| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
Süleyman karakurt
Yer:
Erzurum
Tarih:
09 Eylül 2008, Salı 10:17
|

9.AY, EYLÜLÜ'N 9, RAMAZANIN 9
2008
Eylül'e heryıl sitemle bakıyordum,bu yıl da birşeyler karalamaktı.Kafamda öyle kurmuştum Ama bu yıl Eylül,aziz mi aziz bir misafiri ağırlıyor Ramazan-ı şerifi konuk ediyor.Oruçla tezyin ediliyor,kuranla süsleniyor.Bundan gayrı bizim kalemimiz nasıl erişsin Eylül'e;kelamımız nasıl zikretsin hazhnı,hüsranı,hicranı
Bu yıl Eylüle sitem etmekten vazgeçişim bu yüzden işte yazmak yerine yaşamak Eylülü Bu kutlu sonbaharı derin bir sükun içinde yaşıyabilirmiyim,acaba becerebilir miyim bunu?
İkindiyle akşamın arasında,zamanın gölgelerle cilveleşmeyi sevdiği o güzel vakitte Lalapaşanın birkaç ağaçla süslü bahçesinde oturup içimi dinledim Eylülü kokladım.Can kokuyor Eylül...Bu kokuyu burnunuzla hissedemesiniz Gönlünüzü, ruhunuzu Yetmez, tüm benliğinizi burun yapmanız gerek Hayır,ölüm kokmaz Eylül Biraz ayrılık kokar,biraz da hüzün
İşte Eylül-ü ruhumla kokladığım o ikindi vaktinde,elimin üstüne bir kelebek ürkekliğile konan sararmaya yüz tutmuş yaprağın kulağına söyledim şu kıtayı:
Meyveyi devşirir dalı kırarız
Yaprak hazanını bekler,dökülür
Derler ki ağaçlar ayakta ölür
Kendi ölümüzmüş gibi ağlarız
Ve gerçektengözlerim yaşardı,elimdeki yaprağı dizimin üzerine koyup, okşadım, kendi ölüme ağlar gbi ağladım. Nemli gözlerime rızık yorgunu birkaç serçeçikle, sesi uhrevi ötüşleri andıran şadırvan yoldaşlık etti.
Eylül'ün iyice şen şakrak hale geitrdiği fanilik orkestrası kulak zarlarını esir almak üzere faniliğe meydan okurcasına başını arşa dikmiş minarelerden cesaret alıyor gözlerim.İçime güven ve huzur doluyor. Kulaklarımda, daha yarım saat önce kıraat edilen yüce kelam gözüme, üzerinden nice ahbabı yaranı yolcu ettiğimiz musalla takılıyor bu sefer ruhuma ebediyet kanatları vadeden minarelerle, yüzüme faniliğimi haykıran musalla arasında gidip geliyorum. Sıkışan ruhumun imdadına orucun Cebrail kanatları yetişiyor.Havalanıyorum. Işığı gölgeleyen yapraklarsa eğer, bırak sararıp solsunlar diyorum.Biraz önce sararıp soluşuna ağladığım yaprak sessiz bir inleyişle cevap veriyor:Ama ışık ışkısa eğer, nasıl gölgleyebilir onu hazan mağduru bir kaç yaprak, yaprakçık haklı galiba, ışığın manileri çok, engelleri çetin:aşığın gözleri fersizmi fersiz
Eylül ikindisi ruhumla oyunlar oynamayı sürdürüyor. Ramazanın uhrevi kanatlarıyla uçup dururken tam, kesif bir hazan üfleyişi ile burnumun çaklıveriyorum.
Eylül itirazda bırakın vebali bana yüklemeyide, yaldızlı hüzünler üreten gönüllere çevirin gözlerinizi der gibi Minicik serçleri avuçlayan yaramaz çocuklar misali sıkıp durmayın yüreklerinizi Kendi canınız çırpınmasın kendii ağınızda çağırın şifalı elleri imdada, ulaşın ab-ı hayat üfleyen soluklara tam zamanı bunun şimdi
Şimdi şifalı ellerini
Şöyle anlıma koyup
Yüreğimi yüreğine indirmenin
Tam da zamanı
Çünkü mevsim yüzde yüz güz
Çünkü ay yüzde yüz Eylül
Çetin bir gün yani, yol yokuş yokuş
Yorgun bir kuş, kanatlarına küsmüş
Rüzgar söylemedi isetdiği türküyü diye
Bir yaprak bir dala küsmüş
Tanrıya yalvarmanın tam da zamanı
Zamanı gözlerini çevirip göğe
Ayet el kürsü okumanın
Çünkü mevsim yüzde yüz güz
Çünkü ay yüzde Eylül
Evet tam zamanı her sıkıştığımda sarıldığım en sağlam halat burnıumu her yere sürtüşümde takındığım kanat
Ayet el kürsi
Ve sonra beni bizden evel gidenlerle buluşturan bir kaç Fatiha
Lalapaşının öünde kimscikler yok, cadde kalabalıkmı kalabalık. Yanmda dudakları krumuş bir delikanlı geçiyor, elinde özenle tutuğu paketten burnuma yumurtalı pide kokusu olşuyor.Cennet kokus böyle bir şey olsa gerek İftara az kaldı galiba ,geçen yıl Babamla geçirdiğim Ramazanı hayalıyla Yenişehire doğru yürüyordum,Yenişehire doğru yürüyordum yürüyordum.............
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
GÜRSOY SOLMAZ
Yer:
Erzurum
Tarih:
09 Eylül 2008, Salı 09:37
|

HALİT BEY'İN ŞAHADETİ
Rumi 1293(1877_1878) Harbi neticesinde yöremizin Rus işgaline girmesi ile birlikte Ruslar bir imparatorluk oluşlarının de gereği yeni hakim oldukları Osmanlı topraklarındaki ahaliyi kendilerine bağlamak adına uygun siyaset gütmüşlerdir. Elbette onların bu siyasetine Osmanlı halkı da ellerinden geldiğince siyasi anlamda uygunluk göstermişlerdir. Yani yeni egemen olan ile yeni tebaa olmuşlar arasında değişik şekillerde yorum yapılacak soyolojik boyutları da olan gelişmeler vaki olmuştur.
Kısaca Rus idaresi seçkin aile çocuklarını okutarak, kendi bünyelerinde hızmet verip onların bu aksiyonundan yararlanmak yolunu seçmiş ve uygulamıştır.
Buradan yola çıkarak o siyasetin gereği olarak Rus idaresi,Hüseyin Ağa oğlu Halit Bey de Rus subayı yetiştirilmek üzere alınıp okutulmuş, sonrada kendi yöresinde görevlendirilerek mensup olduğu aile ve çevresine hoş görünmek ve ayrıca da öyle bir ilişki ile de idaresine kolaylık yolunu bulmuştur.
1914-15 Sarıkamış Harekatında ve sonrasında Karakurt ailesi mensupları daima Osmanlı tarafında ve OSmanlı lehinde faaliyetler içinde olmuşlardır.Bu anlayış vatan ve memleket değerlerinin bir kıstası gibi düşünülürse kısaca çok şey anlaşılmış olur.
Halit Bey, Kars garnızonuna bağlı olarak Rus üniformasıyla, Osmanlı lehine elinden gelen ne varsa yapmıştır. Yöre halkını uyanık tutmak ve bu içerikte propaganda yapmasından tutun da, Osmanlılara gerekli bilgileri vermek bu faaliyetleri içinde daima yer almıştır.
Ailesiyle kolayca görüşüp, onlara gerekli bilgileri de aktardığı kuvvetle muhtemel olan Halit Bey, bir kısımları için de göze batan hareketleri sebebiyle bir Rum tarafından Rus idaresine ihbar edilmiştir.
,
” Türk Ellerinde Hatıralarım” isimli kitabın yazarı da olan Fahrettin Erdoğan’ın evlerine girerek 5 bin adet altını çalan 7 ermeni Rus yönetimi tarafından Kağızman’da yakalanıp ölüme mahkûm ediliyorlar. Bu yakalanma ve ölüme mahkûm edilmenin gerisinde Kağızman’da başkâtip olarak görev yapan Rum Yanilov’un etkisi tamdır.Kendisi Çünkü hırsızların elindeki 5 bin adet altın ve diğer kıymetli şeylere kendisi el koymuştur. Olayın işitilmemesi ve yayılmaması gerekmektedir.
“Türk ordusu Sarıkamış’tan Kars’a hareket ettiği zaman yörenin toparlanması için Karabekir tarafından görev verilmiş olan Piroğlu Fahrettin(Erdoğan),Hüseyinzade Halil ve Abbas Beyler de o keşmekeşte halkı toparlamak, orta yerdeki yetim ve sahipsizleri ve savaşın fotoğrafı içindeki o sefaleti halletme işiyle canla başla uğraşıyorlardı.
Bu vatansever kişilerin yanında Kağızman'da görevli Rum Yanilov da vardı.(Karabekir, muhalif fikir olanlara rağmen yöredeki Rumlardan yararlanma düşüncesi ile onlara bu fırsatı vermiştir.Kitaplarında da bu konudaki haklılığını savunur)Bu heyettekiler ,o günlere her hafta iki gün toplanarak neler yapılması gerektiğini kararlaştırıyorlardı. Bu toplantılara mutlaka Halit Bey’in geldiği de sık sık vaki olmuştur.
Fahrettin Erdoğan’ın yazdığına göre bu Rum aza toplantılardan bazen önce bazen de sonra hasta olduğunu beyan ile izin alıp gidermiş. Hatta öyle ki bu Rum aza Fahrettin Bey, Halil, Abbas ve Halit Beyleri da iyi tanıdığı halde bizimkiler onu pek de tanımazlarmış. Neyse…
Rum Yanilov aynı zamanda Rus idaresi adına Kağızman’da başkâtip olarak görev yapıyormuş. Fahrettin Bey’in evlerine giren ermeni hırsızlar, Kağızman’da yakalanınca Yanilov hemen onları Kars’a sevk ettirip üzerlerinden altın, yüzük ne varsa el koymuş. Hatta parmağına geçirdiği kıymetli yüzüğü neden sonra Fahrettin Ben bu Rum azanın parmağında görünce çok şeyi fark etmiş ama neden sonra.
Hırsızların üzerinden çıkan kıymetli eşyalara el koyan Yanilov “ Sarıkamış taarruzuna başlandığı vakit(3–5 Nisan 1918) “Hüseyin Ağa’nın oğlu Halit Bey’in Türk ordusunun önü sıra casusluk yaptığını bizzat gördüm” diyerek Kafkas Rus Orduları komutanı olan General Nikolai Baratov’a ispiyon etmiş. Bu sebeple ihbar edildiğinden bihaber olan Halit Bey, yakalanıp Kars hapishanesine sevk edilmiş.
Dört ay sonra askeri mahkemece Fahrettin(Erdoğan) Bey’in evlerini soyan 7 Ermeni ile Osmanlılara casusluk yapan Halit Bey’in idam kararı çıkmış.
Yanilov’un, öldürülmelerini kendi kurtuluşunun gereği sayarak gösterdiği gayret ile gider-ayak hapishanenin avlusunda Halit Bey idam edilmiş…
***
“Sarıkamış’taki bir toplantı günü Halit Bey’in kardeşleri Abbas ve Halil Beyler o toplantıda Yanilov’u görünce hemen tanımışlardı. Yanilov derhal tutuklandı. Sabahleyin iki süngülü asker ile Kars hapishanesine gönderilirken Benliahmet köyü civarında bir köprü altına defi hacet yapacağını söyleyerek askerlerden kurtulup kaçmak istiyor. Mehmetçikler üç defa dur diyorlar; durmuyor. Bunun üzerine bir kurşunla orada öldürüyorlar. Böylece Halit Bey’e yaptığının cezasını geç kalmadan ödüyor.”
Bu idam edilme olayının gerisinde Osmanlı tarafına verilen gözdağı eylemi var. Hırzıslık yapmış Ermenilerin idamı da buna kılıf olmuştur. Bakın Ermenileri de asıyoruz tarzında bir düşünce veya gayri iradi bir savunma şekli. Veya nasıl yorumlarsak yorumlayalım.
Bir Çerkez bayanla evli olduğunu bildiğimiz Halit Bey, şehitlik mertebesine yolcu oluyor.
Bu olayın hemen akabinde geri çekilmekte olan Rus General Baratov “Kür köprüsünün virajını dönerken atılan iki bomba ile yanındaki zevatla birlikte” ölümden kıl payı kurtuluyor. Bu olayı başaran, deli fişek bir Çerkez olan assubay Kazım (Kap) idi.
Nasıl bir ilgi kurulur bilmem ama, tarih kitapları olayları böyle yazınca, bize de sizlere hem aktarmak, hem de tarihin talihini düşünmek kalıyor…
Binlerce defa rahmet olsun Halit Bey’e…Onun gibi vatan-miilet uğruna hayırlı bir vatan evladı olmak, yıllar yılı ve nesilden nesile, manevi anlamda ağızlardaki dualarda nasıl da pelesenk oluyor değil mi?
Gürsoy SOLMAZ
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Yahya KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Eylül 2008, Pazartesi 23:48
|

Teravih Namazı
Teravih namazı yirmi rek'attır. Erkekler ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Ramazan ayında kılınır. Hastalık veya yolculuk sebebiyle oruç tutamayan kimselerin de teravih namazını kılmaları sünnettir. Teravih namazının câmide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı çoktur. Evde de tek başına veya cemaatle kılınabilir. Ancak câmide kılmak daha faziletlidir. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Faziletine inanarak ve mükâfatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır." (47)
Teravih Namazının Kılınışı:
Teravih namazı yatsı namazından sonra kılınır. Yatsıdan önce kılınması caiz değildir. Vitir namazı Ramazan ayında teravihten sonra kılınır. Teravihden önce de kılınabilir.
Yirmi rek'at olan teravih namazı her iki rek'atın sonunda selâm verilerek kılındığı gibi, dört rek'atta bir selâm verilerek de kılınır. Her iki durumda da namaza devam edilir ve yirmi rek'at tamamlanır.
İki Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Cemaatle Kılınışı:
Yatsı namazının farzı ve son sünneti kılındıktan sonra teravih namazına başlanır.
Namaz kıldıracak imam: "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, bana uyanlara imam oldum" diye niyet ederek iftitah tekbirini alıp ellerini bağlar.
İmam'ın arkasında kılan cemaat da "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, uydum imama" diyerek niyet eder ve imamın tekbirinden sonra "Allahü Ekber" diyerek tekbir alır ve ellerini bağlar.
Bundan sonra imam ve cemaat gizlice "Sübhâneke"yi okur. Sübhaneke'nin okunması bitince, (Cemaat ayakta başka bir şey okumaz) imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sûre okur. Cemaatle birlikte rükû ve secdeleri yaptıktan sonra ikinci rek'ata kalkılır.
Burada yine imam gizlice Besmele, açıktan da fatiha ve bir sûre okuyup cemaatle birlikte rükû ve secdeleri yaparak oturulur.
Bu oturuşta imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhümme salli, Allâhümme bârik ile Rabbenâ âtina..." duasını okuyarak selâm verirler. Böylece iki rek'at kılınmış olur.
Ayağa kalkılarak tarif ettiğimiz şekilde ikişer rek'at kılınmaya devam edilerek yirmi rek'at tamamlanır. Bundan sonra üç rek'atlı vitir namazı da cemaatle kılınır.
İki Rek'atte Bir Selâm Verilerek Teravihin Tek Başına Kılınışı:
"Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya" diyerek niyet edilir ve aynen sabah namazının iki rek'at sünneti gibi kılınır.
Yirmi rek'at tamamlanıncaya kadar ikişer rek'at kılmaya devam edilir, teravih bitince de vitir namazı kılınır.
Dört Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Cemaatle Kılınışı:
Namazı kıldıracak imam ve cemaat yukarıda tarif ettiğimiz gibi niyet ederek iftitah tekbirini alır ve ellerini bağlar. İmam ve cemaat gizlice Sübhaneke'yi okuduktan sonra (Cemaat başka birşey okumaz) imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sûre okuyup rükû ve secdeleri yaparak ikinci rek'ata kalkılır.
Burada imam gizlice Besmele'yi, açıktan fatiha ve bir sûre okuyup rükû ve secdeleri yapar ve otururlar. İkinci rek'atın sonundaki bu ilk oturuşta imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhümme salli ve Allâhümme barik" okur ve üçüncü rek'ata kalkarlar.
Üçüncü rek'atın başında hem imam, hem de cemaat gizilce Sübhaneke'yi okur. Sonra imam gizlice Eûzü-Besmele, açıktan fatiha ve bir sure okur. Sonra rükû ve secdeleri yaparak dördüncü rek'ata kalkarlar.
İmam gizlice Besmele'yi, açıktan da fatiha ve bir sure okuyarak yine rükû ve secdeler yapılıp oturulur.
Bu oturuşta da imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhüme salli, Allâhümme barik, Rabbenâ âtina...." okuduktan sonra selâm verirler. Böylece teravih namazının ilk dört rek'atı kılınmış olur.
Bundan sonra ayağa kalkılarak tıpkı tarif ettiğimiz gibi dörder rek'at kılınmaya devam edilerek yirmi rek'at tamamlanır.
Sonra da cemaatle vitir namazı kılınır.
Dört Rek'atta Bir Selâm Verilerek Teravihin Tek Başına Kılınışı:
"Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya" diye niyet edilir ve aynen ikindi namazının sünneti gibi kılınır. Aradaki fark sadece niyetin değişik olmasıdır. Böylece dörder rek'at kılınarak yirmi rek'at tamamlanır. Bunun peşinden de vitir namazı kılınır.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
gürbüz karakurt
Yer:
Sakarya
Tarih:
08 Eylül 2008, Pazartesi 22:24
|

Tüm Akrabalara hayırlı günler diliyorum.Öncelikle Yahya hocam başarılarının devamını diliyorum duyunca çok sevindim inşallah nice güzel işlere imza atarsın..
Mübarek ayın ortalarına doğru hızla ilerlediğimiz bu günlerde eğitim öğretimin başlangıcı olan bu günün tüm eğitim öğretim camiasına hayırlı olmasını dilerim.
Nesillerin yetiştirilmesi ile meşgul ve görevli olanlar,üzerlerine aldıkları mesulıyetin büyüklüğünü ve önemini bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar.Çünkü öğrenme ve öğretme göklere dayalı iki yüce vazifedir.Günümüzdeki işi üstlenen ve bunun için ücrette alan biz öğretmenlerin görevi çok ağır diyebilirim.Öğretmen doğumdan ölüme kadar bütün bir hayat boyu hayatı şekillendiren kudsi bir şahsiyettir.Milletine her alanda rehberlik yapar.Gerçek öğretmenini bulanlar tarihte çok önemli yerler edinmiştir.Biz insanlar doğduğumuz günden öleceğimiz ana kadar öğrenmeye açık birer varlığız.Evet bugünlerde eğitim ve öğretimimizin başındayız bundan dolayı büyük mutluluk ve coşku hissediyorum.
Şunuda belirtmeden geçemeyeceğim tv lerde okulların açılmasıyla büyük bir yaygara ile okul ve öğrenci masraflarını abartıp duruyorlar eğitim için velilerin ezildiği ve yok olduğu hissi uyandırılıyor bence veliyi düşünen yok ters etki yapmak. amaçları bana göre eğitime harcanan paranın önüne geçmek eğitim ve öğretimin gereksiz olduğunu bilinç altına yer edindirmek.Eğitim öğretim anlatamayacak kadar önemlidir kelimelerim yetersiz kalır bu konuda.koskoca insanlık tarihine bakarsanız görmeniz daha kolaydır..
Güzel bir söz vardır..Eğitim pahalı olabilir ama cehalet daha pahalıdır.
Tekrar hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum öğretmen olan akrabalarımıza hayırlı görevler diliyorum.Neslini yüceltme sancısı çeken öğretmenlere binler selam.
Derneğimizin çalışma konularına devam edecek olursak..Görebildiğim kadarı ile çalışma konularına yönelik fikirler tam olarak aktarılamıyor..Aslında anladığını karşısındakinin anlayacağı şekilde söze ve yazıya dökerek karşılıklı anlaşabilmek yüce Mevlanın vermiş olduğu güzelliklerdendir.Bunu neden kullanamıyoruz yada kullanmak istemiyoruz.Kendi akranlarıma daha çok sesleniyorum fikirler önemlidir paylaşılınca dahada güzelleşir..sorunları çözmek için uğraşalım sonrakilere bırakmayalım ne dersiniz?
DERNEĞİN AMACI
Üyeleri arasında sevgi ve saygıyı,birlik ve beraberliği,sosyal,kültürel,maddi ve manevi yardımlaşmayı ve dayanışmayı temin etmek ve devamını sağlamak ; kamuoyu ve vatandaşlar için aşağıdaki konularda çalışma yapmaktır.
ÇALIŞMA KONULARI
9.Gerektiğinde eğitimi desteklemek amacıyla maddi durumu iyi olmayan ancak okuma isteği bulunan muhtaç öğrencilere burs vermek ve maddi durumu iyi olmayan üyelere imkânlar ölçüsünde ayni ve nakdi yardımda bulunmak,
10.Gerekli görülen yerlerde temsilcilikler açmak,
Hayırlı günler
Gürbüz KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Coskun KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Eylül 2008, Pazartesi 10:56
|

Ramazan Ayı Faziletleri
Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Coskun KARAKURT
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Eylül 2008, Pazartesi 10:43
|
[QUOTE=SELCUK KARAKURT ALMANYA] DERNEK BASKANIMIZ TRT de
Sevgili dostlar güzel bir haberi sizlerle paylasmak istiyorum.
Yahya hocanin güzel bir calismasiyla, besleyip büyütügü
www.gelisenbeyin.net sitesi en iyi siteler arasinda deger bulup TRT kanali bu site uzerine bir süre önce Yahya hocayla iliskiye gecmistir.
Sonuc olarak 14 Eylul de Yahya hocayi www.gelisenbeyin.net sitesini görüsmek icin programlarinadavet etmislerdir.
Dernek baskanimiz sevgili Yahya hocayi tebrik ediyor,basarilarinin devamini bekliyoruz. basarisi bizim basarimizdir ]
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUSA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
08 Eylül 2008, Pazartesi 00:01
|
Recep abi köyümüzde yetisen bir degersin seni yeniden sitede görmek elbetteki bizleri sevindirdi. Arastirma ve kültürel birikimini bizlerle paylasman sanirim sanada düsen bir görevdir. Insallah senden sanatsal ve kültürel gelisimler hakkinda bilgiler aliriz.
Ramazan ayinin sana ve sevdiklerine hayilar getirmesini diliyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUSA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Eylül 2008, Pazar 23:46
|

Ramazan hatırlatması: Yardımlaşma ve dayanışma
Kâinata baktığımızda atomlardan yıldızlara, hayvanlardan bitkilere kadar tüm varlıkların arasında bir yardımlaşma olduğunu görüyoruz. Bu yardımlaşmanın neticesi olarak da, her varlık görevini kolaylıkla ve eksiksiz yerine getiriyor. Hiçbiri birine mâni olmuyor. Onlar arasında bir hâsetlik, kıskançlık olmadığı için aralarında bir çatışma da görülmüyor. Bu yardımlaşma ve dayanışma örneğini biz insanlar da hayatımızda uygulasak eminim ki işlerimizde kısa sürede başarı ve kazanç elde edeceğiz. Konuyu kısa bir hikâye ile biraz açmak istiyorum.
Senelerdir “En İyi Buğday Yarışması”na katılan ve her yıl birinci olan bir çiftçinin o yıl da birinci olması herkesi şaşırtmıştır. Yarışmayı izleyen gazeteciler çiftçiden bu başarısının sırrını öğrenmek isterler. Çiftçi bu sırrın, kendi buğday tohumlarını komşularıyla paylaşmasında yattığını söyler. Gazeteciler bu cevaba çok şaşırırlar: “Onlar sizin rakibiniz olarak yarışmaya katılıyorlar. Buna rağmen ne diye tohumlarınızı onlarla paylaşıyorsunuz?” diye sorarlar. Çiftçi: “Neden olmasın? Bilmiyor musunuz, rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu bakımdan komşularımın kötü buğday yetiştirmeleri demek, benim ürünümün de iyi olmaması demektir. En iyi buğdayı yetiştirmek için, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.”
Yardım etmenin, paylaşmanın insana bir şey kaybettirmediği gibi, ona muhakkak fazlasıyla geri döneceğini biliriz ve bu bilgiyi tecrübelerle yaşamışızdır. Ancak bazı insanlar aksini düşünür, başkasına yardım etmek o insanlara göre bir kayıptır. Ya da boşa harcanan zamandır.
Yardım etmek veya paylaşmak deyince-bu maddî anlamda da olabilir, bilgi paylaşımı anlamında da-birbirimize bir şeyler öğretmek, güzel davranışlara yönlendirmek, ahlâkını düzeltmek de bir yardımlaşmadır. Tanıdığımız ya da tanımadığımız insanlara duâ etmek de bir yardımdır. Yani hepimiz her an birbirimize yardım edebiliriz ve etmeliyiz ki Allah da bize yardım etsin. Bir iken, yardımlaşmamız neticesinde bin dil olalım ki, duâlarımızın kuvvet ve kabul derecesi artsın.
Kur’ân-ı Kerimde ve hadislerde de yardımlaşmanın önemi üzerinde ısrarla durulmuş ve insanlar yardımlaşmaya teşvik edilmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu zalimlerin eline teslim etmez. Kim kardeşinin ihtiyacını karşılarsa Allah da onun ihtiyacını karşılar. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da buna karşılık kıyamet gününün sıkıntılarından birini ondan giderir. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.” Maide Sûresi’ndeki âyette de: “Helâlde ve hayırda yardımlaşın, haramda ve günahta yardımlaşmayın” buyrulmuştur.
Bir yardımlaşma ve bereket, rahmet ayı olan Ramazan’ı idrak ettiğimiz şu günlerde; insan olarak birbirimize maddî-manevî yardım etmenin şuurunu taşımalıyız. Öncelikle ailemizden, akraba ve komşularımızdan başlayarak bu güzel davranışı dalga dalga yaymalıyız. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifini özümsemeli ve yaşamalıyız.
Bu ayda yerine getirdiğimiz oruç ibadeti ile, teravih, fitre ve zekât ile kulluk vazifemizi yaparken yardımlaşmanın da zirveye ulaştığı günleri yaşıyoruz. Kazandığımız sevaplar da, bir iken bin, bazen yedi bin, bazen daha fazla yazılıyor. Yardımlaşmanın ve paylaşmanın dünyada görülen neticesi de hanelerimizde bereket olarak tezahür ediyor. Ayrıca başımıza gelmesi muhtemel kaza ve belâları def ediyor.
Kâinatın uyum ve denge içinde olması varlıkların aralarındaki yardım ve dayanışmaya bağlıysa; biz insanlar da birbirimize yardım ederek ekonomik ve sosyal dengeyi sağlayabiliriz. Hem mânen huzurlu, mutlu oluruz, hem de aramızdaki sevgi bağı güçlenir.
Mubarek ramazan ayinin basta karapinarlilara, onlarin dostlarina ve tüm insanliga hayirlar getirmesini diliyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ZELIHA KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Eylül 2008, Pazar 18:16
|

ORUC VE SAGLIK
On bir ayin sultani ramazan ayi geldi. Ibadetler,oruclarla Allaha daha da yaklasilacak bu mubarek ayda.
Elbette oruc tutarken dikat edilecek seyler var. Orucun madi manevi faydalari sayilmiyacak kadar cok.
Agir hastalar ve belirli araliklarla ilac almasi gerekenler haricinde herkes oruc tutmalidir.
Orucu daha hafif seylerle acmak maden ve manen daha sagliklidir. Bütün gün ac kalmis bir mideyi aniden ve cok fazla doldurmak ona asiri bir yük olabilir.
Sahurde imsak vaktine yakin yapmali ve doyurucu, tok tutucu yiyecekler tercih edilmelidir. Özelikle de ramazan vesile edilerek alkol, sigara ve benzeri kötü aliskanliklar birakilmalidir.
Acikmadan yemege oturmak, doymadan kalkmak, yiyecekleri cok iyi cigniyerek yemek, yiyeceklerin temizligine dikat etmek, yemekten önce ve sonra eleri yikamak, yanmis yiyecekleri yememek gibi kuralari peygenberimizinde tavsiye etigi, pek cogumuzun da bildigi ama malesef pek uygulamadigimiz sünetlei aliskanlik haline getirelim.
Hepinizin hayirli, bereketli,bol duali bir ramazan gecirmenizi diliyorum.
Allah in selami uzerinizde olsun
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat SINIK
Yer:
Diğer
Tarih:
07 Eylül 2008, Pazar 16:07
|
KEMAL ABI SENDEN HABER ALMAK COK GUZEL,BURDA COKTA AZ OLSA BIR CEMAAT VAR,ZATEN GOREVLILERDEN DE MUSLIMAN BIR KAC ARKADAS VAR,AFRIKALI,PAKISTANLI,URDUNLU,BANLADESLI,BANLADESLILERIN SAYISI FAZLA BURDA CEVIK KUVVET GOREVI YAPIYORLAR,IBADETIMIZ ELIMIZDEN GELDIGI KADARIYLA YAPIYORUZ,YAZLNIZ TEK TURKUM O BAZEN ZOR OLYUYOR AMA,ONADA ALISTIM ARTIK,BU ARADA ISLAMIYETIDE ELIMIDEN GELDIGI KADAR ANLATMAYA CALISIYORUZ,ZATEN COGU BIR BOSLUKTA OLDUGU ICIN ISLAMIYETI MERAK EDIYORLAR,,SELAMLAR ABICIM
Mesaj Sahibi: namık kemal
Yeğenim murat SİNİK nasılsın ? İNŞALLAH memlekette olduğu gibi gurbettede ibadetine devam ediyorsundur.Sanırım kaldığın yerde camii yok . Cemaatle kılınan namazın sevabı çoktur biliyosun.Sen illa çok sevap alacağım diyorsan sana tavsiyem birkaç kişiyi dinimize çevir hem o işin hemde oluşturduğun cemaatle kılacağın namazın sevabına nail ol.Selamlar
Namık Kemal KARAKURT |
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
|
|