| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
İBRAHIM KARAKURT
Yer:
Bursa
Tarih:
08 Mart 2008, Cumartesi 12:04
|
YAHYA BEN İBRAHİM .NASILSIN İYİMİSİN .YILDIRIMDAN HİÇ HABER ALAMIYORUZ..BİZİ SORANLARA SELAM.BURDAKİLER AİLE FOTOĞRAFLARINI MERAK EDİYORLAR.NASIL GİRİLİYOR BİLMİYORUZ.AHMET ABİ ÜZÜLME BU SENE ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ...AYTEN NENEYE SELAM ,ELLERİNDEN ÖPÜYORUM.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ibrahım KARAKURT
Yer:
Bursa
Tarih:
08 Mart 2008, Cumartesi 11:48
|
GÜRBÜZ ABİ HAYIRLI OLSUN ALLAH ANALI BABALI BÜYÜTSÜN.ALLAH GÜZEL ÖMÜRLER NASİP ETSİN.BEN BURSA /İNEGÖLDEN İBRAHİM.EN GÜZEL GÜNLER SİZİNLE OLSUN.YEĞENİMİZE KUCAK DOLU SEVGİLER GÖNDERİYORUM.SELAM....
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHSİN KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
08 Mart 2008, Cumartesi 10:46
|

XALO VE İĞDE AĞACI
Bilmem, köyün o muhteşem dayısını ve onunla aynılaşmış o iğde ağacını hatırlıyor musunuz? Xalo ile o ağacın gölgesinde yaşanmış güzel anlar için, bilmem duygulanıyor musunuz?
…
Muhtemelen 1907 yılı civarında yapılmış olan köy evinin önüne, bir de güzel bahçe yapılmış. Bahçe olurda ağaç olmaz mı? Tabi ki olmaz. Evin sahipleri, köyün iklimine uygun bir ağaç bulup ekmişler bahçelerine. Bu suretle, hane halkı ilerde diktikleri ağaçların kendisinden, kokusundan, gölgesinden faydalanmayı ummuşlar.
Yıllar geçmiş, ağaçlar büyümüş, bahçe güzelleşmiştir. Ne var ki, köyün olduğu bölgede hiç düşünülmeyen gelişmeler olmuş ve bu gelişmelere bağlı olarak, köy evini ve de evin önündeki bahçeyi yapanlar, gözleri, yaptıkları güzelliklerde kalmış bir halde, diyarı terk edip gitmişler.
Köy şartlarına göre yapılmış işlevsel bir ev ve önünde ağaçlarla donatılmış hoş bir bahçe. Kim sahip olmak istemez ki, sahipsiz bu mekâna. Nitekim birileri, bir güz günü, her riski göze alarak, çoluk çocuğu ile gidip bu sahipsiz mekâna yerleşmiş. Artık her kes, bu evi, yeni sahibine istinaden, babanın evi (mala bavo) diye isimlendiriyormuş.
Günler ilerlemiş, önce kış sonra bahar geçmiştir. Derken bir gün, bahçede bulunan çalı şeklindeki dikenli ağaçlar, sarı küçük çiçekler açıp, bahçeyi sarıya boyamışlar. Çıkardıkları mis gibi kokuları da, etrafa yaymışlar.
Hanenin ve bahçenin yeni maliki, olanlardan tabii ki çok mutlu olmuş ve yıllarca, bu güzel görüntü içinde, mis kokuları içine çekerek, hayatın tadını çıkarmış. Kendisi gibi çocukları da bu güzellik içinde büyümüşler. Her adem oğlu gibi mekan sahibi de yaşlanmış ve bir gün, Allah’ın rahmetine kavuşup, evi de bu güzel bahçeyi de çocuklarına bırakarak, bu alemden göçüp gitmiştir. Ancak, çocuklarının bir kaçı köyde kendilerine yeni mekan edindikleri ve bir kaçı da çeşitli nedenlerle köyü terk ettikleri için, ev ve güzel bahçesi kala kala en küçük oğluna kalmıştır.
Ne var ki, evin son sahibi, kendisine kalan bu evi ve bahçesini hiçbir zaman sevmemiş, kendisini hep, eve göz kulak olan bir emanetçi gibi görmüş ve bu hususu günlük konuşmalarına daima yansıtmıştır. Oysa asıl sahipleri, çok sevdikleri bu evi ve bahçesini, içleri parçalanmasına rağmen zorunlu olarak terk etmişlerdi.
…
Bahçe, bir zamanlar ağaçları kadar içinde yetiştirilen bostan bitkileri ile de çok meşhurmuş. Kuzey-doğu köşesine yapılmış olan yüksek kamelyada kimlere ziyafet verilmemiş ki. Zamanında dört yanında bakımlı-güzel bir duvarı varmış, ancak duyarsızlık ve zaman, duvarlarını yıkmış, hele hele Geyikli Boğazı’ndan gelen suyun kesilmesi ile de adeta ölüme terk edilmiştir.
Bahçenin doğusundan, yol geçer. Bu nedenle, bu taraftaki duvara ve ağaçlara, köy sakinleri daha çok rağbet etmişlerdir. Özellikle yan yana duran iki ağacın, eğri olanı değil de dik olanın gölgesinde, mevsimler boyu muhabbet ederek, ömürlerine ömür katmışlar. Burası bazıları için, adeta yaşamda var olan doğal komedinin, gerçek bir tiyatro sahnesi olmuştur.
…
O ağacın altı, üç kişinin buluşma, stres atma, istişare yapma, neşelerine neşe katma alanıydı. Bu mekânın başkahramanı ve değişmez elemanı hiç kuşkusuz Halis Amca’ydı. O mekânı, önce doyumsuz sonra ise ölümsüz hale, tabii ki, Halis Amca tek başına getirmedi. Bildiğimiz iki güçlü aktör daha vardı; Muhlis Abi ile Fevzi Amca. Muhlis Abi, bu muhabbete kimi zaman hemen yolun üst tarafında bulunan kocaman taşın üstünden, kimi zaman bahçe duvarına gidip oturarak nüktelerini sıralardı. Muzip yapısı ve cinliği ile muhabbete ayrı bir tat katan Fevzi Amca, ağacın altını uzaktan izler, eğer ağacın altına birileri gelmiş ise hemen oraya damlardı.
Birde, bu üçlünün uydusu gibi, onları belli mesafeden izleyen Turan Abi vardı. Turan Abi’nin hayat anlayışı ve hobileri farklı olduğundan, bu üçlünün muhabbetine ara sıra katılırdı. Onun rolü farklı idi, ağacın altına toplananları uzaktan izler, bu davranışıyla, üçlüye sohbet konusu çıkarırdı.
İğde ağacının altındaki sahnenin, daimi kadrosundan başka, gününe göre değişen katılımcıları da vardı. Köyün altından üstünden her kes, yaş ayrımı olmaksızın buraya gelir, muhabbete katılır veya dinlerdi. Bazı zamanlarda, üçlünün arası bozulur, katılım farklı şekil alırdı. Ama uzaktan da olsa konuşmasalar da birbirlerini amansız bir şekilde izlerdiler.
Bu üçlünün buradaki sohbetleri, gelen gidene laf atmaları öyle müthiş bir atmosfer oluştururdu ki, dinleyenleri mest edip neşeye boğar, mıknatıs gibi kendine çekerdi. Bu büyüye kapılan, bu tatlı illetten zor kurtulurdu. İnsanlar, bu alanda bulunan taşların üstünde, o kadar çok zaman geçirirlerdi ki, taşlar oturmaktan zımparalanmış gibi düzelmiş, hata bazıları küçülmüştür.
Laf atma ve dalga geçmede sınır yoktu. Küçük-büyük, erkek-bayan gibi kavramlar, bu üçlü için önemsiz teferruattır. Bu nedenle, gelip geçenlere adabı ile her türlü espri yapılır, laf sokuşturuldu. Bu bir açık hava şovuydu. Her şovun amacı seyirciyi kendisinden geçirip kahkahaya boğmak olduğundan, bu şovda da, atılan şuh kahkahalar, iğde ağacının güzel kokusu gibi yayılır ve civar evlerden duyulurdu.
…
Geçen yaz köye gittiğimde, çoğunuzun bildiği o ağacın altına gittim. Bir müddet sonra farkına varmadan maziye daldım. Öyle bir an geldi ki, sanki meşhur üçlüyü ve köyden bir kaçını sağa sola oturmuş durumda, eskiden olduğu gibi koyu bir muhabbet içindeymiş gibi gördüm. Ne yazık ki hepsi mazi olmuştu. Asıl aktör Halis Amca vefat etmiş, Fevzi Amca yaşlanmış, Muhlis Abi terki diyar edip Edremit’e yerleşmiş, Turan Abi bazen köyde bazen Ankara’da hayatını sürdürmeye başlamıştı. Bu muhteşem dörtlünün aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum.
Anlayacağınız o ağaç, şimdi hüzünlü, boynunu bükmüş yalnızları oynuyor, belki de o da ölümünü bekliyordur. Artık altında yılları, muhabbeti ile demleyen ne Xalo’su var ne de diğer söz erbabı. Meğer benimde duygulandığım zamanlar oluyormuş. Hiç adetim olmadığı halde gözlerimin nemlendiğini hissetim.
Şimdi sizde gözlerinizi kapatın, toplayın hepsini, başlatın muhabbeti. Kahkahaları duyuyor musunuz?
Selam ve sevgilerimle.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Recep ERGÜL
Yer:
İstanbul
Tarih:
08 Mart 2008, Cumartesi 10:44
|

Değerli Karapınarlı Akrabalarıma!
Tarih Boyunca Haksız bir Şekilde,hep geri planda tutulmuş olan Kadınlarımız,Varlık sebebimizdir.Onlar, Anamız,Yarimiz,Bacımız ve Can Yoldaşlarımız.
Bu sitede azınlıkta olan ama çoğalmalarını dilediğim,Belgin Hanım,Polis Nermin Kardeşim,Zeliha Karakurt Kardeşim ve yazılarımızı okuyan tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor,Eşit,özgür ve Güzelliklerle Bezeli bir dünyayı hep birlikte paylaşmayı diliyorum.
Böylesi bir günde bende çocukluğumun bir anısını sizlerle paylaşmak arzusu ile yazıyorum.
Yıl 1977 yada 78 .Kara Patoslar var ama çoğunluk DÖVEN sürmekte.Herkesin işi oldukça zor.Erkekler,Kadınlar,Çocuklar ve Öküzler;hepsi tek kelime ile bir deri bir kemik ama yine de işi en zor olanlar Kadınlar.Çeşmeden su taşıyor,çocuk bakıyor,yemek hazırlıyor,harman yerine çay götürüyor,çıkan tahılları elekten geçiriyor,geç kaldığında erkekten dayak yiyiyor vs.vs.
Rahmetli Beşir Amca'nın oğlu Kıyas Abi ve Kardeşleri,Evimizin hemen yanındaki harmanlarında DÖVEN sürerken,herkesin yaptığı gibi öküzlerin ağzı bağlanmış,DÖVEN'in üstüne ise Çocuklar bindirilmiş.Komşu Çocukları,oğlu Kenan ve Bende bu çocuklardan biriyim.Zavallı Öküzlerin tek tek sayılan kaburgaları,kuyruklarında biriken ve insanın yüzüne değince yakan tozlar,bağırtılar,çağırtılar,olası bir yağmur riskine karşın korkunç bir telaş ama arada bir verilen ve korkunç keyifli çay molaları.
Kıyas abi DÖVEN'i süren kişi,eşi ise Öküzlerin ''Tuvalet İhtiyacı'' :)) için hazırlıklı bir şekilde elindeki leğenle bir yandan işini yapıyor diğer yandan,adeta tetikte :))
Derken Öküzlerden biri bomboş işkembesinden Dışkı yapınca Kıyas Abi eşine seslendi fakat leğen yetişmeyince Kafasındaki Kasketi çıkarıp tuttu ve tutmasıyla Kasketin dolması bir oldu.
Daha ilginç olanı ise,kasketini leğene boşalttıktan sonra tekrar kafasına geçirmesi oldu.
Nereden nereye!Sanki bir masalmış ve hiç yaşanmamış gibi şimdilerde gittiğinizde çok farklı bir yaşamla karşılaşıyorsunuz.
Herkese Sevgi ve Selamlarımla...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Metin karakurt almanya
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 22:55
|

Degerli karakurt ailesi hepinize sevgi ve saygilarimi sunuyorum.Bu kadar anlamli yazilar okumak baya guzel oluyor.Cenabi ALLAH tum ölmuslerimize rahmet etsin.mekanlari cennet olsun.Bu bahsettigimiz bizim akrabalarimiz hepside birer degerrimizdir.biz bu degerlere sahip cikmaliyiz söyle dusunuki kimler geldi kimler gecti ve bu degerler karapinarda yatiyor.Burada senin benim yok bunlar hepimizindir.bende sizlere Haci Mustafa amcam Sofi dedenin en buyuk oglu ile bir animi paylasmak istiyoum.Bir yaz aksamiydi mustafa amcanin evinde oturuyorduk.Binali abi ben ve rabia teyze,köyden bahsediyorduk tam o arada bana Muhittin amca bana uyku tulumu almis dedi ve uyku tulumu salona getirdi icine girdi buyuk bir zevkle uzandi bana sordu nasil oldu ona dedimki amca onun icinde cik ayni cenaze gibi oldun oda iyice uzanip fermuari iyice cekti.O gece baya keyiliydi cunku ertesi gun köye gidecekti.aradan iki ay gecti bende köye gittim tabi Mustafa amcayla devamli konusurduk Mahmut askerdeydi hep onu görmek istedgini söylerdi.Aradan bir hafta gecmeden Dadi halam bize ikindi cayi yapmisti mustafa amcayla cayimizi icitik ,ben camiye gidecem dedi ve beraber kalktik o Ahmet amcalarda abdest aldi bende yukari bizim eve gittim.Aradan on bes dakika gecmeden fevzi amcanin oglu Mustafa amcanin vefat etigini söyledi.Tabi inanamadim asagi gittigimde amcanin uzanmis olan cenazesini gördum.Mustafa amcada gercekten degerli bir kisiydi,istanbulda cogumuzu misafir etmistir gercek bir milliyetciydi kendi insanini seven bir kisiydi ,bunlar bizim gercek degerlerimizdir Cenabi Allah hepinizin ölmuslerinize rahmet etsin mekanlari cennet olsun Allaha emanet olun
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Halil Karakurt
Yer:
Nevşehir
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 22:28
|

Mesaj Sahibi: SELCUK KARAKURT ALMANYA
ÖMER (EMER) DEDENIN SECME KUZUSU
Bende abilerimizin baslatmis oldugu, Karapinarda yasadiklarimizdan bir bölümü sizinle paylasacam.
Hepinizin bildigi gibi Köyde alti ve on yas gurubu cocuklar yaz tatilini kuzu otlatmakla gecirirdiler. Bende onlardan biri olarak on yasnmda iken bize ait olan 50 yada 60 kuzu cobanligi yapiyordum. Bildiginiz gibi kücük cocuklari olmiyan akraba ve komsularin kuzularinida cogu zaman kendi kuzularimiza katip otlatmamiz lazimdi. takriben 1979 yiliidi o yaz kuzularim biraz fazla olacakti yani sorumluluk artiyor , is zorlasiyordu. Sofi dedelerle Zeki abimin hanimindan dolayi yani bir bagimiz olmustu ve o yaz onlarinda kuzularini otlatacaktim. Onlara bagli olarakta, hemen evimizin bir kat ustunde oturan Emer dedenin de onbes kuzusu var onlarda kuzularima katildi derken on yasinda bir cocuga, yuz kuzu otlatma sorumlulugu verilmisti. Ezile buzule , düse kalka , bazen ac bazen yorgun isi göturuyorduk. Derken bir kac ay gecti, harmanlar biti, koyun cobanlari haklarini topluyorlardi. O zamanlar cobanlar otlatiklari her on koyun icin bir kuzu kendine secer alirdi. iste tam o gün geldi cobanlar köyün icinde gezerken Sofi dede gilin ahirina geldiler. kural geregi ev sahibine derlerki kendine en güzel iki kuzu ayir, onun disindakilerinin icinde en güzeleri kendimize sececegiz. Ben o güne kadar bir karsilik beklemeden sofi ve emer dedenin kuzularini otlatigimi biliyordum. ki babam da bana öyle söylemisti. Sofi dede cobanlarin bu teklifine ; ben kendime secmiyecem banada Suat derdi. Suat kandine iki tane secsin dedi. ben kabul etmedim babam bana kizar dedimisede kendisi en güzel iki kuzusunu bana secti bunlar senin dir diyince o mutevazi insanin yuzune bakiyordum o yasta fazlaca bir seyler bilmedigimde pek anlam veremiyordum. Cobanlar sofi dedenin evinden Evsane dede yani Emer dedenin ahirina gectiler. cobanlar ordada dedeye kendine iki kuzu sec diyince Emer dede gözlerini bana dikti ben kacmaya basladim. Sofi dededen oldu bitiyle aldigim kuzular gibi olmasini istemiyordum.Dededen ziyade onunla o yil dost olmustum her övle ahirina girip kuzularimi cikarirken, o da kafami oksar beni sever sevgi sözleri söylerdi. Kuzusunu almak istemedigimden evimize dogru kacarken babam evin önunde idi. ne oluyor diye sorunca durumu söyledim. Babam Emer dedeye dönerek böyle bir seye gerek yok yapma böyle seyler diyince; Emer dede hic bir sey söylemeden babami gözleriyle bir suzdu o bakisi hep gözumun önunde. o kuzu almami istemiyen babam hemen bana dönerek senin dedendir sana bir kuzu hediye ediyor git al dedi. ve o yilki arkadasim, dostum dedem o bilge insan en secme kuzusunu tutu bu Selcuk undur diyip, cobanlara sizde istediginizi secin dedi. O gün yasadiklarimi Emer dede ile paylastiklarimi, olup biteni anlama yasima geldigimden bu yanan zaman zaman bir filim seridi gibi yeniden gözumun önune gelir, derin derin dalar, farkli farkli yorumlar yaparim.
isin asli köyde akrabalar arasinda en cok ondan etkilenmistim. En cok onu sevmistim. Gine tüm arkadaslarim bilir, ondan nasil etkilendigimi her zaman anlatmisimdir. Birde Emer dedenin kuran okunusu vardi, anlatilmaz komsu oldugumuzda gün boyu sesi evimizde duyulur ve bütün köye yayilirdi. Ben tek degl bizim evde yasiyan herkes onun o güzel Kuran okunusunu anlatirlar. Emer dede sana Allah tan rahmetler diliyorum. senin bana o gün verdigin kuzuyu halen sahip oldugum bir cok degerden daha degerli göruyorum. Allah sahittirki seni her zaman bir evliya hatta bir melek olarak gözumde canlandirmisimdir. Allah hepimizi senin gibi iyi insanlardan eylesin. Cenabi Allah mekanini cenet eylesin.
selam ve sevgilerimle
Selcuk Karakurt |
|
|
Amca oglu bu duygulu yaziyi okurken elbeteki Sofi dede ve Ömer dedeyi rahmetle anmk lazim. Her kesin kendilerini sevdigi, bu iki dedemize binlerce kez rahmet olsun. Mekanlari cenet olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 21:08
|
Tüm site sakinlerini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Paylaştığım yazılar için yorum yapan herkese teşekkür ediyorum.
Ben de Abimin yazılarını aynı zevkle okuyorum. Her ne kadar köy yaşamında bulunamamışsamda olayları hafızamda canlandırıp ,yaşanılanları anlamaya çalışıyorum.
Muhittin Abi yi tanımıyorum;ama yazdığı hikaye çok hoştu.
sağlıklı ve sevgi dolu günler................
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ENGİN KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 20:20
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
yıldırım
Yer:
İstanbul
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 20:00
|
bütün dostlarımı sevgiyle kucaklıyorum
hepinize selamlar.gürbüz abi kutlarım Allah analı babalı büyütsün.Selahattin yaşıyormusun?Yahya işlemimi hallettiğin için teşekkürler
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ADİL KARAKURT
Yer:
Bursa
Tarih:
07 Mart 2008, Cuma 18:31
|
SEVGİLİ GÜRBÜZ BAHA FURKAN YİĞENİMİZE HOŞ GELDİN DİYOR.SAĞLIKLI VE HUZUR DOLU BİR ÖMÜR GEÇİRMESİNİ DİLİYORUM.
|
| Yukarı |
|
| |
|
|