| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
Web Yayın Ekibi
Yer:
Diğer
Tarih:
27 Ağustos 2008, Çarşamba 00:14
|
Sevgili Metin!
Ameliyat olduğunu duyduk. İnşallah en kısa sürede iyileşir tekrar aramıza dönersin. Kendine iyi bak. Selam ve dua ile... Allah sağlık, sıhhat versin...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
gürbüz karakurt
Yer:
Sakarya
Tarih:
26 Ağustos 2008, Salı 22:25
|

Tüm akrabalara Hayırlı günler diliyorum.KARYADER in tüzüğünde yer alan çalışma konularını (17 tane ) tek tek yazarak fikir üretilmesini talep ediyorum ..çalışma konularını okudukça uygulanmasına yönelik aklımıza değişik fikirler gelecektir ve bunların aktarılması derneğimizin daha hızlı ve isabetli kararlar almasına vesile olacaktır.
KARYADER kurullarında görev alan akrabalarımızdan daha çok ilgi ve fikir bekliyorum.
Gönüllere giren çevresinde gönüllüleri bulacaktır..
Öğrencilerimiz için alınacak çanta için yapılacak bağışlardan artanın bilgisayar alımı için kullanılmasını öneriyorum.ayrıca bilgi ve teknoloji çağında olmamızdan dolayı projeksiyon alımı mümkünse çok güzel olur.bunları temin edip bağışlayacak akrabamız varsa çok daha güzel olur.okulun eğitimine kaliteyi getirecektir..
DERNEĞİN AMACI
Üyeleri arasında sevgi ve saygıyı,birlik ve beraberliği,sosyal,kültürel,maddi ve manevi yardımlaşmayı ve dayanışmayı temin etmek ve devamını sağlamak ; kamuoyu ve vatandaşlar için aşağıdaki konularda çalışma yapmaktır.
ÇALIŞMA KONULARI
1.Dernek üyelerinin, yurtiçi ve yurtdışındaki hemşerilerimizin arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, tiyatro, sergi, spor müsabakaları, yarışma, kültürel gezi ve sanat etkinlikleri düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,
2.Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler kurmak ve işletmek,
Sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum
Gürbüz KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
26 Ağustos 2008, Salı 13:33
|
Sevgili Selçuk;
Günümüz insanının adeta ruhuna işleyen tembelliğini bir başka ifade ile izah ettin.Her kes hayatına küsmüş çaışmadan nasıl para elde ederim derdine düşmüş ama çalışmadan hiç bir şey olamıyor.
Cafer ile yaptığım görüşme neticesinde METİN in ameliyat olduğunu duydum bu vesile ile geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
MUHITTIN KARAKURT
Yer:
İstanbul
Tarih:
26 Ağustos 2008, Salı 13:04
|
Ben ve Gölgem
Ben giderim o gelir ardımdan.
En sadık dostumdur benim !
Hiç şikayet etmez onca sene,
Hep gelir ardımdan sürünerek,
Benim gölgem sadık dostum !
Ben giderim o gelir aklıma
Boz yamaçlı tepelerden
Bacalarından cılız dumanlar tüterek,
Benim fakir köyüm .
Benim sadık dostum !
Gölgem ve köyüm ,
İki sadık dostum ,
Gelir ardımdan yıllarca ,
Hiç unutmadan beni .
Her şey beni bıraktı ve zamana daldı
Kayıp olup gitti,
Terk edip gitti ,
Ama gölgem ve köyüm
Asla yalnız bırkmadı beni !
MUHITTIN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
26 Ağustos 2008, Salı 11:01
|

KÖY YASAMINDAN BIR KESIT
Köyde yaşam; neresinden başlasam bilmiyorum butkadanmi mi? Gündejerin denmi mı? Salut tan mı ? Minaz dan mı? Aras nehrinimi, kalesinimi? kışın karını mı? yollar kapalı iken kızakla yolculuğunu mu? Gençlerin kızaklarla buz üstünde kaymasını mı? Aşık oynamasını mı? kozi, kuke, dokuz tas, lur ve araliksiz dört bes saat harmanlardan top oynamasinimi? Kisin köy odasindan basliyan derin sohpetle ve kapi dibinde dizleri ustünde saatlerce konusmadan sadece dinleyen onlarca cocuk ve genclerimi? Nico dede, Seko dede nin bostanlarinimi, Kazim amcanin baglarinimi? Ahmet amcanin avciliginimi? Fazil amca ve Mele amcanin nal cakislarinimi? Babam Mustaf ve Haci Hamit dedenin akideleri ve incirlerinimi? dügünlerinimi? Efendi ve Memo nun türkülerinimi? Çok renkli şen şakraktı bir zamanlar, şimdi nüfusunun üçte ikisi batıya göç etmiş özelikle Istanbul, Izocam, Edremit, Izmir ve Ankara da kücük Karapinar mahaleleri olusmus. Genç delikanlıları daha farklı bir iş daha farklı bir yaşam için tercihlerini batıdan yana kullanmışlar, ülke genelinde olduğu gibi doğu batıya umutlar içinde akmıştır. Bu kader köyümüz de 1990 yıllarda kendini çok daha fazla hissettirmiş, köyümüz derin bir sessizliğe bürünmüştür, belli başlı geçim kaynağı hayvancılık olan Karapinar köyünde 1980 li yıllarda favori olan küçükbaş hayvancılık ve büyükbaş hayvancılık yapılan köyde, inek, ticari olarak az da olsa tosun ve düve yetiştiriciliği yapılır. yetiştirilen tosun ve düve, ihtiyaç anında ilçede kurulan hayvan pazarında satılarak ihtiyaç için gerekli nakit akışı sağlanmış olur. Yada köyde hayvan alim satimi yapanlara satilir. Bunlar yilardan beri bildigimiz isimler Kemo, Aydo, iki Zeko, Ali iken son ylarda bu isin akademik egitiminide alan CELAL alim satimda tucarlari hayli zorladigi görülmektedir. Ekonomik durumu iyi olanlar yetiştirdiği tosun ve düveleri kurbanlık olarak besleyip İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde pazarlar. Tabi bu iş çok zor olup riski fazladır bu riski göze alamayanlar yakın çevrede, al sat yapmayı tercih ederler. Ekonomik olarak çok zayıf olan köy halkından kurbanlık düzeyinde ancak yılda iki üç aile besicilik yapabilmektedir. Yaklaşık olarak yılın sekiz ayı kış mevsiminin hâkim olduğu yörede, tarım yeterince gelismemistir. Kış aylarında hayvanlarını içeride beslemek zorunda olan köy insanı, kış ayını hayvanlarını beslemekle geçirse de bu iş için günlük üç saatlik çalışma yeterli olmaktadır vaktinin diğer kısmını kahvehaneden başka sosyal aktivitesi olmayan köylü pisti, okey vb oyunlarla geçirmektedir. Aynı şansa sahip olmayan kadınlar boş vaktini ya televizyon başında ya da el işi yaparak geçirse de erkekler kadar boş vakitleri yoktur. Beyaz yorgan altında uyuyan köylü, Bahar mevsiminin gelmesiyle yeşillere bürünerek uyanmaya başlar. Aylarca içeride(ahırlarda)beslenen hayvanlar köy meralarında otlatılmak üzere dışarı çıkarılır, dışarı çıkarılan hayvanlar nahir ve koyun sürusu olarak iki gruba ayrılır bunları sonbahar’a kadar otlatacak çobana ihtiyaç vardır. Önceki yıllarda köy halkından olan çobanlar günümüzde dışarıdan temin edilmektedir, özellikle Iğdır ili bu sorunu çözen kaynak olmuştur adeta.
Mayıs ayı ile birlikte ekin zamanı gelmiştir, karasal bir iklime sahip olan yörede arpa, buğday, ve son yilarda fig ekimi yapılırken, cayir ve kislalarda yetişen ot biçilerek kışın hayvanların beslenmesi için yığılır. Ekilen tarlalar harman sonuna kadar koruma altına alınır. Ekim işi traktörlerle yapılırken, biçme işi de artık traktörlerle yapılmaktadır. Kısa bir zaman öncesine kadar ,biçme ve yığma(hasat)insan gücü ile tırpan vasıtasıyla yapılır insanlarda kendi aralarında bedelleşerek imece usulü ile iş paylaşımına giderler ya da ırgat çalıştırarak iki aylık bu çalışma sürecini vaktinde bitirmeye çalışırlardı. Vaktinde diyorum çünkü, Temmuz sonlarına doğru yetişen ot biçilmeye başlanır yaklaşık olarak bir ay süren bu çalışma vaktinde bitirilmese ekin(arpa, buğday )tarlaları yetişmiş olur ki zamanında hasat yapılmasa kuruma ve dökülme vakası ya da kırağı hasat’a zarar verir. Günümüzde traktörler bu telaşı en maksimuma indirmiştir. Hasat işi ekme biçme eyleminden sonra patos(harman)la son bulur. Artık sonbahar gelmiş kışın haberini de getirmiştir.Tekrar beyaz yorgan altında sekiz aylık uyku başlamıştır.köydeki yaşam aslında bir sayfaya sığmaz, çok uzun ve ayrıntılı bir o kadarda insanlara ders olacak bir hikayesi vardır.Hepimizin icinde yilar önceden yasadigimiz köy yasaminin bazi özlemleri vardir. Ökuz, kuzu otlatmalarimiz. Ber erezde pilajlar kurdugumuzu, Gola kamisi, kondolu, Gegili babayi.... Kime neyi nerden nasil anlatayim? Bir ooof cekip noktayi koyarken, yarınlarımızın güzel olması dileğiy hepinize sevgiler selamlar.
SELCUK KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
Murat KARAKURT
Yer:
Ankara
Tarih:
25 Ağustos 2008, Pazartesi 17:09
|

TEMBELLİK HAYATIN İSRAFIDIR
Tembelliğin ne olduğunu ve insanların başına nasıl çoraplar ördüğünü düşündünüz mü? Bu soru çok mu çocukça?
Hemen herkes tembelliğin kötü olduğunu bilir ve kimse tembel olmayı kabullenmek istemez. Ama acaba kaç kişi gerçekten tembel olup olmadığını araştırmıştır?
Tembellik ya zihinsel, ya bedensel ya da her ikisi birden yaşanır. İnsanların büyük bir kısmı zihinlerini, önemli bir kısmı bedenlerini ve yine çok önemli bir kısmı hem bedenlerini hem de zihinlerini çalıştırmazlar.
Dinlenmek kastıyla uzun uzun oturmak, televizyon seyretmek, müzik dinlemek, dedikodu yapmak kontrolsüz hayal kurmak gibi işlerle meşgul olan insan bunları yaptığı anda tembellik tuzağına düşmüştür.
Oysa hayat duraksamadan devam eden "hareketlilik ve aktiflik" prensibi üzerine kuruludur. Atomlardan galaksilere kadar;mikroplardan balinalara kadar fıtrata itaat eden bütün mahlukat amansız bir hareketlilik furyasında çırpınır.
Bakınız tembel ve durağan insanların başlarına neler açılıyor: Bedensel tembellik içerisinde olan insanın vücudunda zehirli birikimler oluşur. Koşuşturmayan insanın vücudundan zehirli maddeler atılamaz. Dokular yağ bağlamaya ve kilitlenmeye başlar. Hücrelere oksijen ve besin dağılımı iyi yapılamayınca vücut hızla yaşlanmaya başlar. Bunu fiziki güç kaybı, kas zayıflığı, yorgunluk takip eder. Bedensel tembelliğin derecesine göre kireçlenme, zaman içerisinde felç ve daha bir yığın hastalık bedene hücum eder.
Zihinsel tembellik aktif düşünmeme, zihni kontrolsüz olarak harici ve dahili telkinlerin tesirine bırakma durumudur. Zihinsel tembelliğe alışan kişi beyninin sinirsel bağlantılarını aktif bir şekilde kullanmadığı için zeka gerilemeye başlar, hafıza gittikçe zayıflar, hatırlama yavaşlar; tabii ki bütün bunları genel aktivitenin azalması takip eder. Zihinsel tembelliğin prensip olarak yaşın ilerlemesiyle fazla ilgisi yoktur.
Aktif insanlar hayranlık verici başarılar arasında uçuşurlar. Neden bazı insanlar çok ağır fiziksel şartlara ve zihinsel faaliyetlere tahammül ederler de bazıları hemen tükeniverirler? İnsanlar her faaliyetin kapasiteyi arttırdığını göz ardı ediyorlar. Bedenin bir kapasitesi vardır şüphesiz ve çalışan insan bu sınıra hızla ulaşır. Ancak beynin kapasitesinin sınırı kolay kolay ulaşılamayacak kadar geniştir.
Allah'ın hikmetine bakınız ki insan kalbini yorulmayan (laktik asit üretmeyen) kaslardan yaratmıştır. İnsanın yorulmayan bir diğer uzvu da beynidir. Yeterli oksijen, glikoz ve enzimler sağlandığı sürece beyin hiç durmadan sürekli çalışır. Bazıları beynin dinlenmesi için bütün işleri bırakıp dinlenmeyi-yani tembelliği tavsiye ederler. Halbuki böyle yapmak tam tersine beyni tembelleştirir. Bizim zihin yorgunluğu dediğimiz şey beyni çalıştırırken fiziksel şartları ihmal etmemizden ya da psikolojik gerginliğin fizyolojiyi etkilemesinden doğan "durumdan" başka bir şey değildir. Uyku anında dinlendiğini sandığımız beynin uyanıkken ki hali kadar yoğun çalıştığını ortaya çıkaran son tespitler de bu gerçeği vurgular.
Alıntıdır.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
SELCUK KARAKURT ALMANYA
Yer:
Diğer
Tarih:
25 Ağustos 2008, Pazartesi 09:38
|

Mesaj sahibi MURAT KARAKURT
SOĞANLI YAYLASI SERÜVENİ
Her yıl HAZİRAN ayının son haftasında köyü bir telaştır almış gidiyor.Kimi kazma kürek hazırlığı kimi kağnı arabası kimi götürecek diğer alet ve edavat derdindedir sormayın gitsin.Bu hengameler arsında Evin hanımları tandır yakar takriben on onbeş günlük ekmek pişirmek için tandırla cebelleşmektedir.ilk önce ince ve uzun bir duman tüter daha sonra tezek ve kermeler tamamen yandıktan sonra kor halini alır.Kor haline dönüşen tandırın içi bir güzel temizlenir.İlk dumanın biraktığı islerden eser bırakılmaz ekmek pişirmek için her iş tamamlanır ekmek pişirme işi tamamlandıktan sonra birbir istiflenir diğer götürülecek erzaklarla hazır hale getirilir.yaylaya götürülecek gerikalan malzemelerde evin reisi tarafından hazırlanmıştır.Akşamdan kağnı arabasına bindirilir tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra heyecanlı bir şekilde şafak vaktinin gelmesi beklenirdi sabahın ilk ışıklarıyla yola koyulurdu saatin kaç olduğunu kimse bilmezdi zaten bakmak gibi bir ihtiyaç duyulmazdı çünkü her kes bir birlerini kollardı en ufak bir kağnı sesi veya tıkırtıda sanki gizli bir güç hepsine haber vermişçesine konvoy şeklini almış bir şekilde yola koyulurlarlardı.karakurt ve koşakilise üzerinden isnos diye tabir ettiğimiz ormanlık ve çayır alanına vardığımızda günün ilk ışıkları sökün veriyordu.İlk mola yeri diyebiliriz öküzler boyunduruğun altından samiler açılmak süretiyle çıkarılır karınları doyurulur bu arada getirilen erzaklar yere serili bir vaziyette bağdaş kurarak kahvaltı yapılır tekrar yola koyulma zamanı gelir öküzler arabalara koşulur yola düşülür.Güzergah üzerinde bulunan Askeri alan handere köyü derken yaylaya akşamın ilk saatlerinde yorgun ve bitkin bir şekilde konvoy kendisini yaylaya atmış oluyodu. yaylanın uzaktan görünüşü adeta bembeyaz bir örtü görünümünde oluyordu yanına yaklaştıkça papatya ve envai çeşit çiçeklerle bezendiğini görüyordunuz.Tüm çiçeklerin uzaktan fark edilmemesinin nedeni hakim rengin papatyalatdan kaynaklandığını fark ediliyordu kıştan kalma harabe evlerin tamir işlerine hemen başlamadan önce yatacak yer ayarlanır yorgun ve bitkin bir şekilde kağnı arabasının üzerindeki yükler yavaş yavaş indirilir.kısabir karın doyurma faslı yaşanırdı yemek yeme gibi bir ihtiyaç çoğu zaman bilinmezdi adeta lüks sayılırdı.Kimi gaz lambası ışığında kimisi ise ormandan getirdiği bir çıra parçasını duvara takmak suretiyle yakardı verdikleri isli ışıkla beraber dinlenirler, otururlar,gelecekle alakalı planlar yapılır hikayeler anlatılırdı. oturma faslından sonra müthiş ve tarif edilmez bir uyku bastırırdı adeta gözlere kum girmiş gibi gözler açılmıyordu yogunlukla beraber yaylanın kendine has bir havasıdan olsa gerek zar zor yatağa atılırdı yatağa girmeyle uykuya dalma nerdeyse atbaşı giderdi. sabahın gelişi sanki hemencecik gelmiş gibi oluveriyordu. yorgun argın ve uykuya doymamış bir vaziyette evin tamirtı ve tadiladı seri bir şekilde adeta bir yarış havası içinde geçerdi kim daha önce bitirdi yarışı vardı tamirat neticelendikten sonra ormana gidilir.Yakacak kuru odun getirilir evlerin önüne güzel bir istif yapılır. ihtiyaçlar temin edildikten sonra köyden yaylaya doğru göç getirme telaşı başlar. bir iki kişi nöbetçi bırakıldaktan sonra kamyon ve traktörlerle ev getirmeye gidilir evler getirilip yerleştirildikten bir iki gün dinlenme veya mola verilir.Bu arada köyde ot biçme zamanı başlamak üzere olduğu için tekrar o vazifeyi görmek için köye gidilirdi.Otlar biçilir Qorom haline getirilir.ot biçimi tamamlandıktan sonra yaylaya bırakılan öküz ve kağnı arabalarını almak için bir yolculuk daha peydah olur gidilirdi aynı güzergahtan tekrar köye geri dönüş yürüyüşü olurdu köye gelir gelmez biçilen otlar sabahın ilk ışıklarıyla kağnı arabalarının üstüne istif yapılarak taşınırdı.Ot taşımak bir nevi kanıksanmıştı zevk verebiliyordu bunun çekilmez tarafı dik yamaçlardan inerken veya hez diye tabir ettiğimiz bataklıklarda arabanını devrilmesi adeta bitişin tükenmişliğin habercisiydi ilk beş on dakika durup seyredilir.Ne yapman gerktiğini düşünürdün. stresi attıktan sonra karar verilirdi ne yapman gerektiğini ondan sonra düşünebiliyordun.araba tekrar boşaltılır bir daha gerisin geriye yeniden yüklenirdi bu arada evin reisi gelip vukuatı görmüşse bir fırça yenilirdi oda az geldiği zaman yanında birazcık sopa eklenirdi hayat böyle devam ederken yetişmiş olgunlaşmış arpa tarlaları aradan çıkarlardı sabah erkenden bir araba ot getirilir.Arpaların kelle olmasını önlemek için tarla biçmeye gidilirdi .....derken bığday tarlaları biçilirdi pıllur yapılırdı dinlenmeye alınırdı daha çok kuruduktan sonra harmana furğun diye tabir ettiğimiz uzun ve genellikle düz arazide kullanılan kağnının bir boy büyüğü devreye girer onunla taşınırdı bütün bunlar devam ederken herkes uykuya,banyoya ve beslenmeye hasret bir şekilde günlerini geçirirdi taşıma işiyle birllikte harman atbaşı devam ederdi koşuşturma müthiş sürüyordu yağmura yakalanma korkusu daha da kamçılıyordu harmanda iken yağmura yakalanan sap adeta bir oyuncak gibi uğraş isterdi bu yetmezmiş gibi bu arada varsa saman geceleri sepetlerle merek tabir ettiğimiz yerlere taşınırdı.bütün bu işler bitiğinde Eylül ayınına girmiş oluyorduk.yayladan dönüş hazırlığı başlamış oluyordu tekrar koşuşturmanın başına dönülüyordu yaylada eşyalar toplanmış yağ ve peynirler depolanmış kim daha çok yapmış yarışı kadınlar arasında devam ederken sonbaharın getirmiş olduğu hava kendisini iyice hissettirmektedir her taraf sararmış hayvanların yiyeceği tükenmiş köye dönüş bu şartlar altında devam etmektedir.kamyonlar traktörler yüklenir bir daha ki sene buluşmak üzere temennileriyle elveda denilerek ayrılır hayat böyle devam ederek sürmekte bir daha ki yıl tekrar aynı düzen sürüp gitmekte......
Selam va sevgilerimle
Murat karakurt
_________________________________
Bügünlerde yayladan köye dönmeye hazirlanan tüm köylülerimize selam olsun.
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
HAFIZ HARUN ERGÜL
Yer:
Erzurum
Tarih:
24 Ağustos 2008, Pazar 22:55
|
MERHABA KARAPINAR KÖYÜ SİTESİ SAKİNLERİ .EPEY ZAMAN OLDU SİTEYE GİRMEYELİ KISITLI İMKANLARIN OLDUĞU YERDE GÖREVLİ OLDUĞUMDAN DOLAYI SİTEMİZİ PEK ZİYARETTE BULUNAMIYOM.SEVGİLİ NERMİN TEYZEMİN VE EŞİNİN ANKARAYA TAYİNLERİNİN ÇIKTIĞINI SİTEDEN OKUDUĞUM MSJ LARDAN GÖRDÜM TEYZEME VE SAYGIDEĞER EŞİNE YENİ GÖREV YERLERİNDE BAŞARILAR DİLİYORUM .MURTA KARAKURT DAYIMADA SAYGILARIMI SUNUYOM .BAYA ZAMAN OLDU KÖYÜÜMZE GİTMEYELİ.NASİP OLURSA RAMAZAN BAYRAMINDA EŞ DOSTU SILA-İ RAHİM YAPACAM .SEVGİ SAYGILARIMLA ALLAHIN RAHMETİ BÜTÜN ÜMMETİ MUHAMMEDİN ÜZERİNE OLSUN.ALLHA EMANET OLUN...........
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ENGİN KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
23 Ağustos 2008, Cumartesi 22:40
|
SEVGİLİ DOSTLAR.
21-24 .08.2008 TARİHLER ARASINDA ERZURUMDA DÜZENLENEN TARIM ÜRÜNLERİ VE TARIM MAKİNALARI İLE İLGİLİ BİR FUAR İSTASYON MEYDANINDA KURULDU.YAKLAŞIK
50 BÜYÜK FİRMANIN ÜRÜNLERİ SERGİLNMEKTE,BİZLERDE ZAMAN ZAMAN GEZMEYE GİDİP TEKNOLOJİYİ İZLİYORUZ.
ÇOK GÜZEL TARIM MAKİNALARI YAPILMIŞ,BU MAKİNALARA AİT KATALOG VE BROŞÜRLER ALDIM EN KISSA ZAMANDA KÖYE GÖNDERECEM KAHVELERDE AKRABALARIMIZDA TAKİP ETSİNLER,
SEVGİLİ DOSTLAR BİR HAFTA SONRA ALLAH KISMET EDERSE RAMAZAN AYININ İLK OROCUNU TUTACAĞIZ,BU SÜRE ZARFINDA
HALKIMIZDA RAMAZAN TELAŞI BAŞLAMIŞ CENABI ALLAH HER KESE HAYIRLI BİR RAMAZAN GEÇİRMESİNİ NASİP ETSİN.
OROÇ,(CEHENNEM ATEŞİNE KARŞI MANEVİ BİR) KALKANDIR.
NAMAZ,DİNİN DİREĞİDİR,HER HAYRIN ANAHTARIDIR. HADİS-İ ŞERİF
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
ENGİN KARAKURT
Yer:
Erzurum
Tarih:
23 Ağustos 2008, Cumartesi 22:15
|
ARZU VE ÖMER KAPU ÇİFTİNE ÖMÜR BOYU MUTLULUKLAR DİLERİZ.
[:p)]  [:p)]  [:p)]
ZENNURE@ENGİN KARAKURT
|
| Yukarı |
|
| |
|
|