| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
Bülent KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 20:33
|
DEĞERLİ AKRABALARIMI İÇTEN DUYGULARIMLA SELAMLIYORUM. SİTEYİ FIRSAT BULDUKÇA ZİYARET EDİP GÜZEL YAZILARINIZI OKUYORUM.SİTEYE YENİ KATILAN GELCEYĞİN KARAKURTLARI GENÇLERİMİZİ TEK TEK ALINLARINDAN ÖPÜYORUM.ÖĞRENCİLERİMİZE BAŞARILAR DİLİYORUM.
SELÇUK ABİ VE YAYIN EKİBİ BEN DERNEYİN GÖNÜLLÜ ÜYESİ OLARACĞİMİ DAHA ÖNCE YAZMIŞTIM.
SADECE AKRABALARIMIZIN DEĞİL KÖYÜMÜZÜN YARARINA OLCAK HER ŞEY İİÇİN ELİMDEN GELENİ YAPARIM. YAPMAK ZORUNDAYIM.MADDİ VA MANEVİ YAPMAM GEREKEN NE VARSA HAR ZAMAN HAZIRIM.
SENA ABİNİN ÖNCÜLÜK YAPTIĞI HİÇ BİR ŞEYDEN ZARAR GELMEZ.
HEPİNİZ SAĞLIKLI VA MUTLU VE DOSTÇA KALMAK DİLEĞİ İLE ERZURUMDAN SELAM SAYGILAR.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 19:03
|
Bana simdiye kadar derneklesmek yolunda varim ve belirlenen aidatlarimi ödiyecegim diyenleri yaziyorum.
SELCUK KARAKURT
ÖMER KARAKURT
SEVKET KARAKURT
YAHYA KARAKURT
MUSA KARAKURT
AHMET KARAKURT
HALIL KARAKURT
COSKUN KARAKURT
ILBEY KARAKURT
KENAN KARAKURT
DOGAN KARAKURT
ILYAS KARAKURT
MURAT AYTUG KARAKURT
METIN KARAKURT (ALMANYA)
CAFER KARAKURT (ALMANYA)
IRFAN KARAKURT (PARIS)
ADIL KARAKURT
HULISI KARAKURT
MUHSIN KARAKURT
YUSUF KARAKURT (MUGLA)
MURAT KARAKURT (KOMSER)
SENA KAPU
HÜSNÜ KAPU
ÖMER KAPU
ENGIN KARAKURT
MURAT KARAKURT (ECZ)
GÜRBÜZ KARAKURT
SELAHATTIN KARAKURT
RECEP ERGÜL
ERDAL KARAKURT
MEHMET KARAKURT
IBRAHIM KARAKURT (TURGUTLU
FIRAT KARAKURT
IBRAHIM KARAKURT(BURSA)
MEHMET KARAKURT(DR.)
BÜLENT KARAKURT (ERZURUM)
BÜLENT ÖZTÜRK
Bana gelen isimler bunlar listede olmayipte aidat verebilecekler yani gönüllü olarak verecek varsa bildirsin listeye ekliyelim.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Web Yayın Ekibi
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 18:44
|

KARAPINAR KÖYÜ YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNİN TÜZÜĞÜDÜR
1.AMAÇ:BU DERNEĞİN AMACI KARAPINAR KÖYÜ HALKINDAN OLAN VEYA BU KÖYDEN BİRİYLE KAN VEYA SIHRİ HISIMLIK BAĞIYLA BAĞLI OLANLAR İLE ÇOCUKLARI ARASINDA YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMIYI SAĞLAMAKTIR.
2.DERNEĞİN YERLEŞİM YERİ İSTANBUL DUR.
3.DERNEĞİN YERLEŞİM YERİ DIŞINDA BAŞKA ŞUBESİ YOKTUR.KURULUŞTAN SONRAKİ İLK GENEL KURULDA ŞUBE AÇILIP AÇILMAYACAĞINA KARAR VERİLEBİLİR.
4.DERNEĞE FİİL EHLİYETİ BULUNAN TÜRK VE YABANCI UYRUKLU HER GERÇEK VE TÜZEL KİŞİ ÜYE OLABİLİR.
5.ÜYELİĞE KABUL YÖNETİM KURULUNUN KARARI İLE MÜMKÜNDÜR.ÜYELİK BAŞVURUSUNDA BULUNANLARIN BAŞVURUSU, SİYASİ DÜŞÜNCESİ, IRKI, DİNİ VE MİLLİYETİ GEREKÇE GÖSTERİLEREK REDDEDİLEMEZ.
6.DERNEK TEMEL AMACI;
a. KARAPINAR KÖYÜNDE VEYA BAŞKA YERDE OTURMAKTA OLUP MADDİ ŞARTLAREDENİYLE EĞİTİM İMKANI BULUNMAYAN ÇOCUKLARA İMKANLARI ÖLÇÜSÜNDE YARDIM ETMEK.
b. HASTALIK, YAŞLILIK VE ÖLÜM GİBİ ZOR DURUMLARDA KÖYDE VEYA KÖY DIŞINDA YAŞAYANLARLA DAYANIŞMA HALİNDE OLMAK VE ŞARTLAR ELVERDİĞİNCE YARDIM ETMEK,
c.KARAPINAR KÖYÜNÜN YAŞANABİLİR BİR YER OLMASI VE ÇAĞIN NİMETLERİNDEN YARARLANMASI İÇİN İMKANLARI ÖLÇÜSÜNDE ÇABA GÖSTERMEKTİR.
7.DERNEĞİN YILLIK ÜYELİK AİDATI 240 YTL OLUP HER YIL İKİ EŞİT TAKSİTLE ÖDENİR
Katkılarından dolayı Sena Kapu’ ya teşekkürler.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
adil karakurt
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 18:14
|
merhaba gürbüz hoca listeyi başlatı ben selçuk abiden,de bir liste bekliyorum.ikisinin ortasını bulur ve gerekli işlemlere başlarız.
derneği kurmak kolayda ben SENA ABİNİN değindiği konu çok daha önemli bu derneğe uye olacakların yılda 200 ytl vereceklerinin okeyi ni almak daha önemli sonuç ta azda olsa bu miktar derneği ayakta tutar.
şimdi bunuda ben sorayım yıllık aidatı ödeyecekleri belirleyelim sonrada dernek için başvurulsun.
bu miktarı ödeyecekler birer mesaj atarsa ona göre yola devam edilir.
herkese selamlar
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 18:06
|

Ne yapardiniz?.
Kararı siz verin. Komik bir cumle beklemeyin, cünkü yok.
Yine de okuyun. Sorum şu: Ayni kararı/kararları siz verir miydiniz?
Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel egitim veren bir okul için
bağış toplama yemeginde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafindan asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış
ögretmenleri kutladıktan sonra şoyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler
tarafindan etkilenmedikçe doga herşeyi mukemmel bir sekil ve sırada yapıyor.
Ama yine de oglum Shay, diger cocukların ogrendikleri gibi ögrenemiyor.
Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda dogal olmasi
gereken şeyler nerede?'
Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.
Baba devam etti. 'Ben inaniyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay
gibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogası kendini gösterme fırsatını
buluyor ve bu da insanların o çocuga davranış sekillerinde kendini
gösteriyor.'
- Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:
Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball
oynadiklarini gorduler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini
istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o cok
ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul edilmenin
ozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey
beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyle
danisabilecegi birilerine bakti ve sonra 'Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun
sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda
vurucu olarak sokmaya calisirim' dedi.
Shay buyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir
gulumseme ile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak
duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi
babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac
puan kazandi ama hala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay
eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet
etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona
tribunlerden el salladigini gordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazandi. Simdi butun
kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi
Shay'e gelmisti.
Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mi
almaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa
isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa
vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu.
Ama Shay sahaya ciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir
kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one
giderek yumusak bir sekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay
zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru
geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi
savurdu ve hafifce topa dokunarak yere aticiya dogru vurdu.
Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kaledeki adamina
kolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim
arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, 'Shay, ilk kaleye
kos, ilk kaleye kos!' Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilk
kaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu.
Herkes bagirmaya devam etti, 'Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos' Nefes
nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigi
sirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu
olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki
adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitli
olarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti.
Herkes bagiriyordu, 'Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay'
Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyle
Shay ucuncu kaleye kosabildi, 'Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!'
Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga
kalkmislardi ve bagiriyorlardi, 'Shay, hepsini kos! Hepsini kos!' Shay
hepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkes
tarafindan alkislandi.
'O gun', dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek,
'iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi
basardilar'.
Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kıs öldü. Bir kahraman oldugunu ve
babasini mutlu ettigini ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde
onu kucakladigini asla unutmadi.
Son NOKTA: E-mail ile hic dusunmeden binlerce fikra yolluyoruz, ama
hayattaki secimler konusunda mesaj oldugunda insanlar tereddut ediyorlar.
Bunu size yollayan kisi hepimizin bir farklilik yaratabilecegi inancini
tasiyor. Hepimizin her gun binlerce firsati olabiliyor 'dogal olan seyleri'
gerceklestirmek icin.
Bilgin bir adam bir zamanlar demiski: her toplum, kendilerinden daha az
sansli olanlara nasil davrandigiyla degerlendirilir.
Simdi iki seceneginiz var:
1. Delete
2. Forward
Gununuz bir Shay gunu olsun!
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
BELGİN KARAKURT ACAR
Yer:
Balıkesir
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 17:58
|

Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri
Yazan: Doğan Cüceloğlu
Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.
Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini '
'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi.
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
'Nasıl yani?' dedim.
'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.'
Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.
Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.
O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.
Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.
Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir 'keşke' olmayacak.
Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'
'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden biliyorsun?' diye sordum.
'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.
Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.
Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur.
Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Sena Kapu
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 17:53
|

MERHABA,
NEREDEYSE İKİ AYDIR BAYAGI BEYİN CİMNASTİĞİ YAPILDI ARTIK EYLEME GEÇME ZAMANI GELDİ.
BEN SÖYLEYECEKLERİMİ BİR KAÇ BAŞLIK ALTINDA SIRALAYACAĞIM.
1.DERNEK
2.KURUCU OLARAK ADI YAZILANLARIN ONAYI ALINMIŞ MI BİLMİYORUM? EĞER BU LİSTEDE ADI YAZILANLAR BU İŞTE BULUNMAK İSTİYORLARSA HERKES BİZZAT YAZSIN VE GEREKLİ BELGELERİ İSTANBULA YAHYANIN VERECEĞİ ADRESE GÖNDERSİN.
BURAYA YAZAN BÜTÜN BAYANLAR VE BAYLAR HER KİM Kİ BU KURULUŞTA YER ALMAK İSTİYORSA BİZZAT YAZSIN. "BENDE DESTEKLİYORUM, HAYDİ YAPALIM" GİBİ LAFLARIN ARTIK BİR ANLAMI YOK. İSTEKLİLER GEREKLİ BELGELERİ HAZIRLASIN VERİLECEK ADRESE GÖNDERMEYE HAZIR OLSUNLAR.
3.KURULACAK BU DERNEĞE GERÇEKTEN UYE OLUP AİDAT ÖDEYEBİLECEKLER LÜTFEN ADINIZI VE ADRESİNİZİ BİLDİRİN. GERÇEKTEN KAÇ KİŞİYLE YOLA ÇIKILDIĞININ BİLİNMESİ HERKESİN HAKKIDIR.BU NEDEN ÖNEMLİDİR ? SONRA NASRETTİN HOCANIN TİMURA FİL ŞİKAYETİ İÇİN GİTTİĞİ DURUMA DÜŞMEYELİM.
4.İÇİNİZDE BELKİDE EN EN MUHALİF OLAN BENİM.ANCAK ŞU ANDA KİMSE İÇİN HİÇ BİR ÖN YARGIM VE ÇEKİNCEM YOKTUR. EĞER İÇİNİZDEN BİRİ "FALANCA BURADA BULUNDUĞU İÇİN BEN YOKUM , YADA ŞU KİŞİ YÖNETİMDE YER ALDIĞI İÇİN BEN ÜYE OLMUYORUM" GİBİ LAFLAR EDECEKSE BAŞTAN SÖYLESİN Vİ İYİ NİYETLE YOLA ÇIKACAKLARA MANİ OLMASIN.
5.İÇİNİZDE OKUMUŞ VE YA İŞ NEDENİYLE KÖYDEN ÇIKMIŞLARDAN KÖYDEKİ İLKEL VE ANLAMSIZ ÇEKİŞMELERİ HALA SÜRDÜRMEK İSTEYEN VARSA BUNLARDA LÜTFEN BAŞTAN KENDİNİ BELLİ ETSİN SONRA EL ALEM İÇİNDE REZİL OLMAYALIM. KISACA HERKES ETEĞİNDE TAŞ VARSA BAŞLANGIÇTA ATSIN.
6.DERNEĞİN İSTANBULDA KURULMASI FİKRİNE KATILIYORUM.GEÇİCİ VEYA SÜREKLİ YÖNETİMDE HER KİM VARSA SORGUSUZ DESTEKLERİM AMA ANKARADAN YÜRÜTÜLECEK BİR İŞ VARSA GÖNÜLLÜ OLARAK ÜSTLERİRİM.
7. TEKRAR OLACAK BİLİYORUM AMA ŞU ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKABİLECEK KİŞİ SAYISINI KESİN VE SİSTEMATİK ŞEKİLDE TESPİT EDELİM ONDAN SONRA BİR YOL HARİTASI ÇİZELİM DİYE DÜŞÜNÜYORUM.
İLGİLENENLERE KOLAY GELSİN.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Musa KARAKURT Almanya Bochum
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 17:19
|
Selam selam herkese kucak dolusu selamlar.
Bügün ku yazilariniz da belirtiginiz gibi Derneklesme icin son asamalara gelindigini gördum ve bunun zamani geldigine inaniyorum
Gürbüz abinin önerdigi abilerimin gercektende bu yukun altindan cikabilecek insanlar olduguna sonsuz güvenim var ve bizim köyumuz icin anlam dolu calismalar yapacaklarina inaniyorum ve destekliyorum.
siteyi takip eden akrabalarima sesleniyorum fikir oneri ve göruslerinizi bir an önce yazarsaniz sevinirim ona göre dernegimizi kurma calismasida hiz almis olur.simdiden herkese hayirlara vesile olmasini arz eder sevgi ve saygilarimla.ÖGERBEEEEEEEEEEEE
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Recep ERGÜL
Yer:
İstanbul
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 14:33
|
Değerli Köylülerime ithaf olunur;
ZAMAN ve KARAPINAR
Doğduğum köyde kocaman dağlar vardı
Ancak onlar bilebilirdi bulutların kuşkusunu
Doğduğum köyde pırıl pırıl insanlar vardı
Akşamın ekmeğine doğacak günde azık arardı
Beşikte bebeler vardı
Ömür bebeleri sırtında bir gölge gibi taşırdı
Boyutları vardı ömrün
Kaçakçıydı
Namluydu
Harabeydi
Kendisini görmeyenden öc alırdı
Gün olur,Anam sıkılmış bir kurşun gibi ağlardı
Gün olur,Babamın bıyıkları ağarırdı
Ve gün olur,
Karapınar damlarına kar yağardı,
Orda kaldı yüreğimin yarısı
Ve İşte böyledir Recep ERGÜL'ün toprağına olan Sevdası.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
24 Ocak 2008, Perşembe 14:09
|
Sevgili kardesim GÜRBÜZ calismalara basindan beri emeklerini katmis,calismalar yürutmüs,bügünde bu calismalarn pratige gecmesinin somut adimini atmistir.Makul bir liste olusturmus. Tabiki listedekilerin rizasi alinmali ve bizde variz demelidirler.Özel nedenlerden dolayi yer almak istemiyenler durumlarini bizlere belirtirse buna göre daha hizli bir sekilde asil listenin olusmasini gercekleste biliriz.
Bügün duyarli herkesin dernek olusumunun somutlasmasi icin yeni listeler,yada var olanlara katkilar,yada varsa daha farkli görus ve öneriler sunmasi gerekir.
Sayin avukatimiz SENA abi galiba herkes seni bekliyor.Bir listemi yapiyorsun, katkimi sunuyorsun, bize nasil cevap olacaksan seni bekliyoruz.
Herkese selam, saygi ve sevgilerimi sunar girecegimiz hayir amacli bu güzel yolda Allah yardimcimiz olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
|
|