bolsos michael kors nike huarache baratas montblanc boligrafos nike outlet polos ralph lauren baratos oakley baratas michael kors bolsos new balance 574 new balance baratas boligrafos montblanc nike air force baratas polo ralph lauren baratos nike air force 1 nike huarache

cialis ohne rezept viagra generika cialis generika viagra online kaufen kamagra shop levitra generika levitra 20mg viagra kaufen levitra preis kamagra gel kamagra bestellen viagra bestellen levitra generika viagra generika cialis generika kamagra kaufen viagra bestellen levitra ohne rezept levitra 20 mg lovegra kaufen

moncler jakke oakley norge woolrich jacka canada goose tilbud ray ban norge mbt skor nike helsinki nike shox australia michael kors laukut ray ban briller canada goose jacka ray ban solbriller canada goose rea canada goose outlet ray ban aurinkolasit

nike blazer damskie nike blazer sklep moncler kurtka oakley praha ray ban praha abercrombie mikina polo ralph lauren praha hollister praha hollister mikina abercrombie praha michael kors kabelky hollister sk air jordan tenisky nike free 5.0 bayan nike free run bayan

Anasayfa  Forum  Defteri Oku Deftere Yaz  İletişim
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT

Yer:
İstanbul

Tarih:
29 Mayıs 2008, Perşembe
13:50

Alıntı Yap: MUHITTIN KARAKURT

QEM VE BADEG NEDİR ?

Eskiden köyde imkanlar kısıtlıydı ve yaşamak için çok çalışmak gerekiyordu. Şimdiki gibi köylü devletten destek almıyordu ,tam tersine toprakları için vergi ödüyordu. Yaşamak için çok çalışmak gerekiyordu ama çok.! Makina gücü ve traktörler yoktu , yürümek ve çabalamak gerekiyordu. Nisan dan Ekim ortasına kadar hummalı bir çaba ve çalışmak vardı. Mayıs da nadas başlar ve biter bitmez ot biçme başlardı. Daha sonra biçilen otlar ekinler kurumadan önce köye taşınır ve istif edilirdi. Yüksek mi yüksek istifler istifler olurdu. Tepeye ot çıkarmak için cambaz olmak gerekiyordu. Koyulan ince ve titrek merdivene sırtında büyükçe bir bağla(xorom) tırmanır ve yükseldikçe daha zorlandığımız bu zamanlarda bayağı azar işitirdik. Hele ot biraz dikenli olursa ense kökümüz polen ve dikenlerlerle dolardı.

Ot çekme mevsimine başlamadan önce otları bağlamak için yine ottan örülen bir bağ (qem) yapılırdı. Buna köyde qem denirdi. Genellikle qem yapımında yarışırdık. Qem yapmak için genellikle yumuşak ve sulu bir bölgeden biçilmiş ve köylünün kısaca qındırğa dediği elastik ve dayanıklı bir ot seçilirdi. Bu otu örmek için odun veya keçi boynuzundan yapılmış ucu kıvrık ve bir sap çevresinde dönen ismine badeg dediğimiz bir basit araç kullanılırdı. Eminim ki bu aracın bir türkçe ismi yoktur ve yalnızca bizim yöreye mahsus bir araç olarak literatürde yerini almıştır. Genelde qındırğa denen ot yığınının güzelce nemlendirirdi bir kaç saat içinde iyice yumuşadıktan sonra bundan qem yapmaya başlanırdı. Biraz yaşça büyük ve tecrübeli biri ot yığının üzerine oturur küçüklerden biri ise elinde alet ile (badeg veya badek) büyüğün uzatacağı bir tutam otu aletin ucundaki iğ gibi çengelli yere yerleştirir ve sol eli ile otu tutar sağ elle çevirirdi. Ot yığının üzerinde bulunan kişi yavaş yavaş otları birleştirir ,uçtakı çocuk büktükçe ip şeklinde uzayıp giderdi. Yaklaşık yedi veya sekiz metre uzatıldıktan sonra gevşetmeden ikinci çocuk gelir sonuna ikinci badegi takar ve takım üç kişilik olurdu. Böylece V şeklinde gergin tuturak çevirilmeye başlanırdı. Çeveirdikçe her iki uçtakı çocuğun aynı hızda birbirine yaklaşması gerekiyordu. Eger biri durur diğeri yaklaşırsa qem sağlam olmaz bir parça olduğu gibi dümdüz kalır öteki parça etrafına sarılırdı. Bu durumda yapılan qem çürük olur ve bağ(xorom) bağlandığı zaman kopardı ... Bunu önlemk için ot yığını üzerinde duruan büyük ve tecrübeli kişi adeta bir maestro gibi çocukları yönetir ve birbirine doğru yaklaşmasını sağlardı ki bu durumda qem sağlam olurdu. Böylece qındırğa bitene kadar qem yapımı devam ederdi.

Köyde en iyi qem i Budak dayı yapardı. Hepsi muntazam ve sağlam olurdu. Qem deyip geçmeyin. Eğer koparsa yapımcısına bir sürü lakap ve söz söylenirdi. Bağlanan xorom dağılır otlar zayii olurdu. Ayrıca ot taşımaya tan yeri ağarmadan gidilirdi. Bu zamanlar genelde soğuk olurdu. Uyanmak bir başka sorun uykunun en derin ve en verimli olan bu zaman tam bir işkence olurdu. Bir iki saat yatağın içinde yuvarlandıktan sonra istemeye istemeye büyüklermizin dürtmesi ve söylenmeleri arasında arabaya biner ve uykuya qem yığının üzerinde eski bir palto veya kalınca giysi altında devam ederdik. Tabii ki kağnı arabası taşlara çaptıkça kafamızda aynı oranda yükselir gerisingeri qem yığınına çarpardı. Bu durum ta çayıra varıncaya kadar devam ederdi. Derken qem ve adına qer dediğimiz ucu genişçe kıvrılmış demir çubuk ve tutma yerine de odundan bir sap takılmış aleti alır ot bağlamaya başlardık.
Bazen xoromların altında uyuklayan yılanlar veya fareler de bulunurdu. Bu yüzden xoroma sataşmadan evvel şöyle sağına soluna bakılırdı . Bağlama yönüne göre qem serilir ve xorom ters çevrilerek iki kat yapılır ve qem le sıkıca bağlanır ve qer ile hiç çökmeden sağ diz üzerinden sırta bir nefeste alınır arabaya taşınırdı. Araba yüklenir ve ayrı bir uğraş başlardı. Öküz baş tutmuyorsa araba kontrolden çıkar veya devrilirdi.Bu duruma öteki köylüler falanca değirmen yapmış diyorlardı. Genelde çocuklar bu durumda çok azar işitir ve gevşek davranırlarsa adamına göre bir iki yaş söğüt çubuğu yerlerdi (dayak yerdi) . Arabanın bir tekeri havada kalır ve dönerdi. Genelde bu durumda tekeri direksiyon gibi çevirirdim ve arkasından bir kamçı gelirdi tam sırtımın ortasına gelirdi. Bizim çektiğimiz zahmete bak bunun keyfine bak diye arkasından bir laf gelirdi ! Genelde araba eğik bir arazı veya hendekten geçerken en ağır ve en güçlümüz üst taraftan qer ile arabaya asılırdık ki yük dengelensin de araba devrilmesin diye!

Adan hoca ve Hüseyin amaca adına Kow dediğimiz ve çok tehlikeli bir eğimi olan yerde Hüsyin amca öküzleri yokuş aşağı büyük bir ustalık ile yönetirken Adana hoca ya da arabayı üstten tutması için tembihler veriyordu. Tabii ki Adnan hoca bir yerden sonra yapmadı ve arba devrildi. Ardından Hüseyin amca kızıp tüh be bir tavuk kadar kuvveti yok dediğini hatırlıyorum. Oysaki kağnın öyle bir arazide tekerlekler üzerinde durması bile mücize sayılırdı.

Araba köye varinca hemen otlar istiflenirdi. Yapılan ot yığınına lod denirdi. Lod çok iyi yapılmalı çünkü yağmur mevsimi başladığında eğer istif iyi yapılmadı ise su alır ve çürüme başlardı. Kış mevsimi gelince de hayvanları yemlemek üzere bağ bağ taşınırdı.
Araba yükü boşaldıktan sonra alel acele kahvaltı yapılırdı. Kahvaltıda genellikle bir iki çeşit olurdu. Peynir ve ekmek yanında bazen evin hanımı tereyağına kıyabilirse mırtoğa denen bir un helvası yapılırdı ve çok sıcak servis yapılırdı. Çayla acele olarak atıştırıp hemen bir parti daha qem çıkarıp ikinci sefer yapılırdı. Bazen köyün çayırlarına üçüncü sefer bile yapılırdı. Ardında yine durmak yoktu ,öküzleri alıp kamış gölüne koşardık. Hayvanlar karnını doyururken biz de berrak ve temiz suda biraz yüzerdik.


Hepinize sevgiler ve saygılar

MUHİTTİN KARAKURT
Yukarı Mail: m.m.karakurt@gmail.com         
 
Gönderen:
Web yayin ekibi

Yer:
Diğer

Tarih:
28 Mayıs 2008, Çarşamba
22:47

Alıntı Yap: Web yayin ekibi

Site okurlarinin dikatine
Sitemizi takip eden bazi dostlarimiz, siteye üye olmadiklarindan FORUM bölümüne giremiyorlar. Hatta sitenin sadece ziyaretci defterinden ibaret oldugunu düsünenlerde var.

Sevgili dostlar, gida degerindeki bilgiler (saglik, kültürel, sosyal,din ve ahlak,tarih,bilim teknik, kisisel ve yöresel fotograflar vs.) FORUM da mevcuttur. Bu paylasimlardan faydalanmak ve katki sunmak icin siteye üye olmaniz gerekir. Kulanici adiniz, sifreniz ve meyil adresinizi yazdiktan kisa bir süre sonra üyeliginiz site yönetimi tarafindan onaylanmis olacaktir.

Birde cevre köylerden siteyi okuyan dostlarimiz var. Siz degerli dostlarimiz, gönül rahatligiyla siteye duygularinizi düsüncelerinizi ve dostlariniza selamlarinizi yaza bilirsiniz. Bir cok defa belirtigimiz gibi, bu site karapinarlilarin ve karapinarlilarin dostu olan herkesindir.

Herkese islerinden basarilar ve güzel yarinlar diliyoruz.
Yukarı          
 
Gönderen:
Yusuf KARAKURT

Yer:
Muğla

Tarih:
28 Mayıs 2008, Çarşamba
09:02

Alıntı Yap: Yusuf KARAKURT

Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
Abdullah KARAKURT ve 27 Mayıs İhtilali
Sevgili babamı rahmetle yad ediyorum.
Selam ve sevgilerimle.     
Muhsin KARAKURT


Hayattayken kendisiyle hiç teşrifi mesaim olmadı ama Babam bizlere zaman zaman anlatırdı, cesaretinden iş bitiriciliğinden özellikle devlet dairelerinde ,mahkemelerde bir işi olup bunu beceremeyenler direkt rahmetliye muracat ederlermiş her ortamda itibar sahibi ender bir kişilik Karapınardaki okulun yapımına kendisi sebep olmuş direkt ilgilenmiş yaptırmıştır.
çevre köylerdeki garip gülebanın adeta dili, yüreği olan sıradışı bir kişilik,
kendisini rahmetle anıyoruz mekanı cennet olsun.
Yukarı          
 
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT

Yer:
Ankara

Tarih:
27 Mayıs 2008, Salı
16:56

Alıntı Yap: MUHSİN KARAKURT

Abdullah KARAKURT ve 27 Mayıs İhtilali

Rusların Akdeniz’e ulaşmak için oluşturdukları askeri üs. Sarıkamış. Sarıçamdan oluşmuş ormanın içinde şehrin doğusunda ve batısında yer alan askeri kışlalar, ortada sivil yerleşim. İlçe bu özelliğini Cumhuriyet döneminde de sürdürmüştür. İlk yıllarda kolordu, sonraki yıllarda biraz küçülerek tümen ve şimdilerde daha da küçülerek tugay şeklinde burada konuşlanmıştır.

Kolordu olur da mahallesi olmaz mı? Batı kışlalarının karşısına düşen boş mekan, zaman içersinde sivil yerleşim yeri olmuş ve evlerin çoğalması ile de Kolordu Mahallesi adını almıştır. Bu mahalle, yaklaşık kırk yıl önce orman köyü gibi orman mahallesi idi. Her evin sağında veya solunda asırlık çamlar yer alırdı. Bu evlerden birinde Abdullah Karakurt ikamet etmektedir.

Tarihler 1960 yılının Mayıs ayını göstermektedir. Abdullah Karakurt, o tarihlerde 35 yaşlarındadır. Aile öteden beri ittihat terakki çizgisine bağlı siyaseti benimsemiş ve bu kapsamda, o yıllarda bu fikri savunan Cumhuriyet Halk Partisinde siyaset yapmıştır. Ailede ilk kez bu çizgi Abdullah Karakurt ile terk edilmiştir. Abdullah Karakurt kendi inancı doğrultusunda Demokrat Parti’de siyaset yapmaya başlamış ve nihayetinde bu partinin Sarıkamış İlçe Başkanı olmuştur.

Türkiye’de 27 Mayıs günü ordu yönetime el koymuştur. Aynı şekilde Sarıkamış’ta da örfi idare uygulanmaktadır. Her yerde Demokrat Parti yöneticileri tutuklanmaktadır. O gün Tümen Komutanlığı’nda gönderilen bir yüzbaşı komutasındaki müfreze, Abdullah Karakurt’u tutuklayarak, 28. Piyade Alayına götürürler. 28. Piyade Komutanının bulunduğu binada gözetim altına alırlar. Aynı zamanda diğer iki parti yöneticisi de tutuklanmıştır.

Abdullah Karakurt’un tutuklanması üzerine, Kolordudaki evine tecrit uygulanmıştır. İnsanlar korkudan hane halkı ile irtibatlarını kesmişlerdir. İlk günler evin ekmek ihtiyacı dahi karşılanmamıştır. Daha sonra yavaş yavaş uygulama yumuşatılmıştır. Sonraki haftalarda, bazı aile fertlerinin Abdullah Karakurt ile görüşmesine müsaade edilmiştir.

Abdullah Karakurt yaklaşık dört ay burada tutuklu kalmıştır. Daha sonra serbest bırakılmıştır. İyi bir Adnan Menderes hayranı olup, evinde uzun bir süre resmini bulundurmuştur. Sonraki yıllarda Adalet Partisi’nde siyasete devam etmiştir.
Bugün 27 Mayıs ihtilalı basın ve yayın organlarında yer aldığından, aileyi ilgilendiren bu konunun sizlerinde bilmesini istedim. Sevgili babamı rahmetle yad ediyorum.

Selam ve sevgilerimle.     
Muhsin KARAKURT
Yukarı          
 
Gönderen:
AYHAN DÖŞKAYA

Yer:
Diğer

Tarih:
27 Mayıs 2008, Salı
16:04

Alıntı Yap: AYHAN DÖŞKAYA

SEVGİLİ SELÇUK BEY KARDEŞİM
SENİN BU YAZINI GÖRMEDEN ÖNCE BEN BİZİM KÖYÜN SİTESİNE ŞÖYLE BİR YAZI YAZMIŞTIM
1-KÖYDE EN TEMİZ EV KİMİNDİ
2-EN GÜZEL LAVAŞ EKMEGİ KİM YAPARDI
BEN SİZİN KÖYÜ BİLDİĞİMDEN DOLAYI TANDIR VE LAVAŞGÜZEL OLURDU AMA KARAKURTTA TANDIR OLMADIĞINDAN LAVAŞ KİMSE PEK BİLMEZDİ BEN SİZİN KÖYE ARADA BİRDE OLSA GELİRDİM VE ÇOK LAVAŞ YEMİŞİMDİR MESALEAYAŞAR KARAKURT BEYIN ANNESİ GÜZEL LAVAŞ YAPTIGINDAN EMİNDİM ÇÜNKÜ RAHMETLİ OSMAN ABİ NİN YEMEĞİNİ ÇOK YEMİŞİZDİR BURADANDA RAHMETLE ANALIM

TÜM KÖYLÜLERE SAYGI VE SEVGİLERİMLE


AYHAN DÖŞKAYA
   
Yukarı Mail: ayhandoskaya@hotmail com         
 
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
27 Mayıs 2008, Salı
10:17

Alıntı Yap: SELCUK KARAKURT ALMANYA

Mesaj Sahibi: MUHITTIN KARAKURT
KIMLER BIZI TERK ETTI

Kimler terk etmedi ki? Başta birlikte oynadığımız arkadaşlar birer ikişer terk ettiler. Birlikte harman yerinde oyun oynadığımız yaşıtlarımız , akrabalarımız ve kardeşlerimiz. Ben on yaşındayken Halil Beyin mezarının etrefında yalnız on veya on beş mezar vardı , şimdi ise yüzlerce var. Hatta son keresinde köye gittiğimde bir kaç kışı tanımıştım. Mezarlığa gittiğimde tanıdıklarımın hepsi oradaday dı. Öyle ise bir gerçek var biz de bir gün orada olacağız. Evet onlar hayat denen geçici köprüden alel acele geçip gittiler. Ama onlardan hatırladığım kadarı ile vede tecrübelerime göre onlar daha köklerine bağlı daha çalışkanlardı. Kimi okul bile görmemişti fakat bizden daha bilge kişilerdi. Yaşama daha bağlı ve karınca gibi çalışkanlardı. Daha sonra moda değişti ve köden kente göç başladı her nekadar buna cannını kurtarma dendi isede yolun sonu hiç de öyle değildi. Sonra dört bir yana dağılıp cılız seslerle olduğumuz kent köşelerinde eski pilli radyolar gibi paraziti andıran seslerle olduğumuz yerin sinyallerini verip duruyoruz.

Tabiat bizi terk etti. Sebebi onun kıymetini bilmememiz. Doğaya kötü davrandık onu yok ettik. Barınmasına müsade etmedik ve o da bizi terk edecek. Önce turnadan başladık, ormanlardan ve çalılardan ama herşeyi yok ettik. Yavaş yavaş yağmurlar kesildi ve kuraklık geldi. Daha sonra her yer çöl haline gelecek. Çünkü biz kıymetini bilmedik. Yavaş yavaş öldürüyoruz ve öldürülüyoruz çünkü doğa taşıyamaz hale geldi. Yer yüzündeki en büyük felaket dengesizliktir. En ölümcül fırtına dengesiz olanıdır. Şimdi dengesizliklerin ortasındayız ve ölümü bekliyoruz. Köyü bırakıp kentin beton yığınlarında hormonlu yaşamın tatsızlığını yaşıyoruz. Kuru ,tatsız ve susuz yazlara hazırlanıyoruz ...

Köyde edindiğimiz, saf , temiz ve idealist hisler bizi terk etti. Eski köye yeni adetler getirdik. Köy ekmeği bizi terk etti. Yerine şehir ekmeği geldi. Ayran bizi terk etti yerine Coca-Cola , pepsi ve fanta geldi. Köylünün sofrasında bu üçlüden biri yoksa vay haline misafir onu rezil eder. Kapitalizm in en koyusunu ve vahşisini aldık ve komşuluğu akrabalığı bitirdik. Hatta yakında köyde parası olmadığı için cenaze defin işlerini de kimse yapmayacak. Birlikte ağlayıp ve gülmeyi bıraktık . Xalo nun kahkalar atarak iğde dibinde yaptığı konuşmalar bizi terk etti yerine euro ve doların kurları konuşulmaya başladı. Köy odasında artık köylü Bernake nin bir sonraki FED toplantısında uygulayacağı faiz oranları ve federal rezervlerin nasıl olacağını tartışmaya başladı.

Büyüklük ve küçüklük saygı ve sevgi bizi terk etti. Onun yerine yağcılık ve dalkavukluk geldi. Artık doğruyu söyleyenin yeri yok. Durumu iyi idare edenler makbul. Köyde minibüs un önüne oturmak şeref sayılıyor. Oturduğun koltuk kadar şerefli sayılıyorsun. Koyun sürün kadar şereflisin daha fazlası yok ! Temiz ahlak ve dürüstlük artık meziyet sayılmıyor. Riyakarlık pirim yapıyor alçak gönüllük değil. Sonuçta köyü her terk eden büyük yerinde bir boşluk bırakmıştır. Derin boşlukların içinde yeni tohumlar yeşermekte. Yanabcı ve bizim kültürümüze uymaz ayrık otları. Ben her gidiş ve gelişimde her şeyi tartmışımdır. Anladığım tek şey var ! Yeni nesil kent kültüründen fena halde etkilenmiş. Özlemini çektiğimiz o eski ağalar beyler devri yalnız ve yalnız eski bir anı. O aslanların gezdiği yerlerde şimdi çaklallar kemik peşinde.

Okulda eğitim ve öğretim bizi terk etti. Artık çocukların birşeyler öğrenip öğrenmediğini kontol etmeye gelen Hacı Rıza yok ! Artık bir kaç soru sorup yahu hoca bu çocuklar daha okuma yazma bilmiyorlar ne olacak bunların halı? Soru sorduktan sonra eğer doğru cevap alamazsa zoppo sen niye okula geliyorsun ? Neden bir şey öğrenmiyorsun diye üzülen yok.. Acba okulda çocuklara ne gıda yardımı yapılıyor diye damalayanlar var... Camide cemaat yok. Din yerine kaf dağının arkasındaki bilmem ne canavarı anlatılıyor. Allah’ın emirleri yerine masallar anlatan hocalar var. Çünkü koltuğunda Kur’anı ile yanlış veya savsata anlatıldımı hutbede bile olsa imami kızartan Hacı Rıza sol baş köşesindeki yerinde yok ... Evet çok değişmiş...çook hem de pek çok....

Hayallerimiz bizi terk etti. Onların yerini kentli hayaller aldı. Hepsi para ve çıkar kokuyor. Hepsi lüks otolar ve hava atmak üzerine kurulu. Dediğim gibi iltifat bizi terk etti yerine yağcılık ve dalkavukluk geldi..Hak bizi terk etti onun yerine güç yerleşti. Sakın ve sakın köye gittiğinizde nostaljik olarak hatırınızda kadığı gibi bulacaksınız bunları unutun ! Hayallerle yaşamayın bir gerçek varki , zamanla değişen yaşam birçok şeyi silip götürdü ...Bırakın heşey anılarınızda olduğu gibi yaşasın çünkü o güzellikler artık bizi terk etti.

Yanlış anlamayın bu sözlerim kendimedir herhangi bir şahıs ve topluluk için değildir...

Hepinize saygılar ve sevgiler

MUHİTTİN KARAKURT


Yanlis anlasilacak bir durum yok. Muhittin abim bunlar hepimizin ortak duygulari. Kalemine kuvet, yüregine saglik diliyorum.
Yukarı          
 
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA

Yer:
Diğer

Tarih:
27 Mayıs 2008, Salı
10:05

Alıntı Yap: SELCUK KARAKURT ALMANYA

Mesaj Sahibi: MUHSİN KARAKURT
TANDIR VE LAVAŞ EKMEĞİ

Bir zamanların tarım işletmesi sayılacak yapı topluluğunda, estetik, kullanışlı, iki kısımdan oluşmuş havadar bir mekân vardı. İlk girilen ve daha büyük olan bölüm aşhane (mutfak), diğer bölüm ise tandır ocağı olarak isimlendirilirdi. Tandır ocağı bölümü yaklaşık üç metre, aşhane bölümü ise ondan biraz daha yüksek taş duvarlara sahipti. Her ikisinin üstü de, biraz ters huniye biraz cami kubbesine benzer bir dam ile kaplıydı. Her iki damın tepesinde, yarım metre ebadında kare şeklinde açık bir baca vardı. Aşhane ve tandır ocağının damı, sekizgen şeklinde düzgün olarak kesilmiş yaklaşık 25 cm çapında cam ağaçlarının üst üste konulması şeklinde yapılmıştı. Özel olarak yapılmış bu ağaçlar, duvarların bitim noktasında üç metre boyunda iken, en tepede yani bacaya yakın kısımlarda bir metreye kadar kısalırdılar. Bu ağaçların uçlarının birleştikleri yerler, kırlangıçlar tarafından yuva yapılmıştı. Bu kuşların harika aerodinamikleri sayesinde, bacadan giriş ve çıkışları ve aşhane mekânında uçuşları, insanı hayrete düşürecek düzeydeydi. Damın üstü su geçirmez kalın toprak ile kaplıydı.
Aşhanede, kap kaçağın konulduğu büyükçe bir terek (raf) vardı. Yine bu mekânın vazgeçilmezlerden biri süt çekme makinesi ve diğeri daima asılı duran yayıktı. Bir köşede ekmek teknesi ve biraz ötesinde yoğurt sitili, diğer köşede ekmek tahtası ve su kovaları (külekler)yer alırdı.
Tandır ocağında ise, tabii ki tandırın kendisi ve şöminenin en iptidai şekline benzeyen ve duvarın içinde yer alan bir ocak bulunurdu. Duvarlarda ise, muhtelif elekler, rapatalar, peşkirler, idare lambaları ve benzeri alet ve edevatlar asılı olurdu.
Tandır damında, bu mekâna adını vermiş olan, pişmiş topraktan yapılmış ve büyükçe bir küpe benzeyen tandır yer alırdı. Ancak tandırın ağzı, küpün ağzına oranla daha geniş ve orta kısmı ise küp kadar geniş olmayıp aşağıya doğru genişleyen bir seyir izlerdi. Ebatları farklı olmakla birlikte, ağız genişliği 60 cm ve daha fazla, derinliği ise bir metre ve daha fazla olabilirdi. Tandır, toprağa dik olarak gömülürdü. Tandırın alt tarafından toprak yüzeyine doğru çıkan küçücük bir havalandırma deliği olurdu. Buna künk (Qülfık ) denilirdi. Tandırın oksijen alması gerektiğinde ağzı açık, diğer zamanlarda ise kocaman bir bez parçası ile kapatılırdı. Burada yaşayan bazı kurtçuklar şifa niyetine insanlara, özellikle çocuklara yedirilirdi. Tandır çok fonksiyonlu bir yapıya sahip olup, ocak olur yemek pişirirdi, fırın olur ekmek pişirirdi ve soba olur insan ısıtırdı.
Eskilerde, tandır her gün yanardı. Tandır kadın (esgetek) işi idi. Sabah erkenden, önceki günden kalmış kül tandırdan çıkarılırdı. Usta bir el yeterli tezeği tandırın tabanına uygun bir şekilde yerleştirir ve ateşi verirdi. Kısa zaman sonra her taraf, yerden bir metre yüksekliğe kadar duman olur ve göz gözü görmezdi. Duman tepede sürekli açık iki bacadan hiç durmaksızın çıkardı. Bu dumandan dolayı aşhane ve tandırın damında yer alan ağaçlar ve duvarların üst kısmı simsiyahtı. Dumanın yoğun olduğu bu zaman zarfında kırlangıç kuşları ve yavruları nasıl davranırlardı halen bilmiyorum. Yanan tezek köze dönüştüğünde dumanda kalmazdı. Zaten rahmetli Keleş Dayı da bu saatlerde teşrif ederdi. Tandırın ilk saatlerinde yemek pişirilir, su kaynatılır ve peynir yapılırdı.
Tandır hazırlanmadan önce, hamur teknesinde (teşt) hamur yapılır ve mayalanmaya bırakılırdı. Eski yıllarda öd kesesinin içine su konularak maya oluşturulurdu, ancak hazır mayanın yaygınlaşması ile bu yöntem terk edilmiştir. Hamuru her bayan yapamazdı, bu nedenle Hatice (Xece-Sait eşi) Hanım gibi bileği güçlü hanımlar bu işi yaparlardı. Hatice Hanımı yâd etmişken, bir garip huyundan bahsedeyim. Hamile olduğu yıllarda, tandır damında ki duvarlarda yer alan kurumuş toprak harcı, her gün koparır ve yerdi. Bunu yaparken ara sıra küçük taşları da (hıbar) sökerdi. Nenem bu anlarda,
-     Xece yeter yedin, tandır damını başımıza yıkacaksın.
diye takılırdı.
Pişirme aşaması geldiğinde, tandırın üzerindeki kaplar alınır, ateş kontrol edilir ve gerekirse eğiş (hestiv) denilen ucu eğik demir çubukla tezeğin közü yeniden düzenlenirdi. Daha sonra tandırın kızgın yüzeyi uygun bir bezle silinirdi. Hamurun işleneceği yere peşkir sarılır, hamur teknesi ve tahta uygun şekilde aynı bölgeye konulurdu. Genellikle iki bayan her şeyi yaparlardı. Önce teknedeki hamurun, lavaş ekmeği elde edilecek şekilde küçük parçalara ayrılması yapılırdı. Daha sonra bu hamur parçaları merdane ile inceltilirdi. Pişirici hanım, inceltilmiş hamuru havada eliyle döndürerek, iyice inceltir ve uzun rapatanın üzerine yayardı. Küçük bir kapta bulunan suya elini hafif değirdirerek elini ıslatır, ıslak elini rapatanın üstünde açılmış hamurun değdirir ve rapatayı tandırın içine ehil şekilde uzatır ve rapatanın üstünde yer alan ince hamuru tandırın yüzeyine dikey olarak yapıştırırdı.
Tandırda lavaşın pişirilmesi beceri ve dayanıklılık isteyen bir işti. Her bayan bu ağır ve çok sıcak olan işi yapamazdı, yapsa dahi hakkıyla yapamazdı. Bazen tandır yüzeyine yapıştırılan hamur, tandır yüzeyini tutmaz, tandırın içindeki közün üzerine küt olarak düşerdi. Böyle zamanlarda, Qolo (kangal köpek) bugün şanslı, diye espri yapılır ve düşen küt bu haliyle pişirilir ve köpeğe verilirdi. Normal pişen lavaşlar, önceden serilmiş peşkirin üzerin atılır ve burada havalanmaları sağlanırdı. Buna bağlı olarak, her tarafa taze ekmek kokusu yayılırdı.
Bayanlar taze lavaşı acele ile bir sahana doğrar, üzerine taze tereyağını koyar, oluşturdukları bu yağlı ekmeği (hevrinç) afiyetle yerlerdi. Halen bu yağlı ekmeğin damaklarında bırakmış olduğu tadı, ömürlerinin sonuna gelmiş olmalarına rağmen, çoğu büyüğümüz unutamamıştır. Yine lavaşın bu sıcak halinde, lor, taze soğan ve acı terenin içine konarak yapılan dürümün lezzeti bir başkaydı.
Tandırın son aşamasında ısı geçen süreye bağlı olarak azalmış olurdu. İşte bu etaba gelindiğinde, lavaş pişirilmesinden vazgeçilir, bunun yerine gagale denilen yuvarlak ve lavaşa göre daha kalın olan ekmek çeşidi pişirilirdi. Bunun pişme süresi daha uzun olup, pek tercih edilmezdi.
Soğumuş lavaşlar, boşalmış ve temizlenmiş ekmek teknesine üst üste konarak yerleştirilirdi. Daha sonra üzerine beyaz Amerikan bezi serilir ve yerine götürülürdü.
Yağmurlu günlerde havalar çok soğurdu. Hele bir de yağmura yakalanmış iseniz, vay halinize. Bu zamanlarda tandır imdadınıza yetişirdi. Tandır öğleden sonra ısısını kaybetmiş, ılıman bir hal almıştır. Böyle zamanlarda aile fertleri ayaklarını tandırın içine sarkıtır, hem ısınır hem de güzel muhabbetler yaparlardı.
En sevilen süt kaymağı, tandırın son evresinde, kaynamak üzere tandıra konulmuş süt dolu küçük kazanın (sitilin) yüzeyinde oluşan ve tandırın ısısı ile fırında sütlaç rengini alan kaymaktır. Bunun oluşması iki saate yakın bir zamanda olurdu. Bu süre zarfında süt için için kaynardı. Yeterince kaynadığı anlaşılan süt, yoğurt mayalamak üzere tandırdan çıkarılırdı. Çıkarılan sitilin içindeki sütün kaymağı kek gibi kızarmıştır. Kızarmış süt kaymağı, blok halinde yenilmek üzere evin en torpilli kişisine verilirdi.

Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT


Bu guzelim lavaslari, zorlu ve zahmetli cabalarla bizlere hazirliyan nenelerimiz annelerimize vefat edenlere Allah tan rahmet aranizda olanlara saglik sihat dilerim.

Ayrica bizleri degerlerimizle tekrar tekrar yuzlestiren ve bize o güzelim anilarimizi hatirlatan Muhsin abiminde gecmislerine rahmet olsun.
Yukarı          
 
Gönderen:
METEHAN KARAKURT

Yer:
Erzurum

Tarih:
26 Mayıs 2008, Pazartesi
14:54

Alıntı Yap: METEHAN KARAKURT

      HAYATIMIN MERKEZİNDEKİ İNSAN...!!
(ATİLLA AMCAM)

   Herkesin hayatının merkezinde bir insan vardır bu bir akraba ,arkadas ,tarihten bir kahraman...vs.benim hayatımın merkezindede Atilla amcam var... evet daha cok gencim hayat boyu yeni tanıdıgım fikir akımları kisi veya kisiler olacak ama hic sanmamki amcam kadar beni derinden sarsacak onun tahtını elinden alacak birisi olsun zaman zaman aramızda kuşak catısması olsada yinede O benim benim her daim hayatımın merkezinde olacak... herkesin vardır böyle örnek aldıgı sahsiyetler ömrünün son demine kadar onun etkisinden kurtulamaz bunun tarihte cok örnegi var caglar atlamamıza ragmen hala bir yunus    emre,mevlana ,karacaoglan bizi etkisi altında bırakıyor ...
simdi sizler düsünüyorsunuz neden amcamın bu kadar beni etkiledigi ??
gerek olaylar karsısında ciddi durusu ,kararlılıgı ,cabuk cabukyılmayısı kısacası tuttugunu koparan.. evet bunu gerek gözlemlerimde gerek birlikte yaptıgımız herseyde bunu sezdim sadece bumu ??
hayır oturusu,kalkısı,durusu hatta gülümsemesinde bile bir incelik bir ayrıcalık göruyorum ...gerek edebi kisiligi (ogüzelim siirlerine deginmeden yapamayacagım)
gerekte siyasi,sosyal har alanda etkisindeyim yazdıgım su yazılarda bile amcamın nüktelerini kullanıyorum,onun gibi yazmaya cizmeye onun gibi düsünmeye calisıyorum bunu güngectikce bilgi daracıgım genisledikce ,hatta saatler gectikce daha iyi anlıyorum ...
ve onun düsüncelerini ,sözcüklerle hayatı yeniden canlandırdıgı siirlerini gelecek kusaklara tasımak için bir aracı olmak bana seref olacaktır ...ne mutlu bana ki yegenin olmus seni tanımıs ve senin izinden yürüyorum ....

(peki sizin haytınızın merkezinde kimse yok mu ?hadi degerli amcalarım abilerim ,kardeslerim sizde yazın bizde sizin kahramanlarınızı tanıyalım )
   Metehan karakurt
    Erzurum
Yukarı Mail: karakurt_metehan@hotmail.com         
 
Gönderen:
BURHAN ERGUL

Yer:
İzmir

Tarih:
26 Mayıs 2008, Pazartesi
12:40

Alıntı Yap: BURHAN ERGUL

TUM SİTE SAKİNLERİNE VE KARAPINARLILARA SELAMLAR NASILSINIZ       BİRNEBZEDE OLSA BUSİTEYE GİRDİĞİMDE NEFES ALDIĞIMI HİSEDİYORM İYİKİ VARSINIZ ERZURUMDA GÜRBÜZ KARAKURT KARDEŞM TL VERİRSEN SEVİNİRİM "2324363295 5382386629
Yukarı Mail: burhanergul@mayıl         
 
Gönderen:
Yusuf KARAKURT

Yer:
Muğla

Tarih:
26 Mayıs 2008, Pazartesi
12:08

Alıntı Yap: Yusuf KARAKURT

Mesaj Sahibi: BELGİN KARAKURT ACAR
       
   YUSUF ABİ SENİN ANLATTIĞIN ELEKTRİK MACERALARINI BEN DE BİLİYORUM AMA HANGİNİZ ANLATTIDA AKLIMA BU KADAR YERLEŞTİ ONU BİLMİYORUM.
     YAŞANILANLARIN BÖYLE GÜZEL KALEMLERİN SÜZGEÇİNDEN GEÇEREK BİZE ULAŞMASI NE GÜZEL.....


Merhaba Belgin ,
Elektrik maceralarımızı Engin yada Hulusi anlatmıştır çünkü ben daha önce bu konulardan hiç bahsetmemiştim,
kızları öpüyor Eniştemize selamlar
Yukarı          
 

Toplam Kayıt Sayısı: 2853 Toplam Sayfa Sayısı: 286
[««] [«] 1. 2. 3. . . . 55. 56. 57. 58. 59. . . . 284. 285. 286. [»] [»»] 
© Karakurt
MyDesign Ziyaretçi Defteri v1.7

bolsos michael kors nike huarache baratas montblanc boligrafos nike outlet polos ralph lauren baratos oakley baratas michael kors bolsos new balance 574 new balance baratas boligrafos montblanc nike air force baratas polo ralph lauren baratos nike air force 1 nike huarache

cialis ohne rezept viagra generika cialis generika viagra online kaufen kamagra shop levitra generika levitra 20mg viagra kaufen levitra preis kamagra gel kamagra bestellen viagra bestellen levitra generika viagra generika cialis generika kamagra kaufen viagra bestellen levitra ohne rezept levitra 20 mg lovegra kaufen

moncler jakke oakley norge woolrich jacka canada goose tilbud ray ban norge mbt skor nike helsinki nike shox australia michael kors laukut ray ban briller canada goose jacka ray ban solbriller canada goose rea canada goose outlet ray ban aurinkolasit

nike blazer damskie nike blazer sklep moncler kurtka oakley praha ray ban praha abercrombie mikina polo ralph lauren praha hollister praha hollister mikina abercrombie praha michael kors kabelky hollister sk air jordan tenisky nike free 5.0 bayan nike free run bayan