Karakurt
Ayhan hocam senin Yusufun Bu yusuf degil bunun hem teyze hemde amca cocugu olan Polis Yusuf tur. Insallah yazini okur seninle irtibata gecer.
Kendine iyi bak görüsmek dilegiyle...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
gürbüz karakurt
Yer:
Erzurum
Tarih:
22 Mayıs 2008, Perşembe 20:00
|

Merhabalar Hulusi abi seni ve turgutluda ki akrabalarımızın hepsini tanıyorum..oradaki akrabalarımızın hepsine selamlar ve hürmetlerimi sunuyorum.nasip olurda tayinim adapazarına çıkarsa orayı ziyaret etmeyi düşünüyorum ..Dedeye ve neneye hürmet ve ellerinden öpüyorum.
Universiteyi balıkesirde okudum.1990 da kaydıma rahmetli babam da gelmişti babamın güzel bir davranışı da gittiği yerleşim yerlerindeki tüm akrabaları kapı kapı dolaşırdı akraba dışında hemşerilerimizi de dolaşırdık..o yıl kaydımı yaptıktan sonra balıkesirdeki ve edremite ki akrabaları dolaştık ıkıncı gün manısa dakılerı 4 veya 5. Gün Turgutluya geldik o zaman sizin ev daha taşınmamıştı Turgutluda en başta Saliha neneyi ve çocuklarının evini ve İbrahim abiyi ve diğer akrabalarımzı dolaşmıştık..ev Turgutluya geldikten sonra dedeyi ziyarete çok geldim hatırlarsın Allah razı olsun cümlenizden..
Site sayesinde ne güzel haberleşebiliyoruz site yöneticilerine çok çok teşekkür ediyorum ..Derneğimize gelince fikirler bekliyorum bekliyoruz bekliyorsunuzdur.foruma yazmak istemyorum çünkü üye olamayanlar okuyamadığından yazılar sınırlı kalmasın diye ziyaretçi kısma yazmayı uygun görüyorum..Dernekle ilgili yıllık da olsa bir plan yapmayı düşünüyorum eröğder deki deneyimlere de dayanarak ileriki günlerde yazacağım
ama şuan yazımı okuyan değerli akrabam sende yaz fikir belirt.
Taşın altına elini koy unutma ki bu taşın altı çok geniştir her eli alır..
Herkese selam ve sevgilerimi sunuyorum
Gürbüz Karakurt
|
| Yukarı |
|
| |
|
|