gelisenbeyin.net Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası > Eğitim Dünyası > Eğitim Öğretim
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Eğitim ve Çevre İlişkisi

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
gelisenbeyin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge
gelişime dair ne varsa.. Yahya KARAKURT

Kayıt Tarihi: 01-Ocak-2006
Konum: Istanbul
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4745
  Alıntı gelisenbeyin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Eğitim ve Çevre İlişkisi
    Gönderim Zamanı: 18-Haziran-2014 Saat 12:05
EĞİTİM VE ÇEVRE İLİŞKİSİ

EĞİTİM VE ÇEVRE İLİŞKİSİ… “İnsan kendi tabiatının ve mizacının değil, kendisini saran muhitin ve bu muhitten kazandığı alışkanlıkların (kültürün) çocuğudur.” İbn-i Haldun Çevrenin, insan yaşamı ve davranışları üzerindeki etkisi inanılmayacak kadar büyüktür. Aslında, aileden sonra ve okuldan da daha fazla olmak suretiyle, insanın insan olabilme sürecinde hem fiziki hem de sosyal çevre gerçekten de en önemli etkidir. Ailenin öneminden bahsettik önceki bölümlerde, bu nedenle daha fazla üzerinde durmaya gerek duymuyorum. Çevre, konusuna gelince de söylenecek daha çok şey olduğu kanaatindeyim. Çünkü bebek doğduktan sonra anca 6-7li yaşlara kadar ancak ailesi ile tam anlamıyla süresiz ve sınırsız bir ilişkide bulunabiliyor. Çünkü bebeklikten bu döneme kadar olan dönemde, çocuk her zaman ailesinin gözetimindedir; yemesi, içmesi, davranışları. A’dan Z’ye tüm hayatı kontrol altında tutuluyor da denilebilir. Bu yaşlardan sonra, okul ile başlayan sosyalleşme süreci, yeni bir çevrenin (hem fiziki hem de sosyal) çocuğun hayatına girmesiyle, haliyle çocuğun dünyası da değişmekte, netice olarak bu değişiklik hem davranışlarında hem de düşüncelerinde belirgin bir şekilde görülmektedir. Çocuk artık her şeyi çevresindeki kaynaklardan öğrenmektedir ve bununla yetinmeyip bunu hayatına da uygulamaktadır. Fiziksel değişimin en hızlı olduğu bu dönemlerden biri olarak kabul edilen bu süreçte, sadece fiziksel değil zihinsel- dolayısıyla- davranışsal değişiklikler de başlar. Ergenlik çağında zirvesine çıkan bu değişimlerle, çocuğun kişiliği iyiden iyiye belirginleşmeye başlar. Bireyin, öz ailesi yine anne, baba ve kardeşlerinden oluşsa da, O’nun artık öz ailesinden daha çok bağlı olduğu, ikinci bir üvey ailesi vardır; Çevresi. Peki, çevreden kasıt nedir? Çevreyi, sosyal ve fiziki çevre olarak ayırabiliriz. Aile de dâhil olmak üzere, bireyin eğitim gördüğü ortamlar (ilköğretim, lise, üniversite vb) ve arkadaşları, iş ve eğlence arkadaşları, hatta daha da genellemek gerekirse bütün bir toplum ve insanlık, sosyal çevre olarak kabul edilebilir. Kişinin içinde yaşadığı fiziksel koşullar, ev ve mahallenin fiziksel durumu (fakir-zengin), yediği yiyecekler, giydiği elbiseler(ucuz-pahalı), coğrafi koşullar(dağ-deniz, şehir-köy) da fiziksel çevre olarak adlandırılabilir. Kişinin, içinde bulunduğu fiziksel ortam, içinde bulunacağı sosyal çevreyi oluşturacağı için, sosyal ve fiziksel çevreyi birbirinden ayrı tutmak ve herhangi birinin, kişinin eğitiminde ve yaşantısında daha az veya daha çok etkiye ve öneme sahip olduğunu söylemek büyük yanlışlık olur. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, deniz ve sıcağın olduğu bir çevrede yetişen insan ile dağlık ve soğuk bir ortamda yetişen bir insan farklı davranışlar sergileyeceklerdir. Aynı şekilde, şehir olarak kabul edilen bölgelerde yaşayanlarla, kırsal/köy bölgelerde yaşayanlardan da farklı tavırlar ve kişilik oluşumları beklenecektir. Burada hangisinin iyi ya da kötü, hangisinin doğru ya da yanlış olduğu konusuna girecek ve yargılayacak değilim. Sadece, zihninizde canlandırıp, yargılamayı size bırakmak istedim. Köylü-şehirli, Doğulu-Batılı, Egeli-Akdenizli-Karadenizli vb kavramları ben türetmedim ki, yargılamayı ben yapayım. Fakat bu bölgeler arasında belirgin farklar var ki, bu kavramlar çıkmış ortaya. Türkiye özelinden, dünya geneline gitmek gerekirse, Asyalı(Uzakdoğu-yakın doğu)-(doğu ve batı)Avrupalı- (güney ve kuzey)Amerikalı, Afrikalı vb yüzlerce ayrım ve farklılık içeren kavramlar da var olduğuna göre, demek ki fiziksel çevrenin insan yaşamındaki etkisi gerçekten büyük. Zengin ülkelerde büyüyüp doğanlar, daha şanslı kabul edilir ve fakirleşmeleri zordur. Çünkü imkânlar sayesinde her şeye ulaşılır ve rahat bir yaşam sürdürülür; fakir bir ülkede doğanlar ise şansız olarak kabul edilirler ve zenginleşmeleri gerçekten zordur; imkânsızlıktan dolayı da hayat adeta cehenneme döner. Eti çok olan bir yerde büyüyenler, çok et yerler; otu çok olan yerdekiler de çok ot yer. Afrika’da insanlar açlıktan ölürken, Avrupa ve Amerika’da aşırı yemekten (obeziteden) ölürler. Dünyanın en büyük fay hattı üzerinde bulunan Japonya için deprem çok şey ifade ederken, eski çekirdek masifler üzerinde bulunan ve hemen hemen hiç deprem olmayan Brezilya için depremin hiçbir önemi yoktur. Dünyadaki genel kanıya göre, Akdeniz insanları daha sıcakkanlı kabul edilirken, kuzey bölgesi insanlar daha soğukkanlı olarak kabul edilmişlerdir insan ilişkilerinde. İşte bu ve benzeri daha birçok örnek sebebiyle, fiziksel çevrenin insan yaşamı üzerindeki büyük etkisi yadsınamaz. Sosyal çevreye dönecek olursak, ben toplumdan ziyade, arkadaşların (okul, iş, aşk vb) etkisi üzerinde daha fazla durmak istiyorum. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyen Cervantes’i ve “Üzüm, üzüme baka baka kararır / Körle yatan şaşı kalkar” diyerek bize tarihin gelmiş geçmiş en büyük dersini veren Atalarımızı burada yâd etmeden de geçmek istemiyorum. Siz, hiç arkadaşlarınızın hayatınızda ne kadar etki bıraktığını düşündünüz mü? Evet, gerçekten de arkadaş –çevre faktöründe- en önemli unsurdur. Biz her şeyimizi arkadaşlarımızdan öğreniriz, yani birbirimizden. Biz de başkalarının arkadaşı değil miyiz? Henüz, daha küçükken bir mahallede, bir sokakta ya da bir parkta, ilk arkadaşlıklarımız başlar. Kimisi mezara, kimisi pazara kadardır. (Çoğu kez) ailemizden etkilidir sözleri ve davranışları. “Dost vurulunca değil, unutulunca kahrından ölür. Biz, sevdiklerimizi kır çiçeği gibi avucumuzda değil, kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız” dedirtebilen tek varlıktır onlar. Evde öğrenmediğimiz ya da öğrenemediğimiz, ne kadar gerekli gereksiz şey varsa biz birbirimizden öğreniriz. Bazen sigara, içki, küfür, kavga, dövüş, hırsızlık, yalan söyleme gibi zararlı ve olumsuz davranışları öğrenirken, bazen de sevgi, saygı, güzel söz, nezaket, başarı, dürüst olma, paylaşma ve anlayışlı olma gibi olumlu ve her yerde kabul gören davranışları ediniriz arkadaşlık ilişkileri sırasında. İyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini biz birbirimizden öğreniriz. Keşin arkadaşı keş, sarhoşun arkadaşı sarhoş, hırsızın arkadaşı hırsız olur; aynı şekilde, dürüstün arkadaşı dürüst, başarılının arkadaşı başarılı, kibarın arkadaşı kibar, eğitimlinin arkadaşı da eğitimli olur. Bazen beraber okuldan kaçar, bir kuytuda sigara içer, sakıncalı işler yaparız; bazen el ele verip, birbirimizi uyarır ve başarıya giden yolu birlikte aşarak güzel işlere imza atarız. Velhasıl kelam, sözü fazla uzatmayalım; arkadaşımızda kötü ve çirkin diye adlandırılan değerler varsa biz de o yolun yolcusuyuz demektir; şayet iyi ve güzel denilen değerler varsa, bize de geçecektir; böyle olunca da güzel arkadaşlar sayesinde biz de iyi bireyler olacağız ve insan kavramının içi dolmuş olacak; bu sayede, iyi insandan iyi bir aile; iyi bir aileden iyi çocuklar; iyi çocuklardan iyi bireyler; iyi bireylerden de iyi bir toplum meydana gelecektir, ve tabii ki bunun neticesinde daha yaşanabilir ve daha huzurlu bir dünya…
Mirkan Baran

Gelişimin adresi...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz