gelisenbeyin.net Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası > ..::Her Telden::.. > İslam ve Kur'an
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

tasavvuf nedir?

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
ramazan Açılır Kutu Gör
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 21-Ocak-2007
Konum: İstanbul
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 118
  Alıntı ramazan Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: tasavvuf nedir?
    Gönderim Zamanı: 21-Ocak-2007 Saat 16:57
• Tasavvuf bir ilim-irfan mektebidir.

Esrar odasynyn ilâhî syrlaryna mazhar olabilmek ve hakikaty anlamak için kurulmu? bir mektep. Bu tahsil sayesinde bütün ilimlerin özüne inilir. Asyl mânâ süzülmektir. Tereya?ynyn süzüldü?ü gibi süzülmek, haddelerden geçmek. Koca bir adam olarak girdim, zerre hakir oldu?umu bildim. Tasavvuftan gaye budur. Bu hâle gelebilmek için tasavvuf elzemdir. Her müslüman için zaruri bir yoldur.

Lüzumu ise Âyet-i kerime’lerle ispat edilmi?tir. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden her biriniz için bir ?eriat ve bir yol tayin ettik.” buyuruyor. (Mâide: 48)

Fahrüddin-i Râzi Hazretleri ve di?er bazy müfessirler bu Âyet-i kerime’ye “Ey kullarym! Sizin her birinize iki ?eyi vâcip ettim. Evvelâ ?eriat, sonra da tarikat.” mânâsyny vermi?lerdir. Çünkü “Minhac” lügat itibariyle “Münevver bir yol” demektir.

Ve buna benzer bir çok Âyet-i kerime’ler vardyr.

Allah-u Teâlâ:

“Benim zikrim için namaz kyl!” (Tâhâ: 14)

Âyet-i kerime’si ile namazy emretmi? oldu?u gibi;

“Ey iman edenler! Allah’y çok zikredin!” (Ahzab: 41)

Âyet-i kerime’sinde kendisini zikretmeyi emretmi?tir. Namaz da ilâhi bir emirdir, zikrullah da ilâhî bir emirdir.

Insanlarin mizaçlari yaratili? itibari ile degi?ik oldugundan, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz zikrullah emrini alinca; Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- Efendimiz’e kalbi zikir yapmayy, Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz’e de cehrî zikir yapmayy ve insanlara ö?retmelerini emir buyurmu?tur.

Ve bu yol o günden bu güne, Piran-y izam Hazeratynyn el ve gönüllerinde zamanymyza kadar teselsülen gelmi?tir. Bu silsile-i celile, tevatür ile sabit olmu?tur. Her devirde büyük bir cemaat tarafyndan do?rulu?u tasdik edilmi?tir.

Ymam-y Rabbâni -kuddise syrruh- Hazretleri:

“Tevatür ile dinde sabit olany inkâr etmek küfürdür.” buyurdular.

Bir Âyet-i kerime’de de:

“Namazy bitirdi?iniz zaman ayakta iken, otururken ve yanlarynyz üzerinde yatarken de Allah’y zikredin.” buyuruluyor. (Nisa: 103)

Bu emre uyan ve gere?ini icrâ edenler Hakk’yn sevgisini kazanyrlar.

Zahirde kalanlar Âyet-i kerime ve Hadis-i ?erif’lerdeki zikri, yalnyz namaz olarak kabul ediyorlar. Bilmediklerinden hakikatlara gözü yumuk bakarlar. Halbuki bâtyna intikâl edip, iç âlemine döndükleri zaman bunun hakikatyny göreceklerdir.

Allah-u Teâlâ:

“Allah’y unuttuklaryndan dolayy Allah’yn da kendilerini kendilerine unutturdu?u kimseler gibi olmayyn. Onlar fâsyklaryn tâ kendileridir.” (Ha?r: 19)

Âyet-i celile’si icabynca zikir ve fikirden gafil olan müminleri “Fâsyk” kelimesi ile tabir buyuruyor.

Allah-u Teâlâ’nyn bir kulunu sevmesi, muhakkak ki o kulun zikrullah’y sevmesi ve onunla i?tigal etmesi ile kaimdir.

Yani zâhirimizi süslemek için Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-in ?eriatyna, bâtynymyzy ziynetlendirmek, iç dünyamyzy nurlandyrmak için de tarikatyna ittiba eylemelidir. ?eriatla dy? nizam, tarikatla da iç nizam tesis edilir.

Yç âleme intikal ancak farz ve nafilelerle kazanylyr. Çünkü farzlaryn edasy ile mükellef olan beden oldu?u gibi, nafilelerle memur olan da ruhaniyettir.

Bir insan söz ve davrany?laryna ?er-i ?erif çerçevesinde yön vermezse onun tarikattan feyz alamayaca?y açyk bir gerçektir. Doktorun verdi?i ilaçlary kullanyp, perhize riayet etmeyen bir hasta gibi olur.

?urasy çok iyi bilinmelidir ki, tarikatlaryn hepsine Allah-u Teâlâ’nyn emr-i ?erifi ile sülûk edilmi?tir. Bütün tarikatlaryn hangisi olursa olsun hepsinin de esasy ve de?eri ?eriat-y mutahhara’dyr. Yslâm’a muhalif olan bir tarikat, zaten tarikat da de?ildir.

Tasavvuf sadece kâl de?il, bir hâl ilmidir, bir tatbikattyr. Ya?anylmadykça tadylmadykça, hissedilmedikçe nazari bilgilerle anla?ylmaz ve anlatylmaz.

Tarikat-y aliye’ye dehalet etmekten maksat, ?eriatte inanilmasi gereken ?eylere kar?i yakin hasil olmasidir. Hakiki iman da budur.

Mesela Allah’yn varly?yny önce i?iterek inanan insan; bularak, anlayarak inanmaya ba?lar, imany kemâle erer.

Di?er taraftan ibadetleri yapabilmek için nefs-i emmâreden ileri gelen güçlükler ortadan kalkar, ibadetler kolaylykla ve seve seve yapylyr.

Ylim ve hakikat aleminde imanyn kemalle?mesine büyük bir âmil, zühd ve takva ile ba?layyp olgun dima?larda bir felsefe olan tasavvufun; bir takym müfsid telakkiler altynda zan, nam ve menfaatler sebebiyle safiyeti ve asly kaybettirilmeye çaly?yldy.

Bazy cahilleri marifet ehli zannyyla aldatan, taassub ehli bir kaç sahte mür?idin tasavvuf iddiasynda bulunmalary, fikirlerde kararsyzlyk husule getirmi?tir.

Tarikat-y münevvere Cenab-y Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin söz ve davrany?laryndan ibarettir. Kayna?y Kur’an-y kerim ve Hadis-i ?erif’lerdir. Zamanymyza kadar büyük bir saffet ve samimiyet içinde gelmi?, asliyetinden hiç bir ?ey kaybetmemi?tir. Asyrlar boyunca Yslâm ahlâkynyn vücud bulmasynda, fitne ve fesadyn bertaraf edilmesinde, gerçek karde?li?in tesisinde, birlik ve beraberli?in sa?lanmasynda, be?eriyetin ruh hastalyklarynyn tedavisinde, imanyn kemalle?mesinde yine de en büyük âmil o olmu?tur. O syr bereketi ile ahkâm-y ilâhi kyyamete kadar baki kalacaktyr.

Her zamanda oldu?u gibi bugün de tasavvuf aynen mevcuttur. Bilhassa Tarikat-y Nak?ibendiye’de kyyamete kadar Pîr eksik olmayacaktyr. O has oda; odadan odaya, halkadan halkaya geçmi? ve hiç bozulmamy?tyr.

“Ebu Bekir’in kapysyndan ba?ka, mescide açylan bütün kapylary kapatynyz.” (Buharî)

Hadis-i ?erif’ine ?eyh Es’ad Efendi -kuddise syrruh- Hazretlerimiz:

“Allah’ym! Bütün tarikatlaryn pîri kesildi?i zaman Ebu Bekir’in yolunu kyyamete kadar baki kyl” mânâsyny vermi?lerdir.

Allah-u Teâlâ zâhirî ilimlerin ö?renilmesi için yeryüzünden âlimleri eksik etmedi?i gibi, bâtynî ilimleri ö?retmek için tarikat ehlini de eksik etmemi?tir.

Hüccet-ül Yslâm oldu?u halde Ymâm-y Gazâlî -kuddise syrruh- Hazretleri tasavvufa yönelmi? seyr-ü sülûk yolundaki zevki taddyktan sonra durumunu ?u ?ekilde dile getirmi?tir:

“...Sonra kendi durumuma baktym. Bir de ne göreyim! Dünyevî alâkalar içine dalmy? batmy?ym. Bu alâkalar beni her taraftan sarmy?lar. Yapty?ym i?lerimi gözden geçirdim. Onlaryn en güzeli tedris ve tâlim idi. Fakat bu sahada da ehemmiyetsiz, âhiret yoluna faydasy olmayan ilimlerle me?gul oldu?umu anladym. Tedris hakkyndaki niyetimi yokladym. Onun da Allah ryzasy için de?il, mevki ve ?öhret kazanmak gayesi ile oldu?una kanaat getirdim. Bu hâlimle uçurumun kenarynda bulundu?uma, e?er durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem ate?e yuvarlanaca?yma kanaat getirdim.”

“Yakinen anladym ki, sûfiler hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onlaryn gidi?leri, gidi?lerin en güzelidir. Gittikleri yol, yollaryn en do?rusu, ahlâklary ahlâklaryn en temizidir.

Dünyadaki bütün akylly insanlaryn akyllary, hikmet sahiplerinin hikmetleri, ?eriatyn bütün teferruatyny bilen zâhir ulemâsynyn ilimleri, onlaryn gidi?at ve ahlâkyndan bir ?ey de?i?tirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere bir araya gelseler, buna muvaffak olamazlar.

Onlaryn zâhir ve bâtynlaryndaki hareket ve duygularyn hepsi, Nübüvvet kandilinin nûrundan alynmy?tyr. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan ba?ka hidâyet rehberi, nûr kayna?y yoktur.” (El-munkizu min’ed-dalâl)



• Tarikat-y âliye bir ordudur.

Muazzam bir te?kilaty vardyr. Evvela nefisle mücadele, icabetti?i zaman dalâlet ehli ile mücadele, maddi yardym yaparak mücadele... Fakat size if?â edeyim ki, en büyü?ü kalemle mücadeledir. Buna cihad-y ekber denir.

Nefisle mücadele çok mühimdir. Çünkü nefis yslah edilmedikçe yapylan cihad yersizdir. Bu hususta demi?izdir ki: “Ey zahid! Fethetmek için seni ku?anmi? görüyorum. Fakat sen fethedildigini bilmiyorsun. Evvela kendi içine dön, içindeki dü?mani ögren, evini ve odalarini i?galiyetten kurtar.”

Onun için insan evvela nefsini fethedecek, fetihten sonra yapaca?y i?leri ryzâ yoluyla yapacak. Yoksa içindeki putla fetholunmaz. Evvelâ iç putunu kyr, ondan sonra fethe çyk.

Bir dü?manla çarpy?yrsyn, be? ki?iyle on ki?iyle; fakat kalemle milyonlarla çarpy?yrsyn. Onun için kalemle mücadeleye cihad-y ekber demi?izdir.

Bunu söylemekle sizi de bu cihada te?vik ediyorum. Ve bunu Allah namyna yapty?yn zaman, hiç ?üphesiz ki O sana yardym eder, deste?in O olur, muhafazakaryn O olur. Bütün kâinaty kar?yna alsan, murad ederse kylyna halel gelmez.

Binaenaleyh böyle bir orduya giren insanyn yapaca?y i?leri çok iyi bilmesi lâzym. Nefsiyle, bedeniyle, malyyla, kalemi ile cihad etmesi ?arttyr.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i ?erif’lerinde:

“Cihad etmek üzerinize farz kylynmy?tyr.” buyuruyorlar. (Ebu Dâvud)

Bu yol öyle nizamly, disiplinli bir ordudur ki, mânevî kumandanlar tarafyndan idare edilir. Ba?kumandany da Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin vekâletini ta?yr.

Bu yolun önderlerine Hazret-i Allah öyle bir ikram ve ihsanda bulunmu?tur ki, gayeleri ula?mak de?il ula?tyrmaktyr. Mânevî kumandan ordusunun selâmetini dü?ünür, kendi selâmetini de?il.

• Tarikat-y âliye bir hastanedir.

Öyle bir hastanedir ki, sertabibi bizzat Seyyid-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizdir. Vekili olan mür?id-i kâmiller de, o hastanenin doktorudurlar.

Bedenî hastalyklaryn te?his ve tedavisi için hâzyk bir tabibe müracaaty emir buyurmu? olan Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, mânevi hastalyklardan kurtulmak için de mânevi bir tabibe ba?vurmayy emir buyurmu?tur.

Mühim olan bu mânevi hastalyklardyr.

“Onlaryn kalplerinde hastalyk vardyr.” (Bakara: 10)

Âyet-i kerime’si ile i?aret buyurulan korkunç hastaliklar, tedâvi edilmezse hayat-i ebediyeyi öldürdügü için çok tehlikelidirler.

Hasta olan bir insan, güzel yemeklerin lezzetini anlayamaz. Agiz tadinin geri gelmesi hastaliginin tedavi edilmesine baglidir. Bunun gibi nefs-i emmâre’ye ma?lup olan bir kimsenin kalbi hastadyr, ibadet ve taatlerden lezzet alamaz.

Kin, kibir, gadap, ?ehvet, hased, riyâ, tamah, ucb... gibi kötü syfatlar kalp hastalyklarydyr.

Güzel bir kâlple geldik. Kalbin o güzelli?ini korumak için bu ahlâk-y zemimelerden, hayvâni syfatlardan syyrylmak gerek.

?ifa bulmak için:

“Zikrullah kalplerin ?ifâsidir.” (Münâvi)

Hadis-i ?erif’i mucibince, Hazret-i Allah’y çok zikretmemiz icap ediyor.

Zikrullah ile kalp, ruh, syr, hafa, ahfa odalary nefsin i?galinden kurtulur. En son nefs-i kül odasy da kurtarylyrsa, hakimiyet ruhun eline geçer, letaif ampülleri yanar, ki?i bütün kötülüklerden nedamet eder, bir daha yapmady?y gibi dü?ünmekten de syyrylyr.

Artyk o ki?i ahlâk-y zemimeden arynmy?, hayvânî syfatlardan kurtulmu? olur. Kemal yollaryny bulur. Bütün âzâlary ahkâm mucibince hareket etmeye ba?lar.

Bir de ?u var ki, Allah-u Teâlâ’nyn ezelden aldy?y kimselerin ameliyata da ihtiyacy vardyr. Bu ameliyaty da ancak Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin vekili olan Mür?id-i kâmiller yapabilirler. Operatörlü?e tayin edilen o doktor; ezelî nasibi olanlara nasibini vermek için, masiva köklerini kazymak için, ?eytany çykarmak için, sadryn geni?letilmesi için, marifet fidanlarynyn ekilmesi için... ?art olan bu ameliyaty yapar.

• • Tarikat-y âliye bir pazardyr.

Öyle bir pazardyr ki, gerçekten bu sahaya adymyny atan bir kimse canyny ve malyny ortaya koyacak ki, Hazret-i Allah ile aly?-veri?e giri?ebilsin. Hâlik ile aly?-veri? yapabilme ?erefine nail olmak ne büyük bir saadettir!

Allah-u Teâlâ Hazretlerinin ?öyle bir fermany var:

“Hiç ?üphesiz Allah yolunda sava?ip dü?manlari öldüren ve öldürülen müminlerin canlarini ve mallarini Allah cennet kendilerinin olma kar?iliginda satin almi?tir.” (Tevbe: 111)

Bu pazara giren ki?i “Allah’ym! Ben bu aly?-veri?i kabul ettim, bunu benden kabul buyur ve bana kolayla?tyr.” diye Hazret-i Allah’a sy?ynmasy, sahaya girince de bir daha dönü? yapmamasy lâzymdyr. Madem ki Hazret-i Allah ile ahdla?tyn, aly?-veri?i kabul ettin, artyk i?in biter.

Di?er Âyet-i kerime’lerinde ?öyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Elem verici, can yakycy bir azaptan sizi kurtaracak bir ticaret yolunu göstereyim mi size?” (Saf: 10)

Bu soru te?vik için sorulmu?tur. Bundan sonra Allah-u Teâlâ ?öyle buyurarak bu ticareti açiklami?tir:

“Allah’a ve Resulü’ne imanda sebat eder, Allah yolunda mallarynyzla canlarynyzla cihad edersiniz. E?er bilirseniz, bu sizin için çok daha hayyrlydyr.” (Saf: 11)

Ticaret; ki?inin kazanç arzusu ile malini, emegini, her türlü kabiliyetini ortaya koyarak kâr elde etmesidir. Bu bakimdan iman ve Allah yolunda cihad etmek, ticarete benzetilmi?tir. Inanan, mali ve cani ile cihad eden kimse; elem verici azaptan kurtulmak için, Allah katindaki büyük mükafati elde etmek için, sözde kalmami?, yapacagini yapmi?tir. Maddi kazancini Allah yolunda sarfettigi için manevi kazanca dönü?türmü?tür. Bu ticaretin asil kâri ahirette görülecektir:

“Y?te bu takdirde Allah günahlarynyzy ba?y?lar, sizi altlaryndan yrmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki ho? ve güzel meskenlere yerle?tirir.

Y?te bu pek büyük bir kurtulu?tur.” (Saf: 12)

Bu ticaret, dünya ticareti ile kyyas bile edilemez.





Tasavvuf ehli ise üç kysma ayrylyr:

1. Mükemmel

2. Kemâl

3. Mukallid

Mükemmel üç kysma ayrylyr:

1. Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sehm-i nübüvvetine vâris olanlar.

Âyet-i kerime’de ?öyle buyuruluyor:

“Yarattyklarymyzdan öyle bir topluluk da vardyr ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.” (A’raf: 181)

Yr?ad memurlaryndan murad, kibâr-y evliyâullahtan olan mür?id-i kâmillerdir.

2. Sehm-i velâyetine vâris olanlar.

Âyet-i kerime’de ?öyle buyuruluyor:

“E?er bilmiyorsanyz dini mü?küllerinizi ehl-i zikirden sual ediniz.” (Nahl: 43)

Ehl-i zikirden murad evliyâullah hazeratydyr.

3. Sehm-i nübüvvet ve sehm-i velâyetinden nasip alanlar.

Âyet-i kerime’de ?öyle buyuruluyor:

“Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursanyz mualliminiz Allah olur.” (Bakara: 282)

Burada size üç Âyet-i kerime arzedilmi? oluyor. Hazret-i Allah buyuruyor ve duyuruyor ki, bu i?in ehli bunlardir.

Mür?id-i hakiki Hazret-i Allah’tyr. Mür?id-i kâmil bir korkulu?a benzer, kargalar taneleri toplamasyn diye... Mür?id-i kâmil ayny zamanda bir berzahtyr, hakikat ile dalâlet kary?masyn diye...

Kemâl olan mür?id gayryya tecavüz etmez, hududunu muhafaza eder, yol tarif eder, fakat mürid götürmeye sahib-i salâhiyet de?ildir. Allah-u Teâlâ’nyn izniyle alyp götürmeye sahib-i salâhiyet olanlary az önce üç Âyet-i kerime ile size arzettik.

Mukallid olanlara gelince, bugün sahayy i?te bunlar istilâ etmi?tir. Zan ile hareket ederler, hiç bir i? ve hareketleri ahkâm-y ilâhîye uymaz.

Bir temsil getirelim. Bal arysy bal yapar, e?ek arysy da vyzyldar. Kar?ydan gören onlary bir gibi zanneder. Ehl-i hakikat bunlary ayyrt eder.

Bunun içindir ki tarikat bir tatbikattyr, nazarî bilgilerle anla?ylmaz. Tadylmadykça, ya?amadykça lezzeti bilinmez.
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz